Zarifoğlu’nun Batı kültürüne bakışı, üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu bakışta hayranlığın izini neredeyse hiç göremeyiz. Genç yaşında Batı ile fiziken de temas kurmuş, dil öğrenmek amacıyla Almanya’ya gitmiş, çeşitli Batı ülkelerini gezmiş, Alman Dili ve Edebiyatı üzerine yükseköğrenim yapmış Zarifoğlu, Anadolu’nun en ücra köşesinde kendi uzletinde yaşayan bir müminin refleksine sahiptir. Onun bakışı, en kaba noktalarından en zarif uçlarına kadar Anadolu’nun berraklığını ve iç dinginliğini taşır. Dikkatleri ile zihinlerdeki çer çöpü anında temizleyen, bütün hücum atmosferini çarçabuk kuran ve adeta hiçbir kirliliğe müsaade etmek istemeyen bir yalınlığa ve safiyet sahiptir.
Batı’dan bahsettiği hemen her cümlesi eleştiriye yakın ve yatkındır. Tıpkı Sezai Karakoç gibi. Bir ön yargının izinden, kabalığından bahsetmiyoruz. Zarifoğlu’nun Batı’ya ilişkin bilgisi ve sezgisi sanıldığından çok fazladır. O, kalbini ve kalbindeki dikkati kendisine efendi edinmiş ve bu efendinin işaretlerine göre hükümler icra etmiş ve hücumlar oluşturmuştur. Müziğinden edebiyatına, siyasetinden bilimine Batı Medeniyetinin kapalı ve açık bütün alanlarına hâkim bir sezgisi, takibi ve yoklaması vardır. Alman edebiyatı okuduğu dönemlerin dar izlerinden bahsetmiyoruz. Bir okuldan öğrenilecek bilgilerle yetindiğini düşünmek haksızlık olur. Zarifoğlu’nun enine boyuna geniş okumalar yapmış olduğunu söyleyemeyiz belki ama dünyanın gidişatına ilişkin tasavvurlarına ön ayak olacak gerekli okumaları yapmış olduğunu biliyoruz.
Zarifoğlu’nun içinde bulunduğu yazı ve siyaset iklimi Türkiye’nin ne tür bir Batı macerası içerisinde bulunduğunu bize göstermektedir. Küçük ve basit bir araştırmada bunu fark etmek mümkündür. Türk aydınının bir türlü içinden çıkamadığı Batılı bakış, duyuş ve eleştiri noktalarını en ince yerinden yakalamakta son derece mahirdir. “Bizim ölçülerimiz başkadır. Batı’da pek gelişmiş görünen sanat kuramcılığı ve eleştirmeciliği çevremizi felâket sarmış.” kanaati, sadece okumalardan yola çıkılarak varılabilecek bir sonuç değildir. Bu cümle, iman ile dikkatin birlikteliğine çok şey borçludur. Roman çağında romana dair hükmü ise ürkütücü boyutlarda kesin ve keskindir: “Zavallı roman okuyucusu doğulular, çarpık Müslümanlar.” Peki ne yapmalıyız, nasıl bir yol tutmalıyız sorusuna ise şu cevabı verir: “Bunları ve tüm batı sanat ürünlerini okumalı mı okumamalı mı? Okumalı. Ama ne zaman. İnsanımıza neyi esas olarak verdikten sonra.”
Bu yönüyle Sezai Karakoç’un anlayış tarzına çok yakın durur. Sezai Karakoç da hiçbir cümlesinde Batı’dan övgü ile söz etmez ve Batı hayranlığını işaret ve ima eden eden hiçbir cümlesine rastlanmaz. Batı’nın en parlak noktalarında bile çürümüşlüğün izlerini adım adım görür ve gösterir.
Döneminde özellikle Müslüman aydınların üzerinde çok fazla durduğu ve övgüyle söz ettiği Rus yazar Dostayevski’den bile bir iz, bir etki, bir hayranlık sarmalı bulamayız onda. Rasim Özdenören’in yer yer atıflar yaparak düşüncesine adeta mihenk kıldığı, Nuri Pakdil’in şoförlere bile okutmak lazım geldiğini söylediği Dostoyevski, Zarifoğlu’nda karanlık bir bölgeye itilmiş ve üstü örtülmüştür.
Zaman zaman karşılaştığımız hükümlerinde fazlasıyla katı ölçüler içinde buluruz onu. Katı ve keskin. Batı’yı iç âleminde her an hazır bulunan manevi elekten geçirir ve Batı’ya dair edinilmiş bütün hazır bilgileri, edebi tatları, form bloklarını tek tek sarsar. Birdenbire ve üst perdeden konuşur. Mavera dergisinin İngilizce bir versiyonunu yayınlayarak Batı’ya karşı kültür akını yapma düşüncesinde ve önerisinde bile bulunur.  Hayata geçirilememiş olsa bile dönemine göre ilginç ve ileri bir düşüncedir. Kısaca, Batı ile aramızdaki denge uçurumuna bakışı bir köylü bakışı kadar saf, bir aydın bakışı kadar derin, bir mümin bakışı kadar aydınlık ve irfanîdir. “Kamüyü kamüleşerek eleştiriyoruz” hükmündeki saflık, derinlik ve berraklık, döneminden bugüne değin özünden hiçbir şey yitirmiş değildir. Çükü Zarifoğlu, Batı’yı bir iklim olarak görür ve bu iklim içerisinde kalındığı sürece Batı’dan başka bir şey görülemeyeceğini düşünür. Ona göre aldanış, bu iklim içerisinde uygulanacak yöntemlerin eninde sonunda bu iklime yardım edeceğini göremeyiştedir.

“Zarifoğlu: Batı Edebiyatına Köktenci Eleştiri * Mustafa Aydoğan” için 2 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir