Şimdiyi zımbalarken geçmişe her gün

Ve yelkovanlar birer kılıç gibi inerken boynumuza

Yaşadığımızı unutuyoruz.

Bu yüzden belki de

Koşuyoruz doludizgin balkonlara.

 

Hükümranlığımız değil

Hüsranlığımızı samimiyet kurtaracaktı.

Bundan sonra ne desek yarım kalır

Çünkü götürüyoruz ellerimizle

Düşe kalka yâre değin ömrümüzü.

 

Cebimizdeki bilyelerle bilerdik oysaki samimiyeti

Ya da bir cami avlusunda top oynarken

Temizlerdi içimizi bir çocuğun gol sesi.

Kimse anlamadı bunu vaazı dinlerken.

          

Geçince çocukluğumu

Öğrendim

Yaşamanın bir sayıklamak olduğunu.

Ve kimseye bir şey söylemeden konuşan bendim

Bendim bilen sayıların sahtekârca güldüğünü.

Ondandır

Adını anmış,

Adınla ısınmışım.

Meyletmemişim ne taşa ne ateşe

yüzünün izini sürmüşüm

bir kara delik gibi içine çekilen kalbimde.

Ve ummuşum tutundukça sana

Umutlarımın ellerinden tutup inmeyi

sarp uçurumlardan görklü huzuruna.

 

(resim: joan miro)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir