Daha Mezopotamya adı yoktu dilimde
ben bir hastane köşesinde ağlarken
kimsecikler bilmezdi kalbimin en derinini
yerim yurdum ıssız ağaç kovuklarıydı
alnıma düşen her ter içimi acıtırdı
Koşarak giderdim gizli dehlizlerden
serumları bir dikişte içerdim
elbise diye giyerdim yara bantlarını
düğmelerim sökülürdü sedye önlerinde
bir doktor bir hemşire boğulurcasına yemek yerdi
Döngüler ve döngüler içindeydim
doktor öğren demişti bu hastalıkla yaşamayı
hem ağlayıp hem gülmeyi öğrenemedim
gariban bir hasta değil Doğu Akdeniz’li bir yerliydim
dönenceler ve vertigo arasında paralel uçan kırlangıçtı yoldaşım
Tüm iğneler doneler doğurur; şarkılar söylerdi bana
akan kanlar içimi biraz daha şeffaflaştırırdı
aldırmazdım kanayan yaralarıma
ilaç diye beyaz acılar sürerdim
Diyorum ya dilimde yoktu Mezopotamya adı.
