Büyük yazarımız vefat etmiş, adını küçüklüğümden beri sık sık duyar ve eserlerini işitirdim. Ölmüş olmasına rağmen, bundan hiç endişem yok, adı yine sık sık anılacaktır.
Çok istesem de bir kez bile kendisini görmek nasip olmadı, oturup hasbihal etsek ne mi konuşurduk, bilmem belki de konuşmazdık.
Haberlerden nereye gömüleceğini anlamış değilim, sanki gömülmesin diye bir kampanyaya kurban gitmiş gibi.
Yerini başka başka yazarlar alacak hatta çoktan almaya başlamıştır. Her eserini ince eleyip sık dokurdu, bana göre onun kahramanları ete kemiğe bürünmüş kişilerdi. Öteden beri onun eserlerine zarar vermek isteyen olmuş, o ise her defasında bu eleştirilerden daha da güçlenerek çıkmıştı. Ondaki okuyucu sayısı hiçbir yazara nasip olmamıştı, biliyorum ki daha da olmaz.
Ölümünün ardından onu tanıyan, tanımayan bütün yüzlerde bir muğlaklık vardı. Ölümün yaşayan çehrelere tuhaf şekiller verdiği doğrudur, bu çehrelerse daha da tuhaftı. Hem tiksinme vardı bu çehrelerde hem bir mahcubiyet hem de sahipsizlik duygusu. Kimse bu ölümü bir anlama hapsedebilecek kadar geniş görüşlü değildi, bir ölüm insana ne yaparsa o olmamıştı bu ölümde, büyük yazarın ölümü, bence daha çok bir diş ağrısına benziyordu. Çözümü de basitti: Bu diş çekilip atılmalıydı, dişi çekilen de bundan böyle her şeyi ağız tadıyla tadabilirdi. Bunu onun eserleriyle sarhoş olan arkadaşıma söylediğimde omuz silkti, “Benim için anlamsızdı zaten,” dedi, “biz, işimize bakalım.”
Ardından çok şey söylendi, bazılarını buraya almam gerekiyor.
“Yaşadığı süre boyunca hep bizimle iç içeydi, yeri doldurulamaz.”
“Ölümsüz olmak en çok ona yakışıyordu ama o da öldü, bu büyük bir paradoks olsa da artık ölümsüz yazarımız yok.”
“Yaşamı en güzel anlatan eserin sahibi oydu, bundan böyle onun tahtına kim çıksa onun bir halefi olduğu söylenecek.”
“Sözü eğip bükmeden söylese de eserlerini ve onu çok az okuyucu anlamıştı. En çok mustarip olduğu konu, sanırım buydu. Bunu çokça düzeltmek istese de yine herkes konuyu anlamak istediği gibi anladı.”
“Eserlerini okurken kemandan çıkan bir ses duyar gibi olurdunuz. Bu hissi bugüne kadar hiçbir yazar verememişti, bundan dolayıdır ki o biricikti.”
Kitaplığımdan onun en büyük eserini aldım. Nedense bu sefer, onun düşüncelerinin, sayfalarda donduğunu, artık bir şey söyleme ve anlatma iddiasından vazgeçmiş olduğunu gördüm. Hepsi de bir geminin oluşturduğu kaygısız köpüklerin peşine takılıp giden damlalar gibiydi. Çoğu, sese dönüşmüş olan kelimeleri, şimdi bu geminin ardında ebedi bir suskunluk kuşanmışlardı.
