ok atmayı bilen de bilmeyen de beni gezdiriyor kalbinde
ben de kendimi sütre gerisinden izliyordum aslında
sen söz konusu olunca cümle müzekkerle kavgaya girerdim
çünkü cumbada rumba yapardın tüllerle
ya da ben öyle sanırdım ki yaralanışımdan bilirdim bunu
karşımda iki dünyanın devleriyle boy ölçüşürdü kalbim
yerini alırdı meydanda zıddıyla kaim olan her şey
ben kazanacaktım bir kere göz göze gelseydik
ama olsun ben kaybettim onlar da kazanamadı

en azından kalbimin anahtarını kapına bıraktım
benim yüzüm bir bağ bozumu sonrası
senin ellerin en şarabi serinlik kaynağı
yelkenleri saçlarınla tütsülü bir gemi
hasımlarımın isterik bir gıptayla baktığı
şeytanın şaşırtamadığı kallavi bir muhasebe uzmanı
her günün akşamında sokağınızdan geçme lüksü
palazlanır durur içimde umarsızca

çiçek sepeti gözlerinle
salkım saçak yatardın kollarımda
atide göreceğim rüyalar canlanır dudaklarında
çantan geçmiş günlerin adresleriyle dolu
tek başına çıktığın yolculukta yalnız benim gölgem
ay çöreği büyük bir çay bardağında parlarken gökte ay
senin grevine karşı lokavt uygulamayacağım
çünkü dönüş yolunu serinleten benim
göz yaşlarımın muhatabı değil yaban otları
çünkü kimse sana benim hıncımdan söz edemez
seni tozlu ve pis sular fışkıran bakışlardan korumak
bilinmiyor olsa da karşıdır kalbim kalbine
omurgam ağzımdan çıkan kelimelerin en ağırıyla
bina edilmiştir çünkü senin ancak senin anlayacağın
bir kere soluğunu içime çekmiş olmak en sağlam senettir
en sevdiğim kokulardandır saçlarından yayılan barut kokusu
çünkü dün gece de kapkara bir uykusuzlukla geçmiştir
hep yenik çıkıyorum kendimle girdiğim kavgadan
senden yana çıktı duvarcılar dülgerler tırpancılar
toprağı bile dağladılar ama ben de geri çekilmedim
ve aşktan haykırdım
gelin hep birlikte gelin
devseniz devliğinizi bilin

uşağı bile olamazsınız öfkemin
korkudan değil titremişliğim
aşktandır arkasındayım sözlerimin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir