Zihnimin rıhtımında mor bir fular gördüm. Esintinin köşeli hareketiyle zikzaklar çiziyordu. Durdum; o gidene kadar onu izlemeye durdum. Yere düşmüyordu. Bekledim, bekledim ve saatler geçti sanıyorum. Oysa dakikalar beni hareketin esiri eyliyordu. Bir ara sıkıldım ve suya baktım. Göz altlarımda mor halkalar oluşmaya başladı. Halkalar suda halka halka genişledi. Gözlerim karardı, suya düştüm. Su, içine litrelerce kan almışçasına koyu mordu. Çırpındıkça dibe batıyordum. Birden, boğulmadığımı fark ettim. Evet, su beni boğmuyordu. Derinleştikçe deniz, dibe battım. Dipler beni kademe kademe aydınlığa çıkardı. Aydınlıktan kalın bir halat oluştu. Zihnim, ona tutunmamı emretti. Buyruğu benimsedim ve kendimi iyi hissettim; içim aydınlıkla dolmuştu. Nurdan halatı ellerimle kavradığım an bilincimin genişlediğini duyumsadım. Halat beni hızla ileri sürükledi. Bu sürükleme bir salınımdı aslında, muhtemelen yüksek hızdan dolayı dışarıdan bakanın göremeyeceği, hatta benim bile zar zor fark ettiğim bir salınımdı, aşamalı. Öyle çok çekildim ki; artık hıza da, bu ritmik salınıma da alışmıştım. Karşımda önce geniş, koyu bir karanlık; ardından dar ama ferah bir aydınlık belirdi. Ruhumun bedenimden ayrıldığını duyuyordum. Sonra aniden fark ettim ki aslında suya düştüğüm an ruhum bedenimden ayrılmıştı. İnsan öldüğünü nasıl bilmez? Düşündüm ve bana mantıksız gelmedi. Ruhumun yolculuk boyunca deneyimlediği birçok vukuat beni şaşırtmamıştı. Demek ölmüştüm de zamanı yitirdiğimden ötürü neyin ne, neyin nasıl olduğunun ayırdını kaçırmıştım. Neyse ki hafızamın büyük bir kısmı benimleydi. Yoksa nasıl olurdu da bu deneyimleri yazıya aktarırdım. Ya rüyaysa diye geçti aklımdan. Gözlerimi kapayıp açtım hemen. Derin bir nefes aldım. Ne ortam değişmişti ne de benim duyuşlarım. Nefes alırken fark ettiğim ve yine şaşırmamış olduğum olay ise suyu akciğerlerime çektiğimde içimde hissedişimdi. Aslında zihnim, içimde akciğerlerden başka bir organ olduğunu da idrak etmişti. Sanki dünyada kullandığım organlar daha kullanışlı olanlarla değiştirilmişti. Sahi, tüm bunlara şaşırmadığıma neden şaşıyorum ki? Belli ki her şey olması gerektiği gibi ilerliyordu. Ve farkındalığın en üst düzeyini yakaladığım bu andan sonra artık düşünmeyi de kafamdan men ettim. Sonrasını hatırlamıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir