Bir küfür sallamışım havaya. Hop dedik tabii, kolay mı beee. Aç yatan bizdendir yiğidim. Köşeyi dönünce çaktım selamı bizim civanlara. Hemen üşüştüler tabii. 3 haftadır yokum. Herkes merakta kalmış. Bozhane delikanlıları çekti beni bir köşeye. Abi anlat be, dediler. Kıramadım bu hoş çocukları. Çay söyledik. İki üç söz söyledim. Herkes sus pus. Salladım bir küfür arada. Herkes işin ciddiyetine vardı. Ulan, dedim bizimkisi hayat değil. Tüküreyim bizim sokaklara. Oradaki sokaklar kız gibi. Kızdan çok daha güzeller. Bizim Zehra halt etmiş. Ah Bozhane’nin güzeli Zehra. Memur diye vardığın adama bak. Babası sokmuş tabii belediyeye. Bizim paçavralar da nefes alsın sadece. Adam şimdi kaç para alıyor. Zehra akıllı tabii. Fırsat bu fırsat. Bir anda toz. Yıktın beni bee. Güzeller güzeli şeytan. Neyse, gençler. Yürüdüm sokakta. Peynir ekmek gibi tatlı yolları var. Hoş kokulu çiçekleri, adama benzeyen insanları var. Ulan yolda çöp yok, çöp. O sırada buldum adresi. Çaldım kapıyı. İçeri buyur ettiler. Ev kocaman. Böyle nasıl desem bizim Mololos’un evi gibi, kocaman. Bizim soysuzları alacak kadar geniş. Öyle büyük. Evi kolaçan ettim. Sağa sola iyice baktım. Tabii aklımda şu soru var: Bunları almak için ne yapmak gerek? Sonra beklediğim odaya bir yapboz adam geldi. Bir parçasını, kalbini kaybetmiş. Adı İrfan. Ayıp olmasın diye İrfan Bey diyoruz. Yakışıklı mı yakışıklı. Jilet gibi bir takım elbise çekmiş üstüne. Konuşmama fırsat vermedi. Silahı uzattı. Gözlerimin içine baktı. Tek bir söz söyledi. Vur… Ben yapboz adamları kalbinden vururum. İşim bu.
