Halide Nusret Zorlutuna’yı tanıyıp, eserlerini okuduktan sonra gönlümüze öyle bir iz bıraktı ki, o kokuyu, o ruhu, o üslubu başka kimde buluruz arayışına daha girmeden hayrü’l halefi kızı Emine Işınsu’ya doğru yola revan olduk. Sancı, Hacı Bayram, Bukağı çok seneler önce okuduğum ve hararetle tavsiye ettiğim kitaplardı.
Yakın zamanda ebedi âleme göçen Emine Işınsu (1938-2021) Paşa bir babanın ve muharrire-muallime bir annenin kızı. Edebi ilmini, yazma ilhamını daha çok annesinden alarak çok okumuş, babası Aziz Vecihi Zorlutuna’nın mesleğinden dolayı da hem Anadolu coğrafyasını hem de cephede olan biteni anlamış. Dedesi Kerkük mutasarrıfı Avnullah Bey’dir. Tümen Komutanı olan babasının şark hizmeti gördüğü Kars’ta dünyaya gelmiş. Kars’ın ışın ışın parlayan karlı gecelerinden mülhem Işınsu adı verilmiş. Emine Işınsu Hanım annesinden dolayı bir iltimas olmasın diye de ilk iki ismini kullanmış.
Emine Işınsu, zengin Türkçe’mizi koruyan, eserlerine dokuyarak işleyerek dil mücadelesini vermiş yazarlarımızdandır. Milli duyguların aksettiği enfes romanları vardır. Türkçemiz ne kadar zengin olursa kendi medeniyetimizin değerleri de o kadar anlaşılır hale geliyor. Merhum Cemil Meriç’in şu sözünü de unutmamalı: “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: kamusa”
Bir söyleşisinde büyük merak uyandıran tasavvufa yönelişini şöyle anlatıyor: “Çocukluğumdan beri, annemden dolayı olsa gerek, tasavvufa meraklıyımdır. Bu merak beni, Yunus Emre’yi yazmaya yönlendirdi ve Yunus’dan sonra tasavvufa karşı daha bir sevdalı oldum. Böylece birkaç erenimizi daha yazmayı istiyorum, kısmet olursa tabiî.”
Hacı Bayram, Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri (Yunus Emre), Bukağı (Niyazi Mısri), Hacı Bektaş-ı Veli gibi tasavvuf büyüklerini roman üzerinden anlatarak onları bizlere tanıtıyor. Zaten yazarın gayesi de o büyükleri ve o değerleri gençlere tanıtmak ve hikâye, roman, menkıbe tadında okutarak sevdirmek. Eserlerini yazarken bir akademik ödevi yerine getirircesine kaynaklara da başvuruyor. Annesi Halide Hanım’ın eserlerinde de bunu görüyoruz.
Tasavvuf kültürü, âriflerin menkıbeleri, zengin Türkçe, tarih bilgisi bir araya geldi mi medeniyet hazinesinin kapıları açılıyor. Geçmişinde büyük olan bir milletin geleceği de büyük olmalıydı.
Emine Hanım eşi İskender Öksüz Bey’le aşkla, muhabbetle yarım asır geçirmiş. İskender Bey de aynı zamanda kalem erbabı, yazar. Birlikte birkaç kalem dostu ile Erenköy’de Yahya Kemal’in devamlı gittiği bir lokantaya giderlermiş. Bu lokantada şairin oturduğu masa ve duvarda da fotoğrafı asılı bulunmakta imiş. Işınsu, bu mekânda büyük şairin hangi şiirini hangi sözünü zihninden geçiriyordu.
Eşi İskender Bey Emine Hanım’ın yazarlığı hakkında; “Yazarak yaşayan, yazarak nefes alan, yüreği yazdıklarıyla çarpan, yarattığı küçük ve büyük dünyalarda, onların kahramanlarıyla yaşayan bir ruh… Başka ne yapabilirdi ki insan. Bir de okurdu tabi, ama okumak da yazmağa hazırlık değil miydi? …Romanlarındaki kahramanlar onun için gerçekti. Belki bazı gerçek insanlardan da gerçekti. Bir kitabı bitirdiğinde, kahramanlarını terk etmiş gibi hissederdi kendini. Şimdi onlar ne yapacaklar, nereye gidecekler, diye endişelenirdi. Kahramanları zihninde ete kemiğe büründüğünde bağımsız hareket etmeye başlarlardı. Çiçekler Büyür’ün devamını yazmayı düşündü. İlay’ı Türkiye’ye getirmek istedi ama, kendi ifadesiyle: İlay, gelmek istemedi…,
Güzel kelimelerimi bulamıyorum. Usulca söylediği bu üç kelime beni ağlatmıştı. Ona belli etmedim… Güzel kelimelerini bulamıyordu ve o noktada bıraktı. Fakat sevmeye ve sevilmeye devam etti” diyor. (https://millidusunce.com/)
***
A.Talip Çelen, vefatından sonra kaleme aldığı makalesinde: “Onu dünyâ gözüyle görmemek, sohbetini dinlememek, Töre dergisi toplantılarında bulunmamak… onu ablamız saymaya mâni değildir. Çünkü o kavruk bir neslin damarına tâze kan yürütmüş ablasıdır” der. Çelen, Emine Işınsu’nun Sancı adlı romanı hakkında da: “Oğlumun lise ikinci sınıftaSancı’yı okuduğunda “İlk defa bir romanı bitirirken ağladım”dediğini söylesem yeter zannederim. Bakınız Sancı, sâdece bir devrin belli bir ideoloji çevresinde kümelenmiş bir gençliğinin romanı değildir. Emine Işınsu Abla’mız öyle kuru ideoloji adamı değildi. Romanı iyi bilirdi. Öyle inanıyor ve görüyorum ki bu romanında da kuru ideoloji kalıplarını yarmış ve insânî özü bir yerinden yakalamıştır. 40-50 yıl sonra bile o günleri yaşamamış bir gence “İlk defa bir romanı bitirirken ağladım” dedirtebilen bir roman artık ideolojik kalıpların ötesinde klâsik olmayı hak etmiş bir romandır. Emine Abla’nın tâkîpçileri Sancı romanını bu hak ettiği mevkîye oturtmalıdırlar”… “ Sancı’yı okuduğum günden beri içimde bir Emine Abla yaşatırım ve onu hep hürmetle hatırlarım. Onun son zamanlarında samîmî olarak tasavvufa yönelişi ve bu yolda eserler vermesi de duyduğum hürmeti derinleştirmiştir” diye bahseder.
Azap Toprakları’ndan da bir bölüm nakleder: “Yıllar geçti, yiğitlerin sözü bile hayal oldu! Bekir hatırlar. Bazı geceler ata binmiş görür kendini. Bir doğan’ın ardında doğan’dan da hızlı sürer atını, koşar geçer. Arkasından Selimler, Mehmetler, Ahmetler, Kâmiller… Bir uğultu sarar dört bir yanı. Dünün köleleri bugün de diz çökerler. Süngüler yanıp söner, yanar gün ışığında. Bekir sırılsıklam, ter içinde uyanır. O an bin bir kuşun kanadı çırpınmaktadır yüreğinde… Gayri içindeki ateşe, rüzgâr değmiştir deli deli yanar… “Bir gün…” der… Bir gün! O zaman silahları da olacak, topları tankları da olacak… O zaman Türkiye olacak arkalarında!… Bir gün!”
***
Çiçekler Büyür romanı da Bulgaristan’daki Türkler’i anlatır. Işınsu bu roman hakkında şunları söyler: “Bilmem “roman” kelimesi yeter mi ki “Çiçekler Büyür” için?… Birkaç hayali kahramanın dışında, kitapta geçen olaylar gerçek, karakterler hakikidir. Hatta Türk soyunun kırım operasyonunu yürüten Bulgar komutanlarının ve milletlerine ihanet halindeki bazı Türk gazetecilerinin ismi, değiştirilmeden verilmiştir. Benim için meşakkatli oldu evet, sayısız belge okudum, çoğu gizlice Anadolu’ya ulaştırılmış mektuplardı. Ve kimi kaçarak, kimi resmen gelmiş pek çok göçmen vatandaşlarımızla konuştum, defterler dolusu not aldım, tarihi inceledim. Fakat asıl meşakkat şüphesiz bu hazırlık safhası değil, orada yaşanılan ıstırabı, burada yazarken, benim çekmiş olmam. Somut bir acı içindeydim. Tıpça konuşursak depresyon geçirdim, diyebilirim…Maddi ve manevi tutsaklığa, totaliter rejimlerin her türlüsüne ve insanın insana hakaretine, eziyetine katlanamıyorum”. (T.Ed. Ans. C.5 A.Kabaklı)
***
Emine Hanım’ın annesi bir bakıma Aile Mektebi Muallimesidir. Halide Nusret Hanım’la ilmi münasebetlerini Küçük Dünya adlı romanından bir bölümle yakalıyoruz:

“Sonra masallarını kesti. Ciddi ciddi şeyler okumaya başladı. Zorla dinletirdi. Yunan mitolojisini severdim galiba… Fakat sonra bir gün Olimposlu tanrıları, Allah’a tercih ettiğimi söyleyince, mitoloji faslı kapandı. Hazreti Muhammed’in hayatını dinlemeye başladım… Her gün muntazam, okuma yazma, matematik öğreniyor, annemin okuduklarını anlamaya çalışıyordum. Bütün saatlerim öylesine dolmuştu ki, oyun oynamak için pek vaktim olmazdı…Şimdi düşünüyorum da karar veremiyorum. Acaba okuduklarımı anlıyor muydum, çıkardığım özetler aslına uygun muydu… Her neyse, annem memnun kalırdı; fakat biraz daha ağır bir kitap hediye ederdi. “Bunu oku bakalım, Nur. Evvela, bir kere baştan sona oku. Sonra, tekrar, sayfa sayfa oku ve her sayfa ne demek istenmişse kısaca, ama çok kısa yaz. Bir de, yazına dikkat et. Harfler düzgün değil, irili ufaklı” …
Merhume Emine Işınsu’nun yayıncılığı da var. Töre dergisi ilk olarak Hz. Ayşe’nin adını taşıyan Ayşe adıyla yayımlanmış. Halide Nusret Hanım’ın kurduğu Töre dergisini Emine Işınsu Hanım 1985 yılına kadar yönetmiş. Yazmaya istidadı olanları yüreklendirmiş, onlara cesaret vererek teşvik etmiş. Bunu Hicran Göze Hanımefendi’ye yazdığı mektuplardan da anlıyoruz:
“Özellikle malûmunuz olduğu gibi İslâmî ahlâk yönünden hanımlarımız uyarılmaya muhtaçtırlar. Sizin “Ayşe” de eksik olan bu yönü kapatacağınıza inanıyorum. Lütfen müsbet veya menfi cevabınızı rica edeceğim.” … (1970)
“Evet yazmak, bir yerde büyük yardım dâvâya… Fakat buyurduğunuz gibi yeterli değil. Maalesef hanımlarımız mücadeleye katkıda bulunmak için “boş zaman” arıyorlar. Oysa boş zamanı, birçok şeyden fedakârlık ederek kendimiz bulup yaratmalıyız. Bir de birlik, çok önemli tabii. Hâlâ daha ufak tefek şeyleri bahane ederek cepheyi içten çökertmeye çalışanlara baktıkça kişi ümitsizliğe kapılıyor… Sevgi ve hoş görü, dinimizin de telkin ettiği bu iki güzel hasletten ne kadar uzaklaştık. Kişinin egosu, hırsı, maddeye düşkünlüğü ilk plana çıktı; kişinin dolayısıyla toplumun dengesi bozuldu. Böyle bozuk bir ortamda mikropların çoğalması ve tehditleri olağan. Tanrı sonumuzu hayreyleye”…(1971)
“Sevgili Hicran, Sana teşekkür etmekte pek çok geç kaldım, n’olur kusuruma bakma. Makalelerini kitap halinde topladığını bilmiyordum. Koskoca kitabı görünce bir hoşuma gitti, bir sevindim, anlatamam. Arkadaşım olduğun için gurur duydum. Kapak düzeni çok zarif ve ağırbaşlı (Senin gibi) Makalelerini zevkle, beğenerek, fikirlerine iştirak ederek okudum. Allah senden razı olsun, ellerin dert görmesin.
Sen yazı yazmaya devam et, büyükanneliği başkalarına bırak… Bu arada Yalçın İzbul’un saygıları var. Der ki “Töre”de hanımları ilgilendiren konuların eksikliğini çekmekteyiz, Hicran Hanım bize de yazmazlar mı? Lutfedersen çok seviniriz. Ayrıca kitap tenkitlerine de muhtaç Töre. “Küçük Dostlarım” için ne kadar güzel yazmışsın. Annem gözyaşlarını tutamadı. Pek memnun oldu” (1978)
Halide Nusret Hanım da bir mektupla Hicran Hanım’a teşekkür eder:
“Çok sevgili kızım Hicran Hanımefendi, hakkımda pek tatlı iltifatlarla dolu olan güzel yazınızı, Emine okudu ben büyük bir zevkle dinledim. Size candan gönülden teşekkür ederim. Lütfettiğiniz değerli kitabınız için de ayrıca teşekkür eder, Göze ailesi için hayır dualarımı tekrarlarım yavrum” (1978)
***
Annesi Halide Nusret’in Emine Işınsu’ya yazdığı şiirle yazımızı sona erdirelim:
Işın kızım, sana oyuncak diye
Gökten yıldızları deresim gelir
Güneşleri verip sana hediye,
Baharı yoluna seresim gelir
Sesin bir rüzgardır tatlı ve serin
Gönlümdeki mâbed senin eserin
Ruhuma gülerken güzel gözlerin
Göklerdeki sırra eresim gelir.
Emine Işınsu’nun eserleri iyi okunmalı ve iyi anlaşılmalıdır. Ektiği çiçekler büyür temennisiyle ruhu şâd, mekanları cennet olsun inşaallah. İsm-i şerifi geçenlere de rahmet ve mağfiret niyazıyla….

Yüreğinize sağlık. Allah kaleminize feyz ve bereketi ziyade eylesin. Yazının tadı yüreğimde kaldı.