Onu kimse orda görmek istemiyordu
Toprağın içinden biriydi o
Elit dolaşım teorisine aykırı bir kılığı vardı
Belki ilkel bile denilebilirdi haline
Doğrucu belki fazla dürüsttü
Sözleri sıradan, samimi…
Emek ve ekmek arasında mekik dokuyordu
Cesur bir sese sahipti
Uzaktan bakınca fark edilirdi sadelik süsü
Parlak, göbekli rugan ayakkabıları yoktu
Saçlarında anasından kalma beyazlıklar vardı
Tenin rengi ağaç gövdesine yakın
Üzerinde yabanıl kokular sekiyordu
İçindeki kuşları, yeşil ormanları görmedi kimse
Dağları andırıyordu kafesli kahkahası
Kulaklar Mozart ile doluydu, bir lağım nasıl tıkanmış ise öyle tıkalıydı
Havva’nın kızı
Adem’in oğlunu görmüyordu, duymuyordu
Onu kimse orada görmek istemiyordu
Düğünler ve öğünler eriyordu bir kalabalığın önünde
