Ben basitçe “alıntısız yazı” diyorum denemeye. Deneme yazarı birdenbire söyler söyleyeceğini; ilhamı, birikimi ve sağaltıcı bakış açısı onu başkalarına muhtaç olmadan biricikleştirir. Alıntılamadan, başkaları ne demiş çabasına düşmeden yazar.
Dilin iç dinginliğine bağlı kalışını da belirtmek gerekir elbette. Ne demek bu? Şu demek: Dil neredeyse bir amaca dönüşür; iklim dilin içinden doğar, usturupluluğa hiçbir borcu olmadan akar gider. Çünkü iyi bir denemede dil ayartıcı değildir. Usturuplu dil ayartmayı hedefler ama deneme buna gerek duymaz. Sade, birdenbire, boşluksuz, yumuşak ve zaman zaman şaşırtıcıdır.
Deneme yazmayı seviyorum. Öteden beri. Şairlerin iyi denemeciler olduğuna şahit oldum hep. Hepsi mi? Hemen hemen. Büyük şiirin içinden konuşan her şairin büyük denemeci olması şaşırtıcı gelmez bana. Büyük… Yani başarılı, iyi, etkili.
Toplu iğnenin ucundan daha küçük, daha önemsiz ne olabilir ki! Ama denemeci böyle düşünmez. Bize onu anlatır anlatır anlatır ve bir bakarız ki toplu iğnenin ucuyla gözümüzün önündeki bütün perdeler kalkıvermiş. Büyük konu aramayan insanlardır denemeciler. En göze değmez, en sıradan, en aldırış edilmeyen bir durumun önemli kıvrımını bulur ve bizi o kıvrımın iptidai noktasından varoluşun şenlikli iklimine taşıyıverir. Önemsizlik kavramının hiçbir karşılığı olmadığını düşünmeye başlarız git gide. “Önemsizliği” öldüren kişidir denemeci. Her şeyi diriltir ama onu, o “önemsizlik” tuzağını en ölümcül yanından yakalayıverir. Bir denemeyi okuyup bitirdiğimizde sıradan ve sade durumların büyük yankıları içimizde yankılanmaya başlar.
Ahmet Haşim’in Müslüman Saati’ni okuyanlar bu yazıyı bir daha unutamaz gibi geliyor bana. Çoğu kişi bu unutulmazlığın söz konusu yazının konusundan kaynaklandığını düşünür. Bu düşünce doğrudur ama bir de o yazının yazı olma iklimine bakmak gerekir. Müslüman Saati, bir şairin kaleminden çıkmıştır. Sadedir, birdenbiredir, yumuşaktır, boşluksuzdur. Diyebiliriz ki anlam ve dil yepyeni bir ahenge kavuşmuştur.
Benim denemecilerim kimlerdir diye düşündüğümde şu isimler geliyor aklıma ilk olarak:
Ahmet Hamdi Tanpınar,
Nuri Pakdil,
Rasim Özdenören,
Enis Batur,
Alaeddin Özdenören,
Cemal Süreya.
Ben denemenin nasıl bir şey olması gerektiğini izah ederken ilgisiz gibi görünecek kimi kaynakları ve isimleri de işaret etmek istemişimdir hep. Bence iyi bir denemeci bu kontrol noktalarına da uğramalıdır. Şu isimleri kast ediyorum:
Abdulkadir Geylânî- (Özellikle İlahi Armağan kitabı)
Mevlanâ Celaleddin-i Rûmi –(Özellikle Fîh-i Mâ Fîh kitabı)
İbn Arabî (Bütün külliyatı)
Daha çoğaltılabilir; hem isimler, hem eserler.
Deneme ile ilham ve bilgelik arasındaki ilişkiyi gördüm ben bu eserleri okuduğumda. Deneme nedir sorusuna benim cevabımdan farklı cevaplar vereceklere göre değildir bu isimler. Bu gerçeği göz ardı etmeden söylüyorum söyleyeceklerimi. Modern bir tür olan deneme ile bu isimler arasında bağ kurmanın zor olduğunu söyleyecekler çıkacaktır. Ne var ki söz konusu isimlerin ve bahsi geçen kitaplarının bir denemeci için alışılmadık dikkatlere yol açacağını düşünüyorum. Yazının hem ifade, hem üslup, hem dil, hem de iç boyut olarak hangi imkânlara sahip olabileceğini göstermesi açısından küçümsenemeyecek katkıları olacağını sanıyorum.

 

(Bu yazı, Ankara Edebiyat Festivali dolayısıyla 24 Eylül 2022 Cumartesi günü ‘Edebiyatımızda Deneme’ panelinde sunulmuş bildiridir.)

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir