kırdığın yerden
bir hikâye akıyor
sonra bir hikâye daha
ve bir hikâye daha
birbirine karışmayan
birbirine katışmayan
bin bir hikâye
bir bir başlıyor
kırdığın yerden
hepsi beni katılaştırıyor
bütün nezaketiyle
bütün kabalığıyla
bütün tenhalığıyla
bütün kalabalığıyla
zaten ne yapsan bütünlükle yaparsın
beni parçalaman bile bütünüyle
bütün balıklar biliyor bunu
sen bilmiyor, bilmezden geliyorsun
bu beni daha çok kırıyor
bacağı kırık bir at olarak
vurulmayı bekliyorum
kimse mermisini harcamıyor bana
bu beni daha çok katılaştırıyor
isminin kaç harfini yazsam
adın durmuyor kâğıt üstünde
kaç sayfa ziyan etsem defterimden
seni anmadığım her sayfa için
kendime susma cezası veriyorum
gaz olup uçsam da
sıvı olup yağsam da
senin katı, kaskatı duvarına
bodoslama çarpıyorum
kaşlarını çattığın zaman
bir çarpı atıyorsun
alnımın çatısına
oysa ne güzel kandırmıştım kendimi
seni inandırdığıma
kül olmam da fena değil
bakışlarından çıkan bir yangınla
belki görürsün diye bekledim alazları
kendim bile duymadım
bizzat yangının kendisi olduğuma
kırdığın yerde gül bitmedi
bunu elbette biliyordun
kırmaların da bitmedi
bunu da zaten biliyordum
o değil de
kırdığın yer katılaşıyor
ve bunu hiç kimse bilmiyor
hiç kimse de bilemeyecek
beni kattığın
beni kırarak soktuğun
o büyük katılığı
kimse bilemeyecek
bilmesin de
