Çeşitli zarf açacakları vardır. Özenli, düzenli insanların çalışma masalarında rastlarız bu âlete. Resmî kurumlarda görmüşümdür daha çok onları. Özel çalışma odasında, o âletten bulunduran birine rastlamadım. Ama o tür insanlar var, biliyorum. Gelen bir mektubun zarfını özenle açarlar. Zarfın nereden açılacağını da en iyi onlar bilir. Zarfı masaya yatırırsın, zarf açacağını eline alır, sivri ucunu zarf kapağının yapışkanlı olmayan kısmına yavaşça sokarsın. Ve zarfı bu şekilde üstten yavaşça kesersin. Bir de zarfı makasla keserek açanlar var. Onlar zarfı genellikle kenarından keserler. Bu tehlikeli bir işlemdir. Zarfın içindeki kâğıda zarar verebilir. En iyisi üstten kesmek… Tabii bir de bu tür incelikleri bilen kişilerin zarfı eline alıp, üstten tutarak hafif hafif havada sallamaları vardır. Maksat; içindeki kâğıt üst kısma kaymışsa, alta geçsin.
Benim düzgün açılmış tek bir mektubum bile yok. Bu konuda hiçbir zaman uzmanlaşamadım. Zarf açacağına da ilgi duymadım. Hatta bende kötü hatıraları bile vardır zarf açacağının. Bazen savunma veya saldırı âleti olarak kullanılır zarf açacağı. Filmlerden hatırlarsınız, zarf açacağıyla işlenen cinayetler vardır. Uzatmayayım, ben zarfı yırtarak açarım. Neresinden yırtacağım önemli değildir. Bunu düşünmem. Bütünüyle zarfın içindekilere odaklanmışımdır o an. Zarf, kâğıt ve el yazısı o an umurumda değildir. Mektupta ne yazılmış ona bakarım. Mektubu defalarca okurum. Yanımda taşırım. Okumakta olduğum kitapla birlikte dağ bayır, okul çarşı gezmiştir o. Kitaptan kafamı kaldırıp mektubu tekrar okuduğum olmuştur. İşte bu tekrar tekrar okumalar esnasındadır kâğıdın kokusu, büyüklüğü, katlanışı, üzerinde taşıdığı izler (gözyaşı izi, kahve lekesi…), el yazısının şekli gibi ayrıntılara dikkat edişim. “Çok sigara içiyorsun, azalt.” diye yazmıştım bir dostuma, sırf mektup kâğıdından yayılan izmarit kokusundan dolayı. Arkadaş eminim şaşırmıştı.
Yine bu tekrar okuma aşamalarında zarfı nasıl yırttığım dikkatimi çekerdi. Çünkü o yırtık yer, bir nevi benim bir temsilimdi. Mektubu aldığımda duyduğum duygulardı. Örneğin mektubu nasıl bir hararetle beklediğimin işaretiydi, zarfta açılan yırtık. Zarfın arka yüzünde, gönderen kısmında yazan isme karşı ilk tepkimdi. Öyle duygularına hâkim olan, onları yönlendiren bir insan olamadım hiçbir zaman. O duyguları doyasıya, diğer bir ifadeyle bütün şiddetiyle yaşamak, benim tek tarzım oldu. Zarfı nasıl yırtmışım, yırtarken içindekine zarar vermiş miyim, yan mı yoksa çapraz mı yırtmışım, zarfın tamamı mı yoksa bir kısmı mı yırtılmış, fenomonolojik okumaya tabi tutulabilirdi. Mektup o yüzden sözden ziyade davranıştır. Etki tepki ilişkisinden doğar. İki kişinin birlikte oluşturduğu bir deneyimdir, yaşantıdır, gerçektir. Mektup, gerçek bir diyalogdur. Yüz yüze yapılan bir konuşmaya en çok yaklaşan, o etkiyi en çok ortaya çıkaran, taşıyan yazı türüdür. Bazı mektupların kenarlarından yakıldığını duymuşsunuzdur. Bu da birçok roman ve filmde işlenmiş konulardandır. Genelde acılı, hasret dolu aşk mektupları bu şekilde kenarlarından yakılıp söndürülerek gönderilir. Herhâlde yürek yangınına işarettir o da. Kalbim senin aşkınla bu şekilde yanıyor demek istemiştir bunu yapan kişi. Bu bir davranış ve işarettir. Bu tür bir kâğıt karşısında, o yanık yerleri parmağıyla okşamak da bir davranış ve tepkidir. Farkındaysanız bunlar çok küçük dokunuşlardır, fakat çok yoğun duygular neticesinde ortaya çıkar. Zarfta meydana getirdiğim yırtıklar da, benim şahsi dokunuşlarım olmuştur. Yoksa ne kenarları yakışmış bir mektup aldım, ne de gönderdim. Fikrimi sorarsanız, zorlama şeyler bunlar. Doğal iz ve işaretlere dikkat etmek, daha verimli sonuçlara ulaştırır.

(Devam edecek…)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir