1.
Bir gül olarak düşündüm
seni hep güle ekledim
Yıkık bir günün sonuydu
ve seni onarıp dedim:
Son söz söylenmedi daha
ne bir savaş, ne de barış
o ârafta seni ben âh
nice bin bir yıl bekledim
Dört kokulu yaz elması vardım oturdum geceye
Yeni bir gün gibi durdum
ve seni hiç terketmedim
Ey kendim, ey bilinmeyen kalb ağrısı, ey bendeki
Seni söylediğim şiir;
ben, seni mecnûn eyledim
Bir günü bitirdim yine
çisentiye doydu toprak
O çokça ana kokusu
bitmez özlemlere geldim
Bir yokluğa oturmak-
tayım. Ben şimdengerû
bir göçe hazırlan belki
kalbim Ya Hû! Himmet eyle
Sonsuzluğadır seferim!
2.
Göklere çizilen yollar
yaralı kuşun yokuşu
bunu da böylece bildim
3.
Yaşadım mı ki dünyada yürürken bu yolculuğu
ey tin’im
4.
Yok’uz biz
5.
O Var!

Yıllardır şiirlerini Ab-ı Hayat gibi içtiğim kıymetli Üstadım,
Yine çorak zihin dünyamızı aydınlatan bir şaheser miras bıraktınız yüreklerimize…
Emeğinize yüreğinize sağlık…
Ömrünüze bereket.
İyi ki sizin gibi “Yokuz biz O var” bilincinde beyin mimarlarımız var…
Ne güzel bir dokunuş,hissediş,kelimelerin büyüsündeki tekliğe gidiş,yok oluş.Hiç olmak…Kaleminize sağlık
Dilinize, ruhunuza ,kalbinize sağlık.Ne güzel yazmışsınız.Bu anlamsız yaşantılarimiza.Bir farkındalık bir güzel dokunuş.
Yüreğinize sağlık diliyorum.
Herşen Ondan, herşey Onun ve herşey O.
İdrak edebilelim İnşAllah. Kaleminize, yüreğinize sağlık.
Yazılan şiirin duygusunu, en iyi şairi bilir.Biz hissettiklerimizi söyleyebiliriz. Bu şiir, coşkun bir nehirin çağıldayışı gibi yüreğimize çok güçlü dokunuşlarla akıp gidiyor. Sözcüklerin birbirini ustalıkla izleyişi kavrayışı ve anlatışı müthiş bir heyecan ve anlam yüklü. Kesretten, vahdete inanılmaz geçiş, şiiri doruklara taşıyor ve şairinin ifadesiyle ” ölüm gibi bir doğumdan sonra ,geriye bir şiir kalır, kalırsa.”
Müthiş bir şiir, biz var mıydık ki? Hep O vardı. Elan kemâkan hep O var. Yüreğinize sağlık.
Söze ait bütün kâğıtları kardıktan sonra başlıyor, poker gibi bir dikkatle büyük oyun. İfadesiz bir yüzün arkasında fokurdayan mağma: İnsanın çekirdeği. Sonra bir şiir olarak dağlardan akan, ovada rahvan, denizde şaşkın, okyanusta kayıp su. Yani insan. Kendi macerası içinde büyük ve dolu, huzurda bir toz.
Hepsi bu mu?
Hayır değil.
Koskoca bir dünyada çok kısa konuğun duyguları yoğun ve sari.
Uyku gibi.
Sonsuz bir uyku.
Şiir, en çok bunlara ait bir alemin sırrına vakıf ediyor.
Bambaşka bir özgürlük alanı bu.
O Var!
Bu şiir nasıl da dokundu bana.
Dünya, “yaralı kuşlar yokuşu:”
Öyle ki, şiirin içine nüfuz ettikçe sarsmaya devam diyor:
Ten’den önce Tin’i onarmak, varılacak menzile en donanımlı hal olarak varmak, önceliğimiz midir, evet. Tin, bütün kavuşmaların ana maddesi; Sevgili ile Hatice’nin aşk mayası, Leyla ile Mecnun’un çöl yokuşu, Yusuf İle Züleyha’nın bıçak gibi keskin varoluş koşusu… Bunlar olurken kıyamete kadar yeryüzü Araf’ında kalanların yüzünde karanlık daha kaç yüzyıl kalır bilemiyoruz, diye fısıldıyor ruhuma.
Sevgiliye kavuşmadan önce üzerimizdeki toprağı silkeleyip, fazlalıkları atıp, göğe çizilen bir yola doğru göçe hazırlanmak ve O’na koşmak insanın en çok çıkmak istediği sefer olmalı, diyor.
Âşık olmadan ölmek de kötü bir ölümle ölmekten başka nedir ki. Toprağın tanımını istediğiniz kadar yapabilirsiniz ve fakat topraktan olan insanı tanımlamak için içine aşk mayası katanlar kendini tanımlayarak çıkmıştır aşk yolculuğuna… Ve fısıldıyor: Ey insanoğlu, bu dünyada her yokuşta yaralı bir kuş olsan da vuslata donanımlı olarak koş, aşka aşk ile yakın ol, çünkü yokuz biz, O var, aşk var…
O’nun için Hiç ol.
Ne güzel söylediniz.
Beni bana hatırlattığınız için teşekkür ederim güzel ağabeyim.