Tık, tık, tık. Ekimin ortasındayız. Üç kez tekrarlayan bu yansıma sözcük kaldırımdaki bir yaprağın rüzgâr tarafından itilmesinin sebebi olarak, kaldırımla kuru yaprağın temasının eseri. O hafif yaprağın metal elektrik direğine çarpmasıyla da tınn! diye bir ses çıktı. Kaldırımdan ötesi işlek anayol. Araba tekerlerinin dönüş sesi de geliyor kulağıma bir yandan. Her neyse sanayi devriminden sonrasını karıştırmayalım. Bir de işlek yolu alıp yerine ipek, baharat, kral gibi yollar koyduğumuz zamanlardayız daha.
Yansıma sözcüklerin kullanıldığı o zamanlardaki ses bütünlükleri 21. Yüzyıldaki (günümüzde) ilkel edebî kavramlar olarak değerlendiriliyor. Modern veya post-modern hikâyecilikte yalnızca bu sesleri tanımlamaya ve okuyuculara pazarlamaya kalkarsanız gülünüp geçilirsiniz. Hatta belki ağır şekilde eleştiriye uğramayı göze almalısınız. Bu konuda yergiden ayrılan yalnızca bir fark vardır. Buna da anlatım yönünün özgünlüğe dayanmasıyla mümkün olan eserleri örnek verebilirim. Şöyle söylesem yanılmış olmam hatta: Özgünlüğün aynılaştığı bu dünyada insanın kendine has olabilmesi demek bir devrim yaratabilmesi demektir. Bu cümleyi de şöyle çıkmaza sokayım: “21. yüzyıl şartları devrime olanaksız bir altyapıya sahiptir.”
Eskilerden bu yana insan ilişkileriyle (iletişimiyle) ilgili değişmeyen tek şey seslerin var olması. Diller yozlaşır, nesiller geleneği hiçe sayar fakat şu an duyduğum insan sesleri eski zamanların günümüze zuhurudur. Peki yıllarca değişmeyip, varlığının yokluğu düşünülemeyen ve insanı kendine muhtaç kılan sesler ne için arkaplana atılır? Daha doğru bir tabirle: Yaşama tâbi doğa sesleri neden günümüzün klişesi halini aldı?
Bunlar da Amerika’nın oyunları, ne sorgulayıp duruyorsunuz! diyen insan pek de yanılmış sayılmaz aslında. Edebî akımların Amerika kıtasının keşfi yoluyla yani coğrafi keşiflerin sağlamış olduğu Fransız Devrimi gibi önemli olaylar sayesinde ortaya çıktığını bilmiyor muyuz? Yine edebî akımların, yansıma sözcüklerin kontrolsüz ve amaçsız kullanımını öldürdüğünü de biliyoruz. Demek istediğim şu ki insan, fıtratının gereği olarak sorgulamayı ve oluşumları geliştirmeyi kendine görev edinmiştir. Büyümek için de eskiye klişe demek bir bakıma yanlış değil. Yanlış olduğu zamanlar olacaktır tabii ki ve bu durum insanın geçmişi unutmasıyla gerçekleşir. Geçmişi unutturmayan bir tarih eğitimine sahip toplum, klişeyi nasıl iyileştirmesi gerektiğini de iyi bilir.
Edebiyat; yığılımlı şekilde büyür, eskiye yeniyi ekler ama bir süre büyüdükten sonra kendini geliştirmese bile tarihteki eski haline geri dönemeyecektir. Ancak yansıma sözcükler örneği gibi klişeleşir ve tadı kaçar. Bunun dışı sanırım söz konusu değildir.

“SİNEM BOZHÖYÜK – KLİŞELEŞEN” için 4 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir