“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.” İlhami Çiçek’e ait olan bu söz bana göre hüzün üzerine söylenmiş en dolu cümledir.
Şimdi sizlere hüzün güzellemesi veya methiyesi yapacak değilim. Sadece hüzün duygusunun insanla birlikte var olduğu konusunda birkaç cümleyi yan yana getirme niyetindeyim. Hatta sınırı biraz daha daraltarak hüznün her insanda farklı farklı şekillerde bulunduğunu söyleyebilirim. Nasıl ki toplumların kültürel yapıları coğrafyadan coğrafyaya değişiyorsa bu duygu da bireyden bireye, kadından erkeğe, çocuktan yetişkine, yaşlıdan gence göre değişim göstermektedir. Hüznün bu şekilde farklı yansımasını her insan anlamayabilir. Kendi içinde duygu eşiği sığ olan birisi hüzünlenen insanın kederini hafife alır, karşısındaki kişiyi karamsarlıkla, bohemlikle suçlayabilir. Oysa durduk yere hüzünlenen birinin içinde kim bilir hangi bahçenin gülü solmuştur. Şu bir gerçek ki, gönlünde kederi, hüznü misafir eden kişi olaylara, hayata daha ince bir perdeden bakabilir. Kırmak yerine kırılmayı göze alır. Okyanustaki bir gemi gibi, fırtına dinene dek sessizleşir. Yanlış anlaşılmasın hüzün duygusu ağır basan biri beyaz buluttur demiyorum. İllaki hataları vardır, kötülük denizine o da girmiştir ama sonrasında uzunca düşünür, ince ince eler yaptıklarını. Şunu da hatırlatmakta fayda var; bu duygu insanda zorla olacak bir duygu değildir. Hayata bakış açımızla ilgilidir.
Hüzün duygusu insanı bir bakıma ehlileştirir. Kişinin kendini dev aynasında değil el aynasında görmesini sağlar. Kadim kültürlerden bu yana hüzün kalbin üstüne iliklenmiş ufak bir broş gibi durur. Bir bakıma kalbin içine yolculuk yapmamızı, yeni şeyler öğrenmemizi sağlayan bir öğretmendir. Hüzünlü halinizi bir düşünün… uzak yerlere giden bir yolcu misali içinizde kim bilir ne derinlikleri, altın dehlizleri keşfetmişsinizdir. Yolculuktan dönüşte sepetinize bir bakarsınız ki o zamana değin hiç görmediğiniz, yemişler, çiçekler vardır. Hüzün, insanın bu dünyadaki faniliğinin göstergesidir. Ademoğluna dünyaya iyice yerleşmekten ziyade göçebe olduğunu hatırlatır. Bize yansıyan bu duygu, karınca misali, kelebek hafifliğinde etrafımıza karşı daha nazik, daha az inciten bir kişilik kazandırabilir. Şair Erdem Beyazıt’ın “kar altında hüzün denemeleri” şiirinde hüzün hafif hafif yağan beyaz kara benzetilmiştir. Belki de en sessiz doğa olayıdır kar. Bundan hüzne benzetilmiştir.
