Dönemimiz şiirin en büyük tıkanıklıklarından biri duyguyu akışkan, biçimsiz ve kolayca tüketilebilir bir şeye dönüştürme eğilimi olarak görülebilir. Aynı zamanda bu eğilimin en büyük kolaylıklarından biri olarak şiirin duygunun önüne geçmemesini sağladığı; şiirlerde kelimeler ve nesnelerin giderek ağırlığını kaybettiği yalnızca duygunun dolaşıma girdiği geçirgen yüzeyler oluşturduğu düşünülebilir.
Atakan Yavuz’un şiiri tam bu noktada farklılaşır. Şairin, Bakış Talimi (2014), Düşerken SöylenecekŞarkılar (2022), Hipoteksler Külçe Şiirler (2024) adlı şiir kitaplarının geçtiğimiz aylarda ikinci baskılarıyla okurlarla buluşturduğu şiirlerinde bu farklılığı görüyoruz. Yavuz’un şiirlerinde duygu, içine girildiğinde insanı dağıtan ama şiirin kendisini dağıtmasına izin verilmeyen bir haldedir. Nesneler, coğrafya, tarih, gündelik hayat ve dil şiirde yalnızca geçip giden bir akış olarak karşımıza çıkmaz. Bunların çoğu birer dayanak, birer ağırlık merkezidir.
Bakış Talimi (2014)
Yavuz’un mısralarında eşya öylece bir ayrıntı olarak kalmaz. Bir çekül, bir ateş küreği, bir pazen, biranten, bir seren direği… Bunlar şiirin içine rastgele bırakılmış nesnelerden ziyade şiirin düşünceyükünü taşıyan, hatta zaman zaman şairin kendisinden daha fazla konuşan şeylerdir.
Alışveriş Listesi’ndeki nesnelerin farklı bir ağırlığı vardır. Onlara baktığımızda bir hatıranın peşinden sürüklenmeyiz; daha çok, şiirin kendisini dünyaya sabitleme çabasını görürüz.
Varken şiirindeki “seren direkleri” ve “antenler” de aynı yapının parçalarıdır:
“Seren direkleri koyuyorum antenlerin yerine / Akla karşı savunuyorum kendimi…”
Burada eşya, duygunun hizmetine verilmez; tersine, duygu eşyanın karşısında sınırlandırılır. Antenin çağrıştırdığı iletişim, yayılma yerine seren direklerinin somutluğu gelir. Şair, dünyaya daha fazla açılmak yerine bir yere tutunmayı seçer. Belki de şiirindeki nesnelerin asıl işlevi şiirin yere basmasını sağlamaktır. Yavuz’un şiirindeki coğrafya da yalnızca bir manzaranın tanımını doğrultmakla kalmaz. Şehir, sokak, bedesten, balkon, afyon, tüfek… Bütün bunlar şiirin içinde birbirine değen tarihsel ve gündelik parçalar hâlinde belirir.
Düşman Kalalım şiirindeki:
“Bedestende biriken serinliği / Balkonunda afyon yetiştirilen bir şehirde / İkinci el bir cumhuriyette bulmuş…”
dizeleri, bu dünyanın karakterini oldukça iyi gösterirler. Anlatılan şehir, kartpostal güzelliği taşıyan bir şehirden uzak, hafızası pürüzlü, geçmişiyle bugünü birbirine tam olarak oturmayan bir şehirdir.
Yavuz’un coğrafyası bu yüzden bir fon olmaktan çıkar ve şiirin içine girer. Şiir dünyanın
düzensizliğini düzeltmeye çalışmaz. Onu olduğu gibi görmeye, o düzensizliğin içinde kendi yerini oluşturmaya çalışır.
Düşerken Söylenecek Şarkılar(2022)
Mısralarında önceki şiirlerinde karşılaştığımız çağrışımlar zamanla başka bir biçime dönüşür. Dışarıdaki dünyaya karşı kurulan mesafe, giderek içerideki gürültüyü de susturma isteği halini almaya başlar.
Düşerken Söylenecek Şarkılar içindeki “Şikeste Beste” bu bakımdan önemli bir eşiktir:
“Biraz sessiz olur musunuz? / Belki bu sessizlik şehrimizi onarır…”
Bu sözlerdeki sessizlik, yokluk değildir. Aksine, duyabilmeyi sağlayacak bir koşuldur. Şehir
sustuğunda bazı şeyler ilk kez gerçekten görünür olur: bezgin park heykelleri, yan odada uyuyan tambur… Yavuz’un şiirindeki sessizlik de böyledir. Belki de bir şey söylememek, hiçbir şey söylememek anlamına gelmez. Şiir belki de ancak fazlalıkları susturduğunda kendi sesini bulabilir.
Hipoteksler Külçe Şiirler(2024)
Hipoteksler Külçe Şiirler’e gelindiğinde, geleneksel ve alışılagelmiş biçimin dışında, şiirin sürekli açıklanması, kolayca tüketilmesi, okurun beklentilerine göre biçim değiştirmesi gerekmeyen şiirler görürüz. Bazı şiirler okurun karşısında durur ve kendini hemen teslim etmez. Önceki kitaplarda parça parça şiir yapı artık kendi ağırlığının farkındadır. “Külçe” kelimesi burada özellikle önemlidir. Külçe akmaz. Hafif değildir, kolay taşınmaz, dokunulduğunda hemen başka bir şeye dönüşmez. Varlığını tam olarak kendi ağırlığından alır. Bu bakımdan “külçe”, çağdaşlarındaki akışkanlığa karşı oldukça güçlü bir imgedir.
Atakan Yavuz’un şiiri okuru birçok şeye yeniden ve daha dikkatli bakmaya zorlar. Eşyanın, şehrin, tarihin ve gündelik hayatın içinden geçerken duyguyu yok etmez; onu başıboş bırakmaz, duygunun kendi ağırlığını taşıyabilmesi için ona bir biçim vermek ister. Nesneler bu yüzden önemlidir. Yavuz şiirinde nesneler bu yüzden önemlidir. Dizelerde bir duvar gibi örülmez yalnızca; ona boşluklar ve ağırlık verir. Duyguyu öldürmez. Onu yere bastırır. Belki de şiirin yapabileceği en zor şeylerden biri budur: İnsanın içindeki dağınıklığı söze dönüştürürken, sözün kendisinin dağılmasına izin vermez.
