Gerçek anlamıyla iyi bir şair ve iyi bir insanın gidişi kadir kıymet bilen herkesin nazarında hüzünlü bir şeydir. Okurları, sevenleri ve takipçileri için ise hüzünden daha fazlası elbette. Neyi kaybettiğini hatırla diyordu diğer bir şair, düşünce iklimi yeri boş kalacak bir değerini kaybetti ve bizler neyi kaybettiğimizi daha bir zaman tam olarak hatırlayamayacağız sanırım.
Sezai Karakoç’un hakka yürüyüşü büyük bir sarsıntı yarattı kuşkusuz. Şairin, kendisine özgü bir başınalığı, güncel yaşamdan uzaklığı ve görünmezliğine zıt bir şekilde hepimiz onun dizeleriyle paylaştık hüznümüzü “sosyal medya”larda, olabildiğince görünür kıldık gidişini aksine.
Eğri oturalım ve doğru konuşalım, açık yüreklilikle itiraf edelim kendimize, Sezai Karakoç’un gidişine üzülüşümüz içinde farklı bir kaygıyı ve farklı bir rahatlamayı da barındırıyor. Bu iki durum, bizim, inançtaki ve düşüncedeki yoksunluğumuzun tezahürü aslında. Bu kalabalık telaşımız da bundandır biraz belki de.
Büyük bir şairin, bir kılavuzun, iyi bir insanın gidişine ilişkin hüznümüzü bir kenara koyalım ve o diğer kaygıya ve rahatlamaya dürüstçe bir bakalım kendi yalnızlığımızda. Bu arada yalnızlık-münzevilik yakıştırmaları da tevatür mahiyetinde aslında; şairin yüzümüze vurduğu şey hakikatten ve kendimizden kaçışımızdı. Yalnız olan şair değildi, biz kalabalıklardık. Unuttuğumuz, görmezden geldiğimiz, boşverdiğimiz birçok değeri şairin hayatında var kılmaya devam etmesini biz kalabalıklardan ayrı kalmasına bağlamıştık galiba. O, yaşayamadığı için iyi kalmıştı, biz ise yaşayabiliyorduk ve kirlenmek mukadderdi yaşarken.
Hüznümüz, muhtemelen, terk ettiğimiz bütün o değerleri kişiliğinde ve hayatında var kılan son insanlardan birinin artık aramızda olmayışına. Bizden, bu güncel kalabalıklardan geçti ama ülkülerimize sahip birileri hala var diyemeyeceğimiz için hüznümüz. Ve fakat bundan ötesi var ki hüznü aşan derinlerde bir rahatlama var sanki gözlerimizde. Çünkü şairin övgüyle bahsedilen o yalnızlığı, çıkar ilişkilerine bulaşmamışlığı, hakiki tevazu sahipliği, gerçek anlamda kanaatkar yaşamı, değerlerden sürekli bahseden değil ancak bizatihi o değerleri yaşayan biri oluşu aslında biz kalabalıkların muhteşem iki yüzlülüğünü vuruyordu yüzümüze.
Lafı sakınmadan söyleyelim, iyi bir Müslümanı ya da iyi bir insanı biz kalabalıkların ahvaline bakarak göremeyecek herkesin iyi bir insanı görebileceği ender örneklerdendi şair. Onun varlığı bizim sahteliğimizin delili gibiydi. Bundandır bahsettiğimiz rahatlama. Artık kıyaslanabileceğimiz hakiki ve görünür ve sahih bir hayat örneği yok etrafımızda. Daha bir rahat karışabiliriz kalabalıklara ve güncel yaşantımıza.
Sezai Karakoç bize bunları düşündürecek son insanlardandı. O, hep bir yerlerde kendi halinde var olmaya devam etmesi gereken insanlardan biriydi. Ne kadar uzaklaşsak da temsil ettiği değerlerden, orada bir yerlerde olduğunu bilmek bile ümit tazeleyiciydi.
Gidişiyle hüzünlendik ve rahatladık. Tanrıdan kaçışımızı daha da hızlandırıp karışabiliriz görünürlüğe, çıkar ilişkilerine, şatafatlı yaşamlarımıza, artık beklentimiz sadece şairin bize dua etmeye devam etmesi olacaktır. Hızır ile birlikte olan oydu çünkü…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir