Seni yanıma alıp düşündüklerimi ezberlettim.
Ne mi?
Bir şeyin ne olup ne olmadığından başladık. Mesela elma, kırmızı ve parlak. Isırdığında “hıartth” diye bir ses alırsın, bu demektir ki elmayı ısırabilirsin ama henüz gelmedik onu yiyebileceklerimiz şeylerden olduğu konusuna. Yemek onun evveliyatını bedenine indirmen demek de olabilir. Bu yüzden yediklerimiz konusunda zamanla değişen bilgiler olduğundan karar vermekte hâlâ zorlanıyorum.
Elmayı ısırıyoruz, bu temel eylem; sonra dişlerimizle yeterli miktarda ezip parçayla suyu ayırıyoruz birbirinden. Öncesini zannedersem bizim için başka toplayıcı, taşıyıcı eller hallediyor. Biliyor musun ben seninle bu konuyu konuşurken ne idüğü belirsiz yeni öğretmenin lafa atlayışı hâlâ canım sıkmaktadır. Neymiş efendim, elma ısırılarak yenilmeyebilirmiş. Püresi ve sıkması da olabileceği için elmayı tanıyamamışız. Duyduğuma göre İstanbul’a tayinini aldırmış. Beyoğlu’na dadanmış diyenler de var. Hadi bakalım orada bulsun limon sıkacak hoş sohbet insanları. Ağzının payını verdim ama çok da öyle olmadı aslında. Yatakta dönüp durdum, sürekli ona konuştum, sen bizi dinlerken ben onun gözüne bakarak anlattım her şeyi. Sen beni onaylarken o sözlerimin haklılığı karşısında kendisini rezil etmekten başka işe yaramayan küçük direnişler göstermekle yetiniyordu. O çokbilmiş ukala tavrı felan gitmiş, sadece sinir oluyordu çaresizce. Ama bu da yetmiyordu bana. Yataktaki her dönüşümle batıyordu bu elma konusu. Haksız mıyım sen söyle? Elmayı tanıyabilmemiz için onu ısırmalıyız. İlk darbeyi kabukları göğüslemeli. Allah’ın bize dalından düşürdüğü elmanın her şey gibi püresini yaparsak, suyunu çıkarırsak elmayı nasıl alacağız aklımıza. Püresi olanlardan bir şey mi olacak yani. Bu insanlar bir acayip. Sen yine püresini çıkar ama ondan başka bir marifet gizli olsun. Elma ile dişlerimiz arasındaki ilahi bağa dokunma. Bu tarz insanları okullarda okudukları giriş dersleri mahvetti. Hukuka giriş, İktisata giriş, Termodinamiğe giriş. İnsan hiç bir şeye başlamadan önce girişini alır mı. Napıyorlar yani, ortak bir jargon mu belirliyorlar. Sosyal Bilimleri var bunların, o da aslında temelde insanlığa giriş. İnsanı o kavramdan o kavrama röntgenler dururlar.
Benden duymuş olma bizim kütüphanenin camından ben hüsnü sokağını görürüm. Yan yana duran o iki çöp konteynerini. Mevsimler geçer durur hava değişir bu durum o sokağın görüntüsünü etkiler ama sokak hep aynı. İki konteyner.
Düşündüklerimin hepsini ezberlettim sana. Dilinin ucuna bir şey gelmese de fark etmez artık. Kitabı bitirdikten sonra önsözü okuyacaksın sevgili dostum. Aynı zamanda çok kitabı da yarım bırakacaksın. Müzik dinlerken sözleri duymayacak alt ritme takılacaksın. Hatta sevgili dostum solistin nefes alışlarını sevdiğin için bile bazı özel şarkıların olacak. O günlerde bana sorduğu bir soru vardı, hatırlıyor musun?
-Evet, ya Tanrı? demiştin.
Ve eklemiştin, ya Tanrıyı bilmediklerimizden nasıl ayırt edeceğiz. Hâlâ gece yatakta dönüp dururken benimlesin dostum.
