Heidegger şöyle söylemiş: ”Varoluşun özü, tasadır. Tasa, insanın dünyaya terk edilmiş bir varlık olmasından kaynaklanır”. Tasa, sözlükteki diğer anlamları ile söylemek gerekirse kaygı veyahut dert. Psikoloji açısından kaygı, kişinin dış ve iç dünya uyaranlarıyla karşılaştığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel tepki, engellemekte zorluk çektiği endişe ve uyarılmışlık hali olarak tanımlanıyor. Kendimce kaygının, olağanın içinde kaygı kişi için istek duyma, karar alma, motive olma, kararlarını gerçekleştirebilmesine imkân tanıdığını; kaygının hiç olmadığı veya aşırı derecede olduğu olumsuzlukları yaşayanlara gören gözlerimle katlanılmaz olduğunu düşünüyorum. İnsan dünyaya gelip de düşünmeye başladığından beri hep bir arayış içindedir, arayışı ruhundaki bu hakikati bulana kadar devam eder, edecek. İnsanın ruhu ancak hakikatle rahatlar. Hakikat, varlığın örtüsünün altındadır, onu açmak insanın bütün bir tarihi boyunca ilerleyişi oldu.
Kaygı insanın açıcı anahtarlarından biri olsa gerek ve dahi hakikati dile getirenler, onu anlatmak uğraşında olan âlimler, düşünürler, şairler için bu anahtarların ağırlığı pek fazladır. Bunun yanında, kaygılarıyla hayaller kuran, hayallerini şu ya da bu şekilde yaşamanın içerisinde olan, hatta hayalleri uğrunda ölmenin yolunu bulan insanlar pek çok. İnsanın belki de hep aşırıya kaçma eğiliminde oluşundan hayaller kurduran; bildiğimiz bilmediğimiz bütün ideolojik davaları oluşturan ve hatta kulaklara tıkayan insanlar da pek çoktur. Ama ilim birikiminin artışına, yaşayışı birkaç basamak birden yukarı taşıyacak endüstri, teknik ve mühendislik gelişimine tuğla koyan nice bilim insanı da kaygıyla çıldırırcasına yaşadı.
Avrupa, Rönesans ve çok sonrasında patlayan endüstri dumanı altında hayallerini, gerçekleştirmek için kuran insanların ülkesi oldu bir süre, gerçekleşemeyen hayali bir acı kaynağı olarak bilindi ve sonrasında bildiğimiz Avrupa haline dönüştü. Doğu için hayal hep keyfi bir şey olageldi sanki. Örneğin bizde, başarıların ardından atılan – bir zamanlar gururla bakılan, şimdilerde ise burnuma küf kokuları getiren – o ünlü manşet olarak bile zihnimizde yer etmiştir ya hep “Hayaldi gerçek oldu”. Bizdeki varlıklı yarı aydın, memur, bürokrat, siyasetçi, asker vb. sınıfların içinden yetişen, içine doğan ve hemen hemen bir çoğunda var olan kaygıyı bir yaşam desteği olarak görmeme özellikli çoğunluk tipin güdümünde atılmıştır o manşetler.
