Çivi yazısının keşfiyle, belki de şöyle söylemek lazım, yazının keşfiyle mektubun keşfi aynı tarihlere rastlar. Arada büyük boşluklar var. Kâğıt keşfedildikten sonra kopukluklar daha da çoğalmış. Malum, kâğıdı muhafaza etmek daha zordur. Kâğıt, taşa nazaran daha çabuk çürür, kopar, yırtılır ve zedelenir. Taş öyle değil. Papirüsler de kâğıda kıyasla daha dayanıklı. O yüzden yazın araştırmacıları, ilk mektubun ne zaman yazıldığını tespit etmekle birlikte mektubun tarihini bütün halinde okuyamamakta, ortaya çıkaramamakta. İlk mektubun, daha doğrusu yazınsal değeri olan ilk mektubun İ.Ö. 2100-2016 yılları arasında çivi yazısıyla yazıldığı tespit edilmiş. Sümerler, Asurlular, Hititliler gibi toplumlarda taşlara kazınan mektuplara rastlanır. Kil tabletlere yazılıp, sonra fırınlarda ısıtılarak kurutulan mektupları ise, Mısırlılar kullanmış. Sonrasında papirüsün devri başlar.
Bizim söz edeceğimiz ve kişisel mektup tarihimizin merkezini oluşturan “Aşk Mektupları”nı ise, ilk İ.S. 170-244 yılları arasında yaşayan Philostratos yazmış. Bunun Rousseau’nun La Nouvelle’si başta olmak üzere mektup türünde yazılan birçok kitaba ilham olduğu söylenir. Demek ki mektubun tarihiyle “aşk mektubu”nun tarihi birbirine yakın. Mektuba nasihat, resmi yazışma, felsefi tartışmalar gibi konularda başvurulduğu gibi, belki de onlardan daha çok, aşk konusunda ihtiyaç duyulmuş; böylelikle mektubun en güçlü çeşidi oluşmuş.
Ben de mektup kelimesine her zaman duygusal anlamlar yüklemişimdir. Yaşımla ilgili bir durum bu. 1995-1998 yılları arasında liseyi okuduğuma göre bu gayet normal. Tabii ben mektup yazmaya onun da öncesinde yani ortaokul yıllarında başlamıştım. Karşısına geçip, doğru düzgün kendini ifade edemediğin birine, tabii ki mektup yazacaksın. Bu kişi, âşık olduğun kızdır mesela. Veya bir hafta önce haksızlığına uğradığını düşündüğün bir arkadaşındır. Şimdilerde düşünüyorum, neden mektup yazarmışım? Ya da mektup neden yazılır?
Aslında cevabı verdim. Karşısına geçip, derdini anlatamayacaksan, kaleme kâğıda sarılırsın. Bütün duygu ve düşüncelerini kalem ve kâğıtla anlatmak istersin. Benim mektup yazma konusunda asıl dikkatimi çeken noktaysa; bugün değilse yarın o kişiyi bulup konuşabileceğin hâlde neden beklemeyip mektup yazma gereği duyduğundur. Kişi, o anki hâlini kaçırmak istemiyor diye düşünüyorum. Yani mektup, henüz duygular sıcaklığını kaybetmeden yazılan bir türdür. O yüzden de mektupta, düşünceler derli toplu değildir. Öyle üzerinde fazla düşünülmeden yazılmıştır. Örneğin bir makale veya denemeye benzemez mektup. Eksikleri çoktur. Fakat bir deneme veya makalede bulunmayacak özel duygulara, tepkilere hatta mimik ve el kol hareketlerine sahiptir. Mektup müdahale edilemeyen, anlık duygu ve düşüncelerin toplamıdır.
Çok bireysel bir tanım yaptığımın farkındayım. Bu, benim mektup yazma biçimimle ilgili. Belki başka birisi oturup, uzun uzun düşündükten sonra, türlü karalamalar yapıp, en uygun ifadeleri tasarladıktan sonra mektup yazar. Benim için mektup, en fazla bir gün içinde yazılmalıdır. Hatta süreyi daha da daraltabilirim. Masaya oturursun, kalkıncaya kadar mektubun sonuna gelmelisindir. Yoksa ne bileyim o mektup mektup olmayacaktır. Benim için mektup anlık duygu ve düşüncelerin, belki de tepkilerin taşıyıcısıdır. Mektubun diğer türlerden özel olmasının nedeni de budur. Okuyucu Bir bardak çayını soğutmadan mektubun sonuna gelmeli.
Nesne olarak da mektubun anlık duygu, düşünce ve tepkileri yansıtacak forma sahip olduğunu düşünüyorum. El yazısı çok önemli. Fakat daktiloyla yazılan mektuplarda dahi belli bir mektup formunun oluştuğunu düşünüyorum. Aynı formu bilgisayar ortamında yakalamak mümkün değil. Daktiloyla yazılmış mektubun üzerinde kalem ile düzeltmeler yapılabilir. Ve bunlar kusurdan sayılmaz. O şekilde adrese postalanır mektup. Fakat bilgisayarda yazılmış bir metnin üzerinde yazarın sonradan yapacağı müdahaleler belli olmaz. O yüzden bir mektup, elle de yazılmış olsun daktiloyla da fark etmez, onda belli müdahale ve tepkiyi yansıtan işaretler bulunur.
Tabii elle yazılmış mektuplar, daktiloyla yazılmışa nazaran daha tercihe layıktır. El yazısının duygu aktarımında etkisi büyüktür. Mektubu okumadan, sadece el yazısının şekline bakarak da bazı anlamlar çıkarmak mümkün. Mektubu yazan kişi sinirliyse, çizgilerin, harflerin şekilleri daha sert olur. Hüzün doluysa daha net, oturaklı, köşeli, kıvrımları kalın… Eğer neşeliyse, çok daha kısa ifade ve cümlelere rastlamak mümkün. Kederliyse, duygularını ifade edecek kelime bulmakta zorlanıyorsa, yanlış yazılmış ve düzeltilmeye çalışılmış kelime sayısı fazladır. Mektubun yazıldığı kâğıdın cinsinden, cümlelerin kâğıtta duruşundan, harflerin büyüklüğü veya küçüklüğünden kâğıdın katlanış şekline kadar anlam yüklü olmayan hiçbir şey yoktur bir mektupta.
(Devam edecek…)
