Annemin bana bu ismi neden koyduğunu hep merak etmişimdir. Tam olarak hangi cinse ait olduğu belli olmayan bu isim biraz farklı. Oysa o kadar çok isim var ki. Yine de sırf annem koyduğu için adımı çok seviyorum. Adımı öyle güzel söylüyor ki. Sanki dünyadaki herkes beni tanıyormuş gibi hissediyorum.
Mavi…
Evet, evet ismim Mavi. Gök, deniz, çivit, boncuk mavisi. Annem tüm duyguları içinde barındırdığı ve umudu simgelediği için bu ismi koyduğunu söylüyor. Söylüyor ama tam olarak hikayesini anlatmıyor. Ne kadar ısrar ettiysem anlatmadı. Ben de anneme inanıyorum. Çünkü insan bazen sadece inanmak istiyor.
Annemle iki odalı, küçük bir mutfağı olan, panjurları pembe olmayan bir evde yaşıyoruz. Evimizin önünde küçük bir bahçe var. Annem de ben de plastik çiçekleri oldum olası sevmediğimiz için bahçemizde rengarenk, mis kokulu çiçekler yetiştiriyoruz. Her mevsim ayrı güzel. Hele yazları iki de sandalye atınca orada oturmanın tadına doyum olmuyor. Hatta bir keresinde bahçeyi temizleme uğruna mikrop kapıp hasta olmuşluğum bile var. Yani bizim için o kadar mühim. Mahallemizdeki evlerin çoğunun yapısı bu şekilde. Evler gibi insanlarda kendi halinde. Etrafımızda büyük apartman katları yok. Neden bilmiyorum apartmanlarda oturan insanlar bana soğuk, kibirli, sadece kendilerini düşünen kişiler gibi geliyor. Belki de bu düşüncemde yanılıyorumdur.
Annemi son zamanlarda durgun görüyorum. Neden bilmiyorum, sürekli halsiz ve hemen yoruluyor. Otururken dahi dalgın dalgın duvardaki Ayasofya camisinin olduğu tabloya bakıyor. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor. Beni fark edince ürperme ve korku ile bakışlarını kaçırıyor.
Günlerden bir gün -perşembeydi sanırım- beni yanına çağırdı. Bir de kağıt kalem istedi. Merakla yanına gittim. Kağıda bir şeyler yazdı. Sonra bana dönerek “Adının neden Mavi olduğunu öğrenmeyi çok istiyorsun değil mi?” dedi. “Tabi ki” diye heyecanlandım. Elindeki kağıdı katlayarak “O zaman bu ocak ayında hazırlan İstanbul’a gidiyoruz” demesin mi? Şaştım kaldım. İsmimle İstanbul’un ne ilgisi vardı. Bunu anneme de soramazdım. Çünkü böyle durumlarda soru sormadan beklememi isterdi. Belki de bu şekilde sabırlı olmamı istiyordu. Şimdi içimdeki merak duygusuyla yaptığım savaşı nasıl kazanacaktım. Bilmiyordum!
Beklemekten başka yapacak bir şey yoktu.
…
Ocak ayı geldi ama biz İstanbul’a gidemedik. Çünkü ben ölmüştüm. Yani ben gerçek değildim, hiç doğmamıştım. Tüm yazılanlar annemin hayaliydi. Bu nasıl mı oluyor? Annem, daha ben küçük bir ceninken bunları sesli sesli anlatırdı. Biliyorsunuz bebekler her şeyi hisseder. Sonra
bir gün o güzel bahçede başı döndü ve düştü. İşte o gün beni kaybetti. Geriye sadece bu hayaller kaldı.
