Konumuz meşhur olan Yılmaz Güney değil. Müstear isim kullanan yani meşhur olan kişinin adı Yılmaz Güney değil, Yılmaz Pütün. Arama motorlarında tarama yapıldığı zaman asıl Yılmaz Güney değil herkesin bildiği artist çıkıyor.

Bizim burada sözkonusu ettiğimiz kişi, geçen yıl vefat eden 1950 Dernekpazarı doğumlu fizik hocası şair Yılmaz Güney’dir. 1973 yılında Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü’nü bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra 1977’de Sakarya’da Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi kurulduktan itibaren bu şehirde hocalık yaptı. Öldüğü tarihe kadar da burada yaşadı.

Şair duyarlılığı taşıyan hassas bir insandan bahsediyoruz. Dikkatli, titiz ve ince eleyip sık dokuyan bir kimse. Yalana ve dolana, hile ve hurdaya pirim vermez. Dost canlısı ve her daim hakikat üzere yaşamaya ahdetmiş bir adamdır. Hayattaki parolası çok sevdiği Mehmet Akif’in şu şiiridir:

       Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

       Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

Parola bu olunca sahte ve yapmacıklık onun düşmanı olur. Her zaman sahici yanıyla insanların huzurunda olmuştur. Herkes bilir ki Yılmaz Güney emin bir adamdır ve ondan hiç kimseye zarar gelmez. Emanete hıyanetlik etmez. Göründüğü gibidir.

Yılmaz Güney ömrünü verdiği Sakarya Üniversitesi’nde karz-ı hasen bayii gibi çalışırdı. Arkadaşları sıkıştığı zaman ondan borç para isterdi. Hiç kimseyi boş çevirmezdi. O anda kendisinde olmasa bile bunu vazife bilerek bir yerlerden mutlaka tedarik etmenin yoluna bakardı. Bir öğrenciye burs mu verilecek, Yılmaz Güney’in kapısı çalınırdı. Burs bulamazsa o öğrenciye sadra şifa olacak harçlık yetiştirirdi. İstanbul’a gitmek için bilet parası bulamayan garibanların sıkıntısı onun derdiydi. Kiralık ev arayan mesai arkadaşının ikamet sorununu hallatmeden gözüne uyku girmezdi. Çocuğunu evlendiren, sünnet ettiren arkadaşlarının cemiyetine mutlaka gitmeye özen gösterirdi. Önce kendisi selam verirdi. Hiyerarşi falan gözetmeden ilk telefon açan o olurdu.

Bilenler bilir; Yılmaz Güney’in her zaman kendine has ve müstakil bir kütüphanesi olmuştur. Bunu bir kısım arkadaşı “çöplük” olarak, bir kısmı “tekke” olarak niteler. Oturduğu evin altında veya yakınındadır bu kütüphane. Adeta bir tekkeyi andırır ve herkese açıktır. Aç gelen oradan tok ayrılır. Burada gerek güncel olsun gerekse olmasın birçok konu tartışılır ve bilgilenmiş olarak ayrılırsın. Aynı zamanda sahaf dükkânı da diyebiliriz bu mekâna. Yeni kitapların yanında baskısı bulunmayan şiir kitapları, hikâye ve romanlar, nadir bulunan eski dergi sayıları, gazete kupürleri bir arşiv standardında saklanır. Bazıları gibi kütüphanesinden kitap ve malzeme verme konusunda cimri değildir. Geri getirmek şartıyla kocaman kütüphaneyi bile kaldırabilirsin.

Yılmaz Güney kütüphanesinin müdavimleri bilirler ki burada her daim çay kaynar ve gelen meyveler ikram edilir. Şimdi anlıyoruz ki burada içilen çay ve yenilen nevale ile beraber ikram edilen şey başka bir şeymiş. Bütün bunlar bir yana adeta insanları oraya çeken muhabbet Yılmaz Abinin samimiyet ve içten tevazuudur.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir