46.
Lisedeyken, Cenap Şahabettin’e “Cünüp Şahabettin” dendiğini duyardım. Kimdi bunlar, birikimleri neydi, bilmiyorum: taa o yıllardan bu yana aklımın bir köşesinde durup duruyor. Yaygın bir kullanımmış gibi kalmış hafızamın külleri arasında. Sonradan gördüm ki bu ifadenin bir yaygınlığı yok.
Cenap yerine ‘cünüp’ denmesinden murat ‘inançsız’lığına, ‘dine muhalif’liğine vurgu yapmaktı. Söyleyenler bunu amaçlıyordu. Cenap Şahabettin’i bir tür cezalandırma yöntemiydi. Öyle miydi peki? Yani inançsız mıydı ya da dine muhalif miydi Cenap?
Çağdaşı Tevfik Fikret’in dine itirazını biliyoruz. Açıkça söylüyor zaten. Ama Cenap’ta yok bu pervasızlık.
İnsafsızca bir itham.
Münacaat’ına müracaat etmek yeter. Kalbinin mümin titreyişini görmemek imkânsızdır.
Cenap Şahabettin “kılçıklı” bir mü’min. Salim kalbe sahip olmanın neredeyse imkânsız olduğu bir süreçte yaşadı o. Tanzimat’ın getirdiği bir süreçti bu. Bu süreçteki her Osmanlı aydını gibi onun da “ârâf”ları olmuş. Cenap’ta inkâr yok, sorgulama var, kendince.
Hırçın ve sözünü sakınmaz tabiatı onu ıssız bir adada yek başına bırakmış. Ruhunu teslim ettiğinde tam anlamıyla “ölmüş”. Herkes terk etmiş Cenap’ı. Takdir edecek kimsesi kalmamış. Dindar “cünüp” demiş, Cumhuriyeti kuranlar “hain” demiş.
Cenap, şiirde bir zirve denemesidir. İmge ve söyleyiş onda yeni, yepyeni bir gökyüzü bulmuş. Elhan-ı Şita şairini üzerine kar yağan her insaf sahibi takdir edecektir.
Dönemindeki şiir anlayışını derinlemesine etkilemiş, dönüştürmüş. Sonraki kuşaklar onun göğsünden süt emmeye çalışmış.
Kendisinden üç yaş büyük Tevfik Fikret gözlerini onun şiirine çevirmeden edememiş, Cenap’ın etkisine kapılmaktan kurtulamamış.
Paltosundan Ahmet Haşim çıkmış.
Servet-i Fünûn, liselerde edebiyatı (sanki) sevimsizleştirmek üzere verilmiş bilgiler yığınına kurban gitmiştir. Fecri Âti nispeten talihlidir.
Cenap Şahabettin’in durumu biraz Türkiye’nin durumuna benziyor. Büyük ve acıklı.
Yeniden keşfedilecek mi bir gün?
Rahmet olsun.
47.
Cenap Şahabettin’den Seçme Mısralar:
O yâr toprak içinde mezârı güldürüyor. (Sh.71)
*
Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz melek kanadı tüyü
gibi kar
Seni solgun bahçelerde arar;
(…)
Dök kara toprak üstüne ey göklerin eli dök,
Ey göklerin eli, cömertliğin eli, kışın eli dök;
Bahar çiçekleri yerine beyaz karı,
Kuş cıvıltıları yerine ümit sessizliğini!.. (Sh.188-189)
*
Düşüp üstünde ağlamak dilerim
Söyle ey Tanrı! Dizlerin nerde? (Sh.222)
*
Yeryüzüne göster şefkatinin biçimini
Kara toprakta bir nakış gülsün;
Cennetinin çatısını öyle genişlet ki
Gölgesinde cehennem örtülsün (Sh. 255)
(Alıntılar: Cenab Şahabeddin, Bütün Şiirleri, Dergâh Y., 2018.
Mısraların çoğunu günümüz ifade biçimine ben dönüştürdüm. Aslını okumak isteyenler adı geçen kitabın ilgili sayfalarına bakabilirler.)
48.
Gece, karanlıktan ibaret değildir.
