ateş kırmızısı bir buğu bıraktın gözlerimde özlemden
oysa yağmur yağıyordu sana aşık olduğum yerde
saat kaçtı hatırlamıyorum ay doğmak üzereydi yüzünden
saatlerce konuştum sırtüstü yattığım yerde dizlerinde
bir bakır cezve kaynıyor sanırdın kalbimdeki cızırtıdan
tutamıyordum kalbimi doludizgindi bırakıverdim ellerine
sana gelmeliymişim daha önce gittiğim hekimler yerine
ikimizin adına yaptığım bu hatayı nasıl telafi etmeli şimdi
geriye gitmenin imkanı olsa da yeniden başlatsam zamanı
kader desek adına gücüne gitmez değil mi benim gitmez
gölgede kurumuş patlıcan dizileri gibi sarkıyor ellerim
zaman dışı ve teşhisi geç konmuş bir hastalık benimkisi
sen portakal ağacında turuncu bir güneş oldun benim için
sessiz bir sevinçtin her ne kadar bahtımı zülfüne benzetsen de
martıların güvenini kazanmış yegane denizimdin benim
hem öyle deniz ki kırmızı ve pitikare bir gömlek kadar güzel
inadına güzel genç bir ölünün dişleri arasındaki krizantem gibi

her gün diyorum ki tanrım bu kadar sevgiyi kaldırmıyor kalbim
ne olur birazını da ona ver ve yükümü hafiflet şiirden öleceğim
gelenek de böyle değil mi zaman cenderesinden kurtulmak için
karmaşık esen bir rüzgar alıp götürecek yoksa zerrem kalmayacak
gönlümü kanatlandıracak kadar sarhoş ettin beni ey tanrım
bahçe çitini maviye boyadım bugün kimsecikler verem olmadı
hayal tarifesine göre her gün ayın biridir inadına taptazeyiz yani

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir