BENDEDİR KORKUSU

Bendedir korkusu biten şeylerin

Çelik gagasında fecri taşıyan

Mavi Kartal benim…

 Pençelerimde

Asılmış bir zümrüt gibidir hayat

Sonsuzluk ısırır güzel kavsimde

Susamış bir ceylân gibi zamanı

 

Şiir, bir korkudan mı bahsediyor acaba? Şiirin ilk mısrası bunu çağrıştırıyor.

Eğer durum böyleyse, bu korkunun nedenini ve mahiyetini sorgulamamız gerekiyor.

Üçüncü mısrada bir kuşun adı geçiyor; Kartal. Kartal, gücün ve korkusuzluğun simgesidir. O, gözünü diktiği her şeyi paramparça eder. Bu durumda diyebiliriz ki, bahsedilen  korku pek de bildiğimiz bir korkuya benzemiyor. Kartal neden korkar ki!..Ayrıca bu Kartal, gagasında fecri taşımak ve hayatı pençeleri arasına almakla bir hakimiyetin ve özgürlüğün de sahibi olmuş gibi görünüyor. Öyleyse, bütün bu güce rağmen ‘biten şeylerin’ korkusunu ona yaşatan nedir acaba? Bu ne biçim bir korkudur?

Korku varsa eğer korkuya neden olan eylemin yapılması bir cezayı gerektiriyor demektir. Yoksa, korkan niye korksun ki! Korku, bir nevi, bir cezaya hazırlanmaktır, onun provası gibidir. Korkan, cezanın provasını yapmaktadır. Öte yandan korku bir bilgiyi de içermektedir. Korkan insan, cezanın bilgisine sahip olan insandır. Ceza asıl bilgidir, korku o bilginin hatırlanmasıdır. Ceza eyleme dönük bir yaptırımdır, korku ise eylemin içselleştirilmesidir. Yapılmamış eylemin korkusu, yani teşebbüs halinin verdiği korku geçicidir ve tam anlamıyla korku sayılmaz. Demek ki şair, bir cezadan korkmaktadır.

Söz konusu korkunun kaynağının bitmiş bir eylem olduğunu öğreniyoruz. ‘Biten’ kelimesinin vurgulama biçimi, eylemin bütün sonuçlarıyla sona erdiğini ve geleceğe bir etkisinin olamayacağı çağrışımını yapıyor. Öte yandan bir sonsuzluktan bahsediliyor. Bu durumda, bahsedilen korkunun zamanlı olana ilişkin değil sonsuz olana ilişkin olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Sonsuz olan ise bu dünyanın dışındaki başka bir âleme ait olsa gerek. Bu dünyada her şey zamanın sınır çizici katılığının esiridir. Öyleyse, diyebiliriz ki, bu korku, bir vicdan azabı ya da öbür dünyaya dönük bir ‘günah’ korkusudur.

‘Çelik gagasında fecri taşıyan

Mavi Kartal benim…

                                                   Pençelerimde

Asılmış bir zümrüt gibidir hayat’

Bu mısralarda bütün bir hayatın yükü ve sorumluluğundan bahsedildiğini anlıyoruz. Dünyanın ve hayatın hakimi benim demek istiyor şair. Bu, Kur’an’da ifadesini bulan, insanın hayatın sorumluluğunu yüklenme cesaret ve cehaletinin başka bir şekilde ifade edilmiş biçimi gibi görünüyor. Fakat burada hayatın, birilerinin elinden zorla alınıp sahiplenildiğine ilişkin eski yunan efsanelerinden mülhem bir ukalalık da seziliyor. Ama ne olursa olsun, bu mısralarda, insana verilmiş bir kudretin ona sağladığı hakimiyet duygusu ve bu hakimiyetin altında gizliden gizliye kendini hissettiren acziyetin çaresizliği seziliyor. Yani, hakimiyetin verdiği bir sorumluluk duygusu ve bu sorumluluğun yerine getirilememesinden duyulan korku.. Heple hiç arasında gidip gelen insanın trajik durumu..

‘Sonsuzluk ısırır güzel kavsimde

Susamış bir ceylân gibi zamanı’

 Zaman, hayatın ölçüsüdür. Ölçü, hayata düzen verir ama onu sınırlandırır da. Sonsuzluk, hayatı zamanın dışına çıkarır ve onu dünyevî olandan bağımsız kılar. Buradaki ‘güzel kavsim’ ifadesi hayata işaret eder gibidir. Hayat kavislerle doludur, zikzak hayatı insanîleştirir. İyi ile kötü, güzel ile çirkin, hastalık ile sağlık, kaybetme ile kazanma insanın bilinen kaderi içerisindedir ve bu iniş çıkışlar güçlük vermesine karşın hayatı güzelleştirirler de. Burada sonsuzluğun ısırdığı bir hayattan bahsedilmektedir. Ama bu ısırış bir ceylanın ısırışıdır. Yumuşak ve tatlı bir ısırış. Hayatın sorumluluğundan duyulan korku, ümide de kapılarını sonuna kadar açmaktadır. Yukarıda ifade ettiğimiz korkunun sonsuzla bir bağlantısının olduğunu görüyoruz burada. Korkan insanın zamanı (hayat ölçüsü) sonsuzluk tarafından ısırılmaktadır. O zaman diyebiliriz ki duyulan korku dünyevî bir korku değildir. Sonsuzluğun ısırdığı hayat, sonsuzluktan bir iz taşıyan hayattır. Bahsedilen sonsuzluk hayatla bağlantı kurduğuna göre canlıdır ve bu dünyanın dışındaki bir başka duruma işaret etmektedir. Bu dünyaya ait olan sonsuzluk değil, zamanla sınırlılıktır.

Burada yine Tanpınar’ın zaman anlayışı çıkıyor karşımıza. Sonsuz olanla barışık bir zaman.. Zaman dünyevî olduğu için ten’e ilişkindir, sonsuzluksa ruha ilişkindir. Sonsuzluğun ısırdığı zaman insanın ruhuna ait olan zamandır. Her şey kendi benzeriyle oynaşır. Sonsuzluk ten gibi sonlu bir şeye tenezzül etmez. İnsan, vücuduyla dünyaya aitken, ruhuyla sonsuzluğa aittir. Bu durumda ısırma eylemi  bir ‘ara yer’de gerçekleşmektedir. Bu ara yer zamanın sonsuz olana en yakın olduğu yerdir. İşte burada Tanpınar’ın ‘Ne içindeyim zamanın/ Ne de büsbütün dışında’ dediği o sonsuzluğun boyasıyla boyanmış ‘geniş an’a rastlarız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir