bir süredir görmüyorum onu
ağacını eline almış gidiyor
suyunu vermiş susamış
vücuttaki en ince kemiğe adını vermişler
arıları kaçmış dile
ezberini tutmuş sarmış ucu kıvrık
bir su damlası turuyor çatlağını
bal vermiyor iniyor iğne
kendini görüyor
dünyaya değen her şeyi
çok eski bir rüya çok eskiliğini
hatırlamak gerek rüyayı
çiçek bir çizim
çiçekçizimyerin
iniyor kış ve gerçek mevsim
rüyada adamı bilirim
rüyada ölümü görürüm
rüyada insan dünyadan aşağı inemez
rüya demiyor,
ben demiyorum,
gerçi kimse konuşmuyor
sarı bir dağın yangın yerliğini
kim harap ettiyse haramisi
ağrısın dişi
oysa kuşlar oraya basmadan
yükselmezdi göğe
ben demiştim yedimde
annemin yanında
yürürken
namaz ne güzel bir şey
keşke Allah da kılabilse

“Ağacını eline almış gidiyor” bana Efendimiz s.in gösterdiği mucizeyi hatırlattı. Şiir beklenmez bir sonla bitiyor. Emre’nin şiir dili kapalı. Sonundaki beklenmezlik çocuk safiyetini gösteren bir yalınlıkta. Anne elinden tutmuş yürüyen bir çocuk görüntüsü bırakıp çekilmiş şair. İkinci yenideki yeni kelimeler üreterek imge yaratma çabası burda da bariz. Onlar biraz da bilinçaltını lök diye ortaya çıkarabilmek için yapıyordu bunu. Emre niçin yapıyor?.. Sormak gerek.