Bizim klasiklerimizde İslam kadınlarına ve onların hikâyelerine çokça yer verilmiştir. İslam’ın şartlarından Hac farizasını ifa ettiğimiz Hicaz’da, Mekke’de, Kâbe’de ve Safa ile Merve arasında gidip gelirken de Hz. Hacer’in bir zamanlar bir çölden ibaret olan bu topraklardaki hikayesi akla gelir.

Hz. İbrahim kıymetli zevcesi Sâre’nin izniyle Hz. Hacer’i nikahına alır. Ondan bir oğlu olur. Çocuğun adının İsmail olacağını Cebrail melek ona haber verir. Ve çok uzak diyarlara da yerleşeceklerini de söyler. Babası adını İsmail koyar. Sâre anne, önce çok sevinir ancak sonradan gözü götürmez ve İbrahim Peygamberden onları çok uzaklara götürmesini ister. Hz. İbrahim, Filistin’den Hicaz’a kadar geçen yolculuğun sonunda Hacer ve yavrusu İsmail’i çölün ortasına bırakır. Orada onları Allah’a teslim eder. İlahi vazifede öyle emredilmektedir. O İsmail ki, Peygamber efendimiz de onun soyundan gelmektedir.  Ve Hz. İbrahim şöyle dua eder: “Ey Rabbimiz! Ben zürriyetimden bazısını senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! İbadetlerini dosdoğru yapsınlar diye sen de insanlardan bir kısmının kalplerine onlar için muhabbet yerleştir. Onları sevsinler. Bu toprakları ziyarete gelsinler. Bu beldenin halkını çeşitli ürünler ve yemişlerle rızıklandır Yarabbi. Ki sana şükredip dursunlar”   

Anası Hacer, iki tepe arasında koşup yavrusuna su ararken, İsmail’in ayağının vurduğu yerden zemzem çıkar. Sonrasını Halilname’den okuyalım:

Bu Allah lütfudur hergiz tükenmez

Cihan halkı alıp bir parmak inmez

Ve çölde suyun sadır olduğu yere insanlar yerleşmeye başlar. Sabır ve teslimiyetin insanlığı olduğu kadar beldeleri de ihya ve inşa ettiğine tanık oluruz.

Durup ev yapmaya başladı onlar

Bir iyi yahşi iş işledi onlar

Hem ondan sonra çok yaptılar evler

Ol demden oldu Kâbe şehri bünyad

Ulu şehr oldu Mekke urdılar ad

Oğlu İsmail dört yaşına varmış, artık babasını merak edip sorar olmuştur.

Dedi birgün ki ana benim atam

Niçin gelmez neden ben ayrı yatam

Hz. İbrahim bir zaman sonra Sâre’nin izni ile onları görmeye gider. Ancak Sâre’nin de şartları vardır:

Dedi Sârâ ki şol şart ile destur

Verirem sana Hacerden uzak dur

Ki deveden aşağı inmeyesin

Taamın deve üstünde yiyesin

Hz. İbrahim onları bıraktığı yerde bir şehirle karşılaşır. Şehrin imarında Hacer’in de katkıları çoktur.

Halilullah ol yolda dururdu

Ol evleri aceplerdi görürdü

Der idi ol Kerim Allah’ın işi

Ne hoş vermiş ol İsmail’e işi

Deve üzerinde şehre varan Halilullah oğlu İsmail ile bir yerde karşılaşır ve konuşmalarından onun kendi oğlu olduğunu anlar

Ata oğul arasında muhabbet

Nişanı belürür kılar meveddet

Bu sözden ata İsmaili bildi

Sunup yerden deve üstüne aldı

Baba oğul Hacer’in yanına varırlar. Onları görünce Hacer hamd ve şükür eder.

Dedi Sultanım inseniz ne oldu

Bugün bize Çalapdan rahmet oldu

Emirle deveden inmemesi bahsi Sâre anneden sadır olmuştu.

Dedi deveden inmezem ki Sârâ

Bana şart eylemiştir bunu yara

Çalap hükm eylemiştir sözün onun

Bu işte tutaram olmaz ziyanun

Evet bunları okurken şaşırıyoruz. Yani sen onca yolu deve üzerinde geçir. Tam menzile varmışken, onları kucaklayıp birkaç gün geçirmek varken, deve üzerinden inmeden onları gör gel. Bu nasıl iş diyoruz. Hz. Veysel Karani de ta Yemen’den Hicaz’a kadar Efendimizi görmeye gidip de annesinin vaktinde dönmesini tembih etmesi üzerine mübarek yüzünü görmeden döndüğünü hatırlayalım.

Hz. Hacer işte bu. Sabır ve teslimiyet âbidesi. Sorgu sual niçin neden diye sorgulamak yok. O da bunun üzerine devenin çökmesini ister.

Dedi Hacer deveyi çökerün siz

Ayaklarınızı ben yuyayım tiz

Deve yere çöker, Halilullah’ın ayağı bir taşa basar, taşta bir çukur oluşur. İşte Hz. İbrahim’in ayak bastığı bu taş Makam-ı İbrahim taşıdır.

Onu şimdi musalla eyledi il

Ol İbrahim makamıdır onu bil

Hz. İbrahim daha sonraları sık sık bu beldeye gelmeye devam eder. Birkaç kez de rüyasında oğlu İsmail’i boğazladığını görür. Bunun manası da bir vaadinin yerine getirilmesiydi. Bir gün oğlu olursa onu kurban etmeyi adamıştı. Vakit gelmişti. Hz. Hacer’e o gece bir düğüne gidercesine, oğluna kına yakmasını, karnını doyurmasını, güzel elbiseler giydirmesini söyledi. Sabah olunca İblis Hz. Hacer’e, oğluna yapılan bu hazırlığın, kurban için olduğu haberini verir. Hak böyle buyurmuştu.

Dedi Hacer Çalab buyruğuna uş

Oluram razı ne gelir ise hoş

“Ana yavrusuna defalarca anan sana kurban olsun der, ama ölmez. Ancak o sözünde de içtendir”. (Ebu Hasan Harakani. T.Evliya)

 

Bunları yazarken Hak buyruğu işlere teslim olmamız, itaat etmemiz gerektiğini anlıyoruz ki, büyükler her daim söylemişler:

Sen Hakk’a tevekkül kıl
Teslim ol ve rahat bul
Sabr eyle ve razı ol
   Mevlâ görelim neyler
   Neylerse güzel eyler                    
(Erzurumî İ.Hakkı Hz.)

İbrahim as., “Yavrum, rüyada gördüm ki, seni kurban etmem gerek!” , “-Ey babacığım Ne emrolundunsa  onu yap! Allah dilerse sabredenlerden olduğumu göreceksin”.

Çalab emr eyledi bana ne dersin

Nazar kıl buna ne tedbir edersin

Dedi atacuğum bes imdi tap git

Sana ne dedilerse onu tiz it

İblis, İsmail’e de musallat olduğundan, ona tutulmamak için bu işin hemen sona ermesini babasından diler.

Dedi oğlum sen onu taş ile at

Yakın gelmesin ol fi’l-i habisat

Onun için şimdi hacılar atarlar

Varıcak çünki ol yire yiterler

Bıçağı kuvvetle boğazına bastırdı. Ama bıçak kesmedi.

Yollar uzun, yollar ince

Yol kısalır aşk gelince

Yat kurban ol İsmail’ce

Bıçak senden incinmesin  (A. Karakoç)

Heybetli ve mübarek bir koç geliyordu gökten. “Ey İbrahim! Gördüğün rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz iyi hareket edenleri böyle mükafatlandırırız”.

Elin bağladı çıkardı bıçağın

Tutup ensesine basdı yanağın

Bir Allah deyüben bir kez ki çaldı

Bıçak kesmedi ol hayran kaldı

Bir alaca güzel koç idi iy can

Ki Habil itmiş idi onu kurban

Halilullah bu kurbanı keser ve cemaata dağıtır, bir kısmını pişirip halka yedirir.  

Kurban keserek Hz. İbrahim’in sünnetini yerine getiririz. Bu koç kurban, bizim manevi ve medeniyet tasavvurumuzda Cenâb-ı İbrahim ve Cenâb-ı İsmail’in teslimiyetinin ifadesidir.

“Allah sevgisine ancak Allah’la ulaşılabilir, Onun yolunda seve seve canını kurban etmeden bu hedefe ulaşamazsın!” Cüneyd-i Bağdâdî

İsmi şerifi geçenlere rahmet, bizlere himmet niyazıyla bayramınızı tebrik ederiz.

 

Halilname: Abdülvâsi Çelebi (ö. 1415 son.) A. Güldaş, Kültür Bak. -1996

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir