Kadim şairlerimizin ele aldığı konular arasında yok yoktur. Bir zamanlar zannedildiği gibi şairler bolluk içerisinde sarayda şen şakrak yaşamış, sırça köşklerinde dünyanın sıkıntıları ile hiç karşılaşmamış! Yok böyle bir şey. Divan şiirinden Halk şiirine ve mutasavvıf şairlere kadar divanlar tarandığında bir çırpıda bunun birçok örneğine rastlayabiliriz. Bu şairler halkın içindedir ve doğal olarak içinde yaşadığı topluma tercüman oldukları görülür. Hayata ve dünyaya aynı zaviyeden bakmışlardır.
Cahit Zarifoğlu’nun (ö. 1987) “Bir Değirmendir Bu Dünya” kitabının adı sahibi, adaşı Cahidî Ahmed Efendi’dir (ö. 1659). Ahmed Efendi’nin şiiri bir berceste şiir olup, dünyayı insan öğüten bir değirmene benzetir ki çoğu zaman duygu ve düşüncemize ayna tutar:
Âkil isen cân gözün aç tut kulak bu pendime
Bir değirmendir bu dünya öğütür bir gün bizi.
Mutasavvıf şair dört asır öncesinden seslendiğine göre öğütmüş bile. Nicesini kendi dişlileri arasında öğüttüğü gibi. Sabit de (ö. 1712) Cahidî gibi düşünerek bu dünyayı ister zengin olsun, ister fakir olsun, her geleni kendi tezgâhında öğüten değirmene teşbih eder:
Bir âsiyâbtır bu gelen nevbete bakar.
Bâkî (ö. 1600) Osmanlı asrının müreffeh bir döneminde yaşamış ve olaylara üst perdeden ve geniş açıdan bakan bir şair. Şu beytinde kimi “handân”, kimi “giryân” olan insanoğlunun dünyadaki sergüzeşti vecizâne bir şekilde anlatılır:
Hâl-i âlem ezelî böyle perîşân ancak
Kimi handân kimi giryân kimi nâlân ancak.
Elbette Nâbî’nin de (ö. 1712) bu alanda söyleyecekleri vardır ve söylemiştir. Urfalı Şaire göre dünya aynen bir vakıftır. İnsanoğlu burada kazandıklarını kayd-ı hayat şartıyla harcar ve öldükten sonra bıraktığı herşey başkasına kalır. Onun için bu temelsiz yapıya gönlünü kaptırma der:
Vakftır mülk olamaz kimseye bu dâr-ı gurûr
Olma dil-beste bu vîrâne-i bî-dünyâda.
Ona göre “iki kapılı” virâne dünyanın geçiciliğini anlamak için “bu köhne saray zamanla filân kimsenin idi” denmesi bile bir uyarı niteliğindedir:
Bu pend âkile bestir ki halk söylerler
Zamân ile bu sarây-ı köhen filânın idi.
Köhne saraylar gibi feleğin virân eylediği nice Süleyman mülküne de büyük şair Fuzûlî (ö. 1656) şerh düşmüş:
Dehr içinde bir yıkık divar görürsen böyle bil
Bir Süleyman mülküdür kim çerh virân eylemiş.
Hâmî (ö. 1747) Diyarbekirli bir şairdir. Dünyayı anlayan akıllı kişinin onun tahsili için zahmet çekmeyeceğini “su üstüne resim yapılmaz” sözü ile açıklar:
Anlayan âlemi tahsîline zahmet çekmez
Âkil olan kişi âb üstüne sûret çekmez.
Diyarbekirli şairle çağdaş olan Koca Ragıb Paşa da (ö. 1763) Cahidî Ahmed Efendi gibi düşünür ve insanın dünyada nöbetleşe bulunduğunu ve ömrünü tamamladıktan sonra sırayı başkasına devredeceğini ifade eder:
Zamân eder seni de âşinâ-yı sûd ü ziyân
Bu kâr-hânede ahz u itâ be-nevbettir.
Deli dolu bir şair olan Haşmet (ö. 1768), devletlü Ragıb Paşa’nın tilmizlerinden biridir. Bir şiirinde Haşmet, dünyaya gelen saltanat ehlinin nic’olduğunu, o görkemli padişahların ve askerlerin şimdi nerede bulunduğunu tecâhül-i ârifâne ile sorduktan sonra; dünyanın “selef”, ahiret âleminin ise “hayr-ı halef” olduğunu ifade eder:
Sarf eyleme dünyâya yazık ömrü teleftir
Dünyâ selef uhrâ bilene hayr-ı haleftir.
Keçecizâde İzzet Molla (1829) günbatımında yaşayan Divan şairlerinden biri. Bülbüllerin sustuğu, havuzların boşaldığı, gül bahçelerinin harâb olduğu bir “mevsim-i baharda” geldiğini kendisi söylüyor. Bir beytinde:
Bî-vücûd olmak gibi yoktur cihânın râhatı
Gör ki Simurgun ne dâmı var ne hod-sayyâdı var
diyerek, dünyada varlıksız olmak kadar bir rahatın bulunmadığını, Simurg kuşunun adı var kendi olmadığından ona kimsenin tuzak kuramadığını, avcısının da şimdiye kadar hiçbir yerde görülmediğini söyler. Ayrıca yemin billah ederek bu dünyanın bir âh etmeğe bile değmediğni belirtir:
Billâh bu gam-hâne bir âh etmeğe değmez.
Osmanlının grub vakti son dönem büyük şairlerinden olan Ziya Paşa (ö. 1871) ise bir şiirinde hayatı “bir varmış bir yokmuş” diye özetledikten sonra, Hüsrev’lerin ve Cem’lerin gelip geçtiği dünyayı nice oyunların sahnelendiği tiyatro salonuna benzetir:
Ne Hüsrev’ler ne Cem’ler geldi geçti cilve-gâhından
Nice bâzîçe görmüş bir tiyatro-hânedir âlem
