1.
Böylece zaman seni atıp terkisine, gitmiyor

o gidiyor doludizgin dörtnal
seni eskimeye bırakıyor

zamansızsın
bir bakıyorsun
her şey için

paslanmak
bundan sonrası
yürümek kendi içinde

çürüyüp giden de
sendeki dünya
dönüyor kendine

tıpkı bir yaprak: güzarası
bir ağaç gövdesi,
hızar sonrası
biraz talaş
biraz kabuk
su biraz da

toprak olma nişanı
ufak ufak
minnak, diyor ya, sevgiyle
böyle şeylerin tarifesinde

“Vay ki benim bir
çıkın içre bıraktıklarım”
de
çıkın yok ama

aidiyeti olduğu yerde
bu dünya mülkü
o da

senden sonrası mazlum
sensiz mağdur
dağınık ve yetim
ve belki de yok

sen olmaksızın

2.
Göğsü genişledi birden herkesin
tutulan nefes bırakıldı havaya

bu senden uzakta kalmanın hüznü

say ki bir soluktur ölümden artık
say ki devrolundu yıllar yıllara

3.
Olmazdı
mümkünsüz bir yazı

sende ahdini bırakmış yılgınlık varsa
gökyüzünü zil kara berkitmek bende

“Tam dönerken yakaladık şahım, hayatı! Vak’takşamdı, gün kızıl!”
“Ölüm dahi gelmez idi hat’rımıza, geliverdi!”

Gördük ve anladık
ve duyduk

ve duyurduk
ki:

-söylerdi dünya bize hep bunu-

ölecektir
yaratılan!
doğan
varolan her şey:

yoktur!

Her mağdur çocuğun kimliğinde Yusuf
Her pişman babada bir Yakup, arar mısın?

Ara!

Ağaran gözleriyle acı bakmakta/
bakamamakta-
dır

Gömleğinin kokusunu taşıyan kervan, Yusuf’un
uzak uzak uzak iken
görsün gözlerin
yeniden
ağ inen

4.
Bir
uyandım ki başka bir dünyadayım

İlki çürürken geçmişte
göğermede ikincisi sonsuz bir karanfil
haşrolmakta

Hiçbir şey yazmıyor kılıcımın kabzasında hiçbir işaret yok bana dair

sadece bir varoluş hayatın ortasında:

“yaşam ki, kutsal!”

5.
Karmakarışık bir rüya benimki

Dünya durdu
yavaşladı hayat
koptu kendi gerçeğinden
bir ses şerrâresi, dışımda
sessiz bir filmde yüreğim!

bir yanda yaşamak
ben bir yanda
günden güne gevşeyip duran
bir gün birdenbire
kopacak bir iple
içiçe

kötü giden her şeye
acı çeken herkese
yanan bir yürekle

Her zaman mı yanardı
bu dünya nâr gibi böyle
öte ile karışık
kendi cehenneminde?

Lav
kıpkızıl, kararmadan önce
gün yanığı

Arada ölüm korkusu.

6.
Yıl 1980.
Bir yaz gecesi Hozat’ta gemiden indik
arabayla
akşam alacasının hüznü yüzlerde
Yolu kökleyip Ovacık ‘a gidecekken orman üzre yol bizi kaybetti
gece
-o zifiri ormanda yolsuz ve ıssız, dere yataklarında kaybola kaybola, bir ışık aramaktayken saatlerce- geceyarısı saat 02:00’de
birdenbire Ovacık!
Say ki, geldik cennete sabah uyandık ki, Munzur’un süt gözeleri
dolup dolup taşmakta bizim için
tazeleyerek aşkı göğsümüzde

Dedim ki,
O’dur kefil!

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir