-Kâmil Aydoğana-

I.

Gecenin gözlerinde gördüm

Ellerinden tutup, kapıdan çıkıp gitti ruhun

Bir dua vardı dilinde kadının

Göz göze geldik

Çığlığını boşalttı geceye, ağır ağır

 

Alın yazısı çiziyordu büyük mimar

İzliyorduk sessizce

Çarptı yüzüme sınavımı,

Gözlerime baktı, kadın durmadan mırıldanıyordu

Minarelerden yükselen sese kulak kesildik

Kapı koluna asılmış kaderimize bakıyorduk

Sırtında bir kamburla göründü kapıda

Dudaklarından ölüm saçıldı yerlere

Koştu bir kadın, temizlemek istedi

Göremedi

Vazgeçti

 

Ama sen

“Bu bulutlar” demiştin,

“Dağılacak bu bulutlar, kalmamış ki hiçbir hüzün sonsuza kadar”

 

Adam kanlı gözleriyle uzandı

Kadının kalbine

Hiç inanmamıştı çığlığına, kamburuna, bulutlara

Habersiz,

Bu ölümün kadının infazı olacağından

Aşkın yüzüne bakmamış ki hiç

Kadınsa aşkı her mayıs toprağın altına gömdü

Tohumlarını rahminde sakladı

Sardı büyüsünü, boynuna astı.

 

Adam habersiz,

Kadın savaşta ön safta,

Ömrünce taşıyor bir sancak gibi al yazmasını.

 

II.

Başım önümde gülümsüyordum

İçimden paslı bir bıçak geçiyordu

Göğsüme eğildim

Baktı gözlerime

 

Kırmızı bir tufan geçti aklımdan

Cinnet geçti

Sırtımdan indi yorgunluğum

Köy yerinde çeşme başında sırtıma bağladığım çocuktu yokluğun

Melek de şaştı

Yüzünden hafif bir cennet geçti

Adamı çarptı uzun yollara

Duvarlardan dökülen

Öksüz bir çemberin içinden geçtik sessizce

Şehrin bekçisiydi parmakları

 

Son bakışında gizliydi

Değirmende öğüttü tüm geçmişini

Azgın bir hayvan gibi döndürdü dişlileri

Başındaki halkaya aldırmadan

 

Gözden kaybolur ham yemişler veren bir ağaç

Bir kedi köşede, gözleri kan çanağı

Islak duvarlara saplanır içimdeki kanlı ateş

Ve saplanır,

Yalnız adamın hikâyesine

 

Şubat’2019

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir