Dün gibi hatırlıyorum, Kuyudaki Koro için beni aradıklarında Konya’daydım. Odamda oturmuş, kitap okuyordum. Yanlış hatırlamıyorsam, 2004 yılıydı. Bünyamin K.’nın sesi çok canlı geliyordu. Heyecanlıydı. Dergi çıkarma heyecanı bambaşka bir şeydir. Sonraki dergicilik maceralarımda hep bu heyecanı hatırlayacaktım. Bir de Bünyamin K.’nın, elinde Kuyudaki Koro’nun yeni sayısı, Seha Kitapevinin merdivenlerini çifter çifter çıkması, gözümün önünden gitmez. Dergicilik denildiğinde, hele ki bir yerden bahsi açılıp Kuyudaki Koro dergisi anıldığında, bu iki durumu hatırlarım.
Bu heyecanını hiçbir zaman kaybetmedi Bünyamin K.. Kuyudaki Koro’nun her yeni sayısında yeniden yaşadı ve çevresindekilere yaşattı. Bence bir dergiyi dergi yapan ve yaşatan bu heyecandır. Tabii Kuyudaki Koro’nun editörlüğünü ilk sayısından son sayısına kadar Bünyamin K. yapmadı. Derginin ismi ilk Erzurum’da ortaya çıkıyor. Hasan Yasin Altıner ve Erdal Sarı’nın editörlüğünde 2 sayı Erzurum’da yayımlanıyor. İki editör de o sıralar Erzurum’da öğrencidir. İkisi de şiir yazmaktadırlar. Edebiyatla yakın bir ilişki içindedirler. Henüz üniversite öğrencisiyken dergi çıkarma heyecanına kaptırırlar kendilerini. İki sayı çıkar dergi. Sonra her gençlik dönemi dergisinde olduğu gibi kapanır. Kapanmasını olumsuz manada anmıyorum. O iki sayı zaten değerlidir. Oradadır heyecan. Ellinci sayıya ulaşsaydı değişecekti.
Bünyamin K.’nın beni aradığı, ikinci dönem Kuyudaki Koro için. İkinci dönem dediğime bakmayın. Yine birinci sayıdan başlanmıştır. Diğer ifadeyle ilk iki sayının devamı değildir bu. Bu sefer Kuyudaki Koro Kahramanmaraş’ta çıkmaktadır. Editörlüğünü Hayrullah Safa ve Raşit Küçükkürtül yapmaktadır. Her sayısında Bünyamin K.’yı görmek mümkündür. Eser olarak değilse de, heyecan olarak oradadır. Bütün işi, Hayrullah Safa yüklenmiştir. Yazı, şiir ve hikâyelerin seçimi ona aittir. Erdal Sarı da katkıda bulunmaktadır.
Kuyudaki Koro’nun bir bürosu yoktu. Bilgisayarı, yazıcısı yoktu. Çocuk Bahçesi, Batıpark buluşma mekânıydı. Bünyamin K.’nın evi ayrıca. Zaten bu arkadaşlar bir araya geldiğinde, ya şiir, ya dergi, ya da Maraş’ı konuşurlardı. Dergi çıkarma fikri, şiir ve edebiyat sohbetlerinden doğardı. Sonrasında dergide nelerin olacağını, hangi özellikteki şiirlerin yayımlanacağını, kimlerle söyleşi yapılacağını, kimlerden ürün isteneceğini saatlerce konuşurlardı. Birkaçına ben de denk gelmiştim bu sohbetlerin. Her fikre açık olduklarını görmüştüm o zaman. Aslında ne yapmak istediklerini biliyorlardı. Ama onlara birileri gelip, şöyle de yapmak lazım, bunu da edinmek gerek dediklerinde, oturup dinliyorlardı. Fikirlerini beyan edip, tartışıyorlardı ayrıca. Kuyudaki Koro’da rastlanacak renkliliğin bir sebebi de bu sohbetler, kulak vermeler ve tartışmalardır diye düşünüyorum.
Kuyudaki Koro’nun üçüncü döneminde ise, Bünyamin K.’yı editör olarak görüyoruz. Üçüncü dönemde Kuyudaki Koro dokuz sayı çıkıyor. Son dört sayısının editörlüğünü Bünyamin K.’yla birlikte Ümit Güçlü yürütüyor. İlk beş sayısında ise, Hasan Yasin Altıner ve Harun Balcı. İkinci döneme göre, üçüncü dönemde dergide Kahramanmaraş dışından şair ve yazarların daha çok yer aldığı fark edilir. Kalite, basım, mizanpaj açısından da Kuyudaki Koro üçüncü döneminde yerel kimliğinden sıyrılıp, ulusal kimliğine bürünmüştü. Bir İstanbul veya Ankara’da çıkan dergiden farkı kalmamıştı. Daha doğrusu merkez dergilerle yarış halindeydi denilebilir.
Baştan sona okunacak dergiler vardır. Hiçbir yazı, söyleşi, hikâye veya şiiri atlanmadan okunabilecek dergiler. Kuyudaki Koro öyle bir dergiydi. Ondaki her ürünün bir hikâyesi vardı. Her ürün tek tek elden geçiriliyordu. Bünyamin K.’yle birlikte Raşit Küçükkürtül de dergi çıkmadan önce defalarca tashih ediyorlardı dergiyi. Her bir ürün için, saatlerce konuşulduğu da oluyordu. Her ürünü, herkesin beğenmesi mümkün değildir tabi. Bu yüzden sert geçen tartışmalar da oluyordu. Editörler, neyi neden yayımladıklarını biliyorlardı. O yüzden yayımladıkları veya yayımlayamaya karar verdikleri ürünlerin sonuna kadar arkasında duruyorlardı. Bu özellikleri de, Kuyudaki Koro’yu diğer dergilerden ayıran, canlı tutan özelliklerindendir.
Kuyudaki Koro’yu düşününce, benim asıl dikkatimi çeken husus; derginin üçüncü dönemiyle birlikte bir çevrimin tamamlanmış olmasıdır. Bu çevrimi Bünyamin K.’nın şiir serüveninde de görebiliriz. Bu süreci birçok kişi yaşadı. Hayrullah Safa, Hasan Yasin Altıner, Harun Balcı, hatta Recep Şükrü Güngör, İbrahim Gökburun. Diğer ifadeyle dergide ürünleriyle yer alan bütün yazar ve yazar adayları. Süreç, bence İnsan Saati dergisiyle başladı. İnsan Saati’ni çıkaran da Bünyamin K.’dır. Bünyamin K. İnsan Saati’nin birçok sayısında editörlüğü Ali Büyükçapar’la birlikte yürüttü. İnsan Saati’yle başlayan süreç, Kuyudaki Koro’nun üçüncü dönemiyle tamama erdi diye düşünüyorum. Üçüncü dönemden sonra yeni bir dergi çıkarma düşüncesinin oluşmaması, heyecanının görülmemesi de bu tamamlanan süreçle ilgilidir.
Bünyamin K., İnsan Saati’nde olsun, Kuyudaki Koro’da olsun, kendi şiirini aradı gibi. Daha doğrusu ilk şiirlerinde sesini duyduğu şiir tarzını kovaladı. Bu tarzın içine dostluğu, aşkı, şehri de kattı. Bu şehrin içinde Bursa da vardır. Fakat asıl merkez, Maraş’tır. Asıl çıkışını yaptığı, üçüncü kitabı Hiçbir Baloda Yokum Maraş’ta yazılmıştır. Onun öncesindeki Dağ Hazırlığı da, Bünyamin K.’nın Maraş’ta yazdığı şiirlerden oluşur. Dağ Hazırlığı, Hiçbir Baloda Yokum’un hazırlığı gibidir. Çünkü Bünyamin K.’nın asıl sesi, Hiçbir Baloda Yokum’da duyulur. Önceki kitaplarında yer alan şiirlere göre bu kitaptaki şiirlerinde bu ses, net olarak duyulur. Fakat bulunan sesle, çevrim tamamlanmış olmaz. Bünyamin K.’nın diğer iki kitabından seçtiği şiirleri, Hiçbir Baloda Yokum, Bak Anne Geliyor Bir kara Tren ve bunlardan sonra yazdığı şiirlerle birleştirerek Dün Biriktiren ismiyle yayımlaması da, Kuyudaki Koro’nun üçüncü dönemine denk düşer. Biriktirme işlemi tamamlanmıştır çünkü Bünyamin K. şiirinde. Yaşanan onca şeyden sonra, düne dönüp bakma gereği duymuştur. Bu bakışta, Bünyamin K.’nın bütün şiirleriyle birlikte İnsan Saati’yle başlayan ve Kuyudaki Koro’yla tamama eren dergiciliği de vardır.
