ÖLÜM, KARACADAĞLI!

Adını bile bilmiyorum
gelinle damadın karşılıklı oynadığı oyunun
içimi acıtıyor o
tenhaca, kuytularda sessizliği
taş konakların
yıkıntıların
eskiliklerin

Bir sessiz çığlığa yaslana yaslana uzaklaşıp gittin benden
benim yurdumdan benim kırlarımdan toprağımdan yağmurumdan düşümden
benim gözyaşımdan gökyüzümden
kartal kanatlarımdan uçarı, kuşbakışı gözyaylımından
o kutsal ve sonsuz ovalarımdan benim

Şiirimden? Hayır gitmedin kelimeler seni ağlıyor bütün çeşmelerden kaynaklardan
pınarlardan

işte hüzün hep başağrısı çöküyor gençliğime

heyyy gel artık duy beni geçsin, tüm kapı aralıklarından, duvarların yarıklarından sana değsin kör kurşun gibi: “Beni duy!”/ma! hayır duyma!

büyük bir tufan var aramızda, korkunç bir zelzele, bir sel yarıntısı bir toprak kayması, yataksız bir ırmak bütün umutsuzluklar!

Adını bile bilmiyorum o oyunun hep gelinle damat oynar ben oyun bilmem oyun bilmem yüreğimde mil çekilmiş iki göz iki kara göz/ eskidendi

Seni unutmak için bütün çocukluk rüyalarımı topladım o insicamsız doğruluğu o vurulmuş Karacadağlı sararıp sapsarı yaprakların mezadında beni sat/tın elimde zencir boynumda bukağı at ayağı ayağım vah ki köstekli

Seni vuran dağlı mıydı
Kurşunları yağlı mıydı
Silah silaha gelende
elin kolun bağlı mıydı?

Ölüm, dağlı, zağlı mı zağlı kılınç, karacadağlı!

Kurşuna dizilmiş adamlar gördüm hastanelerin ölü odalarında eli kolu bağlı vurulmuş sadece

anasızdır ve gardaşsız
anasızdır ve gardaşsız
anasızdır ve gardaşsız

içim yanıptır pas tuttukça alınmadık öcü; çürüyüp!

Annem öldü geride
“vah yavrum ananöle”
diye bir acıma unutarak bırakıldı toprağa.

bu ibibik bir haber getirir
Süleyman Peygamber’e

Bütün yollar kesik!

Bu oyunu sen biliyordun karacadağlı
sen oynadın!

Onun için öldüm bütün şiirlerin o güzel delikanlısı!
O umursamaz gülüşü taşıyarak ötelere bir leyli ak güvercin, bir görkemli beyaz at!

Ki, beyaz at ölümdürür adı hiç anılmaya, anlatıla
ailemin benim yazısız geleneğinde!
soyumun soyağacında
İşte bu ölüm!
-üm!
Ah ki…

Akşam arada kaldı
Annem
Bıçak yarada…

“Ölüm, Karacadağlı!, Cumali Ünaldı Hasannebioğlu” için 2 yorum

  • “Seni unutmak için bütün çocukluk rüyalarımı topladım o insicamsız doğruluğu o vurulmuş Karacadağlı sararıp sapsarı yaprakların mezadında beni sat/tın elimde zencir boynumda bukağı at ayağı ayağım vah ki köstekli.”

    Şiirin kendisi her zaman ki gibi müthiş. Ama yukardaki dizeler biraz okuyanın kendisiyle iç muhasebesine sebep oluyor. Unutmak,
    Unutulmak,
    Cumali Ünaldının şiiriyle somutluk kazanıyor. Belki dolmayacak bir boşluk.

    Ellerinize sağlık Üstadım. Kaleminize sağlık…

  • Enginimi yollarken tanıştım ölümle o gelmesinden korktuğum bazen de bir an önce gelsin ve ne olacaksa olup bitsin dediğim gün… doğumgünümde geldi çattı bir hastane odasında ve ben artık ölümle mezarlıklarla ölüm kokan şiirlerle barışığım,giden gidiyor da geride kalan nasıl??? Böyle bi kararlı bi kararsız gitgellerde mi olacak hep

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir