Tahminim mektup, bireysel alanda doğdu, oradan kamusal alana yayıldı. Sonrasında ise, kamusal alandan tekrar bireysel alana döndü ve orada can verdi. Yazdığım son mektubun tarihi, 2004. 2004’ten bu yana mektup yazmamışım. Sanırım mektup, içinde bulunduğum kuşakta son buldu. Benden öncekiler, bolca mektup yazdı ve aldı. Benim kuşağım o kadar çok mektupla uğraşmadı. Ama yine de mektubu gördü tanıdı. Onun önemini en gizli yerinden kavradı. Benden sonraki kuşaklarda böyle bir kavrayışın, hissedişin olduğunu sanmıyorum. Mektubun yerini internet ve cep telefonları aldı. Keşke almasaydı, mektup yaşasaydı diye serzenişlerde bulunmayacağım. Teknoloji birçok incelik taşıyan eşyayı yok etti. Onun yerine getirdiğinde ise, o inceliklerden eser yok. Aksine kısa mesajlar Türkçemizi bozdu. Mektup yazmak içinse, düzgün bir Türkçeye ihtiyacımız vardı. Hiç olmazsa kelimeleri doğru yazmak, imla kurallarına uymak zorundaydık. Diğer türlü derdimizi nasıl anlatırdık? Cep telefonlarında anlatımı kolaylaştırmak için uydurulan emojiler, çok sevimsiz ve duygusuz. Bunlar da zamanımızın görsele mahkûm edilişinin ayrı bir delili. Görselden ibaret bir haberleşmede sanki her şey sahte, her şey yapmacık… Rol yapıyor duygusu uyandırmaktadır. Mektuplarda rol yapmak zordur. O, bütünüyle samimiyetin ifadesidir. Yine de keşke mektup yazmaya devam etseydik veya mektup yazma ve gönderme geleneğini yeniden canlandırmak için etkinlikler düzenleyelim diye düşünmüyorum. Çünkü mümkün değil öyle bir şey. Mektup türlerinin son ve en iyi direnen kalesi, aşk mektubuydu; o da düştü. Ama hatırası kaldı. Mektubun hatırası bile güzel. Yeni kuşaklar ise, kendilerine başka şeyler bulmalı hatıra olarak. Nedir o şey bilmiyorum.
