Öyle diyor Pir Sultan Abdal bir nefesinde;
Gönlümüze güman koyman erenler
Hışmile yeldirmek şeytana düştü…
Yeldirmek, “güman”ın beklenir ve olmayası meyvesidir sanki. İnsanı aceleye, telaşa ve koşturmacaya teşvik eden şey, bu huzursuzluk kaynağı şüphe ve zandır. Kapsanamayacak şekilde dallanıp budaklansa da en derindeki bu şüphe ve zan iki temel unsur üzerine inşa olunur:İnsanın kendisi ve bilhassa gelecek. Kendiliği hakkında da gümanlıdır insan, gelecek hakkında da. İkisinin de sahibi kendisi değildir oysa. İnsanın telaşı, acelesi de bundandır belki de.
Kaşgarlı Mahmud’un bildirdiğine göre yeldirmek, esmek ve estirmek anlamındadır. Bir hışım ile esip gürlemekte, estirip koşturmaktadır insan; hele ki bu devirde. Başkaca türlü isimler takılsa da içinde bulunduğumuz çağın yakışanı da “acele ve telaş çağı” olmalı.
Büyük Fransız mütefekkiri Jean Baudrillard, Parisli hemşehrilerinin koşuşturmacasına, telaşına, hızına nasıl da tuhaf bakmıştı. Fakat her şey hıza bağlı günümüzde. Hızla doğmak, hızla büyümek, okullarda hızla öğrenmek ve yarışmak zorundayız. Bir saniyeniz bile “boş” geçmemelidir. Eskiler, “bugün Allah için ne yaptın?” diye sorarlarmış. Artık “gün” demode, bu dakika, dahası bu saniyede, şu “güncel hayat” için ne yaptın diyoruz kendimize durmadan. Her saniye ve her an sanki dünyadaki bütün insanlarca ulaşılabilir durumdayız. Her an bir “işteyiz” güya. Bütün insanlara her an bir şeyler yaptığımızı da göstermek zorundayız. Telefonlar, bilgisayarlar, televizyonlar, e-mailler, whatsapp mesajları, sosyal medya… Bilişim teknolojileri denilen şeyin dönüştürdüğü hayatlarımızda zaman da tahrif edilmiştir. Teknoloji marifetiyle zaman, bir kara deliğe düşmüş gibidir. Yok olmak üzere uzadıkça uzuyor, uzayıp genişledikçe de soluyor, hiçbir şeye yetmiyor. Bu devirde “acele” etmek artık “on emir”in ilkidir.
Bu devirdeki acelenin kendine özgü tarafları da vardır. İnsanın içine işli olan güman ve bunun eseri telaşın tahrif edilerek dönüştürülmüş, tersyüz edilmiş korkunç bir örneğidir bu devrin aceleciliği. Teoman Duralı Hocanın, “dağ deviren endüstri devrimi” dediği şeyin sonraki bütün insanlara hediyesi(!) olan ilerlemeci sürat ve hız fikrinin çocuğudur bu acelecilik ile telaş. “Hep daha fazlası” için koşturmak. Yine de insanı bu mekanik devrime yönelten içinde taşıyageldiği, özüne ve geleceğe ilişkin güman değilse nedir?
Yüz binlerce yıl boyunca aheste ve tutarlı bir ahval üzere yeryüzündeki serüvenini sürdüren insanoğlu, Avrupalı akrabalarının öncülüğünde büyük bir telaş ve acele ile “ilerleme” yarışına girişmiştir. Binlerce yıl boyunca yapmadığını on yıllarda yapmaya başlamış, bir iki yüzyıla sığdırmaya çalışmıştır bütün ilerleyişini. Belki de yaklaştığını hissettiği “son”un etkisiyle. Öyle ki artık ilerleyecek bir nokta kalmadığından olsa gerek insan-sonrası toplum ve insansız-dünya konuşulmaya başlanmıştır. Gide gele, ilerlemenin, bilimin ve teknolojinin zaferinin, insanın eksik ve sorunlu varlığının yok edilmesi aşamasına gelmiş olması vahimdir, ibretliktir. Hışm ile yeldirmek Şeytan’a düşmüş olsa da insanın yeldirmesi de kendini imha edişini ifade eden nihayete varmak üzeredir. İnsanın gönlüne bu gümanı kim koymuş ola ki? Modern yaşamın iyiden iyiye körükleyip çığrından çıkardığı ve de başkalaştırdığı bu gümanı.
Bakara Suresi 34. ayet şöyledir: “Ve o zaman meleklere: Âdem’e secde edin dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.” Burada melekler hemen secde ederken “acele” mi etmiştir? Aksine, bu anda gümansızlık, iman, sükûnet ve huzur vardır. Yapılması gerekenin yapılması gereken vakitte yapılması acelecilik değil adalettir. “Hayırlı işte acele edilmesi” düşüncesi buraya işaret etmektedir diyebiliriz. Şimdi bir düşünsek şu güncel hayatımızda acele ettiğimiz şeyleri; hangisi meleklerin duyduğu hitaptaki gibi hayır işidir ve adaletin timsalidir. İblis ise zihnini kurcalayan benlik davasının sorularının yarattığı şüpheye dayanmakta acele etmiştir. Azazil, kendisi hakkında ve geleceği hakkında güman sahibidir. Bu acelecilik, Azazil’i kendini büyük görmeye ve inkâra götürmektedir. Arapça’da şeytan kelimesi uzaklıkla da ilişkilendirilmiştir. Hışm ile yeldiren şeytan ve takipçileri Yaradan’dan uzaklaştıkça uzaklaşır aceleyle. İblis adının yani Eski Yunaca diabolos’un işaret ettiği üzere yaratıcısına, kendine ve herkese iftira ederek, aldatarak ve aldanarak uzaklaşır yeldirenler özlerinden.
Buradan hareketle, bizi Yaradan’dan, sevdiklerimizin rızasından, insan olmaklığın bize yüklediği ödevlerden uzaklaştıran her şey aceleyle yeldirişimizdendir diyebiliriz. Belki de bu yüzden en çok da Müslümanların güncel hayatları kuşatan bu aceleciliğe duçar oluşu gariptir. Oysa Efendimiz, “Teennî Allah’tan, acelecilik şeytandandır” buyurmuştu.
Şeytanın atına binip yeldirme / Düşersin çamura çıkılmaz gardaş
Şeytanın atına binip yeldiren, yüreğine kötülükleri dolduran…
Neşet Ertaş ustanın söylediği gibi yeldirmek, şeytanın aceleci atına binmek, hışm ile davranmak yüreği kötülüklerle doldurmak değilse nedir güncel hayatımızın anlamı?
Bu halde, neyedir telaşımız?
İhtiyacımız, şu üç günlük dünyada işte öyle yaşayıp gitmek iken sakince, insan ise pek acelecidir.
Sadece öyle yaratıldığı için mi?
