şairlik meslek değil meskenmiş
takunyalı bir saatçi bunu söyledi
hayır hayır
kulağıma fısıldadı
göğsüme düşen elma’s lekesi
avucumun içinde dişi bir kuş gibi gidip geldi
mayhoş bir ekim akşamı gibi
nasıl hoştu.
karıncalar tüm ordularıyla göğsüme sığındı
bıraktım onları
bıraktım yedi rengi
dönüşüm, dedim kendi kendime
kısır döngünün içinde yine takunyalar
yine dejavu.
freni patladı o gün içimin
sus dedim kahkahama sus!
duyarsa karıncalar
esir ederdi bizi semaya
dişlerimin arasında asılı kaldı sonra antika gülüşüm
hangi zamandı hatırlamıyorum
milat belki rumi
kör zamanlarıydı takvimin
takunyalarım ses çıkardı
turuncu filler al aşağı..
dört gözü vardı takunyalı fillerin
uğraşmadım onları anlamaya
virajların en keskininde öyle uyuşuk durdular ki mevsimler cama dolandı
ağız dolusu çiçekler açtı
takunyaların altına kadifeler serdim
yürüyordum yürüyorduk
gölge kuşu bile duymuyordu bizi.
aslında filler öleli çok olmuştu
karıncalar süleymana belkısa küsmüştü
sakallı oğlanlar mektup yazmayı bırakmıştı takunyalı kızlara
velhasıl eskimişti takunyalar
takunyalar erimişti ateşte
tahta kuruları bayram ediyordu
şairler de bırakmıştı kalemleri.
