Ayı kudretiyle dizginleyen güneş
Bir öğlen vakti uykuya daldı
Şaşırdı evren
Cevapsız sorularla ayağa kalktı âlem
Gün ışığını kim çaldı?
Yoksa ay
Kendini nurdan bir huzme mi sandı
Karanlığı halk etti kâinat
Yalan varsa ortada siyaha gömülecek
Ve bir zaman uyandığında güneş
Nuru gözlerimize değecek
Peki…
Ayın karanlık yüzünü kim gösterecek ,
Zifire bulanmışken yeryüzü
Ziftten kalın perdeyi kim sökecek

Size kuşların ahengine misafir bir nesilden
İsin terk ettiği alevden bahsetmeliyim
Önderleri otuz kuşa mukabil
Ezelden ebede her dostuna Habil
Size zorbalığa isyan için gönderilen
Omzunda adaleti yücelten bir fikirden bahsetmeliyim
Mevzuya ahlakın lime lime edildiği çağ ile
Çağın gövdesinden koparılan insani bağ ile başlamalıyım
Kölelik zincirinin zihinlere takıldığı bir zaman
Herkes parmağıyla zilletin uşaklığını yaparmış
Bir gün ağaca inanan öbür gün elmaya taparmış
Doğuya bakıldığında saçlar ağarır
Batıya dönüldüğünde göğüsler kabarırmış
Şarkın ve Garbın Rabbi anılmaz
Yaşanmayan tarihe sual olunmazmış
Şuur kaybının hürlük sanıldığı mecralar
Yerini bilenin yersiz bırakıldığı loncalar
Dünya… Yanılgıların ana yurdu
Empati yoksunluğu , öfke çoksunluğu
İdrak tokluğu , cinsiyet bozukluğu
Bir yığın insan boşluğu

Size İslam sancağını tutan bir elden bahsetmeliyim
Aşkın gırtlağında büyüyen velveleden
Sarsıntısı putları deviren zelzeleden
Diriliş neslinden söz etmeliyim

İlkin Âdem ile başladı bu serüven
Cennet bahçesinden Havva yarenliğine
Sinsi tuzaklardan dünya iklimine
Nuh’un gemisinden İbrahim tekkesine
Yusuf’un ilminden Musa mertliğine
Yılmadan devam etti yoluna
Derken mağarada yankılanan ses oldu
Yandı yürek bir Ümmi’nin yâdına
Akabe’de, Rıdvan’da yar oldu yârin biadına
Dudaklar suskun
İnsanlık Son Ses’i dinlemekte
Aşk gür sadasıyla inlemekte
Yüce bir çağrının tamamlandığı vakittir
Halk dimağı hak meyvesine şahittir
Gönüller göğün hudutsuz kulbuna taliptir
Yol, fethin berrak tozuna sahiptir

Toprağın sulbünden yeşil bayrak filizlenir
Asya bozkırından garp diyarına
Ezan sesi her kulağa serpilir
Hayat hikmeti doruklarda anarken
Küf kokulu yel değdi mevsimin rengine
Hiçbir nitelik bulunamadı yeşilin dengine
Ecza hapsoldu kasvetli engine
Kapıldı dünya kibrin onulmaz hiddetine
Evren yenibaştan yazıldı
Mazi mızraklandı, mezar kazındı
Gömülecek bir geçmişi vardı insanın
Gömdüğüyle övündüğü hatırası
Hatırından çıkardığı sancılanır
Dünya rahminde bir devrimciyi taşır
Yeniden inanmak yeniden düşünmek yeniden duymak için
Yeniliği ayağa kaldırır
Devrimci; ilk isyanın ihyasıdır
Hissi maddeye boyun eğdiren meçhulün yasıdır
İnsanlığın alınyazısını İslam’ın kalemiyle yazan
Belirsizliği anlam sularında boğan
Aşkın inşasına mühendis bir neslin rüyasıdır
Güneşi uykudan men edecek
Aya haddini bildirecek gerçeklik çağrısıdır

“GÜNEŞ VE DEVRİMCİ – ŞUHEDA EKİN” için 6 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir