Fethi Gemuhluoğlu’nu ilk defa 1967 yılında İstanbul Beyazsaray’da bir kitapçıda görür. Tesadüfen. Fakat gördüğü o kişinin Fethi Gemuhluoğlu olduğunu sonraki karşılaşmalarında anlayacaktır. İlk gördüğü o anı bir fotoğraf karesi gibi zihnine işlemiş. Gemuhluoğlu’nun “dinamik, başını eğip, gözlüğünün üstünden araştırıcı ve yakalayıcı bakışları ve hâkim tavrı”nı  anında fotoğraflamış ve karanlık odasına atmıştır. Daha sonra tab’etmek üzere.

Fethi Gemuhluoğlu’nun bürosunun merdivenlerinden çıkarken kendisi ile birlikte merdivenleri çıkmaya çalışan ve kapıcıya ansızın Fethi Gemuhluoğlu’nun yazıhanesini soran adam Zarifoğlu’na manevi kapıları da gösterecektir. Mustafa Özeren Efendi, Fethi Gemuhluoğlu’nun İstanbul’a geldiğini duymuş, adresini bilmediği yazıhanesine gitmek üzere yola çıkmış ve yazıhaneyi sanki eliyle koymuş gibi bulmuştur.

Zarifoğlu, mürit ile mürşit arasındaki ilişkinin ilginç ritüelini Fethi Gemuhluoğlu sayesinde yeniden ve keskin bir şekilde fark ve idrak etmiştir. Şeyh Mustafa Özeren Efendi ile mürit Gemuhluoğlu’nun karşılaşmasına şahit olmuştur. Önüne açılan bu büyük sahnede tasavvufun bin yıllık süregelen formlarından biri bir kere daha tekrarlanacak ve Zarifoğlu müritle şeyh arasındaki tekin olmayan muvazeneyi şaşkınlık ve tuhaflık arasında seyredecektir.

Tarikat yolunun açılışında bu karşılaşmanın mutlaka etkisi olmuştur ama Zarifoğlu baba tarafından da tasavvufa yakın ve yatkındır. Zarifoğlu tarikat ehli bir adamdır. Gemuhluoğlu da öyle.

Fethi Gemuhluoğlu, kısa sayılabilecek ömründe döneminin aydınları üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Hangi aydın, hangi siyasetçi, hangi bürokrat ona rastlamışsa artık onun tarihi yepyeni bir zamana açılmıştır. Sadece aydınlar üzerinde de değil, geleceğin genç kuşaklarının ruhuna küçük dokunuşlar yapmış ve bu dokunuşlarla onların fizik ve metafizik şartlarını yeniden oluşturmuştur. Kurucusu olduğu ve ölümüne kadar Genel Sekreterliğini yürüttüğü Türk Petrol Vakfı aracılığıyla öğrencilere burslar vermiş, işe ihtiyacı olanların iş sahibi olması için uğraşmıştır. Dengesini kaybeden siyaset yeni bir denge için onun görüşlerinden yararlanma ihtiyacı duymuştur. Sohbet ettiği her insana geniş bir iç rahatlığı, diri ve zengin bir düşünce iklimi armağan etmiştir.

Zarifoğlu Fethi Gemuhluoğlu’nun kişiliğini şu cümlelerle özetler: “İki üç saat süren sohbetlerinden sonra, bizi gafletimizin derinliklerinden çıkarıp, kalbimizin ve omuzlarımızın üzerine koyduğu sorumluluğumuzun tahammül edilmez ağırlığı ve hüznü içerisinde evlerimize dağılırdık.” 

Elbette Zarifoğlu üzerinde etkili olmuş birçok insan vardır. Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil bunlardan sadece bir kaçıdır. Fethi Gemuhluoğlu da bu insanlardan biridir. Talih Zarifoğlu’na döneminin en etkili insanlarıyla birlikte olma ve onların derin dünyalarına şahitlik etme lütfunda bulunmuştur. Şahsiyetlerin oluşmasındaki kader çizgisini kritik karşılaşmaların aydınlığında daha net görebiliriz. Her insan, muhatap olduğu insanların kaderinden pay taşır. Büyük karşılaşmaların büyük hayatlara yol açtığını inkar edemeyiz. Zeka biraz da başkalarının insan benindeki yansımalarıdır. Fethi Gemuhluoğlu’nun Zarifoğlu’ndaki yansıyışı ise sadece zekaya değil, kavrayışındaki irfanî derinliğe de katkı şeklinde olmuştur.

Tamamladığı ama bağışlamak için bir türlü fırsat bulamadığı son Kur’an hatmi, Fethi Gemuhluoğlu’na nasip olmuştur. Her anışına saygının ve hürmetin eşlik ettiği Gemuhluoğlu, Zarifoğlu’nun hayatındaki şairane dengenin de irfan dengesinin de görünmez ve mahcup mimarlarından biridir. Son hatminin bağışının Gemuhluoğlu’na nasip olmasında, bir kader ağına mecbur oluş vardır. Hayatını insanın yaratıcı ile varlık arasındaki mutlak dengeyi sağlama amacına adamış Fethi Gemuhluoğlu, Zarifoğlu ile son konuşmasını bu hatim ile yapmıştır diyebiliriz.

“Cahit Zarifoğlu’nun Fethi Gemuhluoğlu ile Bağı, Mustafa Aydoğan” için 2 yorum

  • ‘Elbette Zarifoğlu üzerinde etkili olmuş bir çok insan…’ bahsinde zikrettiğiniz isimler yanında bu mevzu ile doğrudan alâkalı olduğu için rahmetli Hasan Seyithanoğlu’nun anılmaması eksiklik ve hata olur. Şöyle ki, bu anlamlı karşılaşmanın kendisi, öncesi ve sonrasında Zarifoğlu’nun tasavvuf alemini tatmasında rahmetli Seyithanoğlu’nun zâhir rolünü görürüz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir