Adamakıllı bir tartışma zemini varmış gibi yapılıyor. Sosyal medya denilen hengameli kuyuda kendini filozof saydıranından din tüccarı belletene, yeni yetme metafizik uzmanından yol düşkününe, eski ilahiyatçı ya da eski İslamcı yeni agnostik-materyalist-ilerlemeciye türlü abuk sabuk karakter “casting” marifetiyle ihtimal arz-ı endam ediyorlar. Koca koca mevzuları sosyal medya mecralarında tartışır gibi yapıyorlar, ortada ne tartılacak fikir ne tarttığının kıymetini biçebilecek bir kadirşinaslık olmadığı halde.
Ahlaksızca hakikati, Tanrıyı, dini, peygamberi dillerine dolamayı felsefe yapmak, bilimsellik falan zannediyorlar. Malum, kimileri hemen hırlayacaktır “işte dogmatik müslümanlar dinin, peygamberin tartışılmasına dayanamıyorlar” diye. Kusura bakılmasın lügat için lakin ancak halt etmiş olurlar. Ne inancımız ne karakterimiz ne kültürümüz en kutsal bildiklerimizin bile tartışılmasını, eleştirel bir bakışla irdelenmesini yadırgamaz. O densizlik bu yol düşkünlerine ait bir vasıftır esasen. Bütün seküler ve materyalist hallerine rağmen çokça kutsalları vardır tartışılmaz kıldıkları ve dahası bizatihi kendilerini tartışmasız hakikat kaynağı olarak sunar dururlar.
Utanmadan sıkılmadan, çocuklar katledilirken, on yıllardır işgal edilmiş topraklarda modern Batı her şeyiyle masumların öldürülmesine çanak tutarken, evet utanmadan sıkılmadan İslam peygamberinin hayatını, Tanrının varlığını, ilahî kelamın mahiyetini güdümlü dillerine dolayıp duruyorlar. Ne ateist olmayı ne agnostik olmayı ne deist olmayı bilmiyorlar, beceremiyorlar. Bunların eski İslamcıları “felsefeci peygamberlik” taslamaktan öteye gidemezken, eski ilahiyatçıları “seküler fakihler” kesilip dünyevî fetvalar vermekten başkasını yapamamaktadır. Çaplarını aşamamaları seküler magazin dünyasının talihsizliği olsa gerek.
Tanrının yokluğunu açıklamaya çalışıp duruyorlar, “Tanrı varsa inanacağız ama yok işte” diyesiler. İyi de bu bir “iman” ifadesi aslında. Tanrı varsa inanmamayı göze almalılar oysa. Agnostik hiç olamıyorlar çünkü bilinemezcinin kendini bilişinin, sınırlılığını fehmetmenin vereceği alçak gönüllülüğünden eser yok bunlarda. Deist de olamıyorlar çünkü Tanrı var ama işte bizi terketmiş demekten öteye gidemeyip tanrısallık hakkında bir tefekkür geliştirememektedirler. Bunlar karşısında güya dini savunmak için yine sosyal medyada seferber olanların da bu derece karikatürize olduğunu söylemeye bile gerek yok. Sanki Tanrı sosyal medyada ıspatlanacak, din sosyal medya platformlarında yanlışlanacak veyahut da doğrulanacak. Aslında kimse hiçbir şey değil bu mecrada, herkes güncel hayatın nimetlerinden bireyci ve hazcı yaşamın sefasından sınırsızca, engelsizce, değerden ve ilkeden bağımsızca faydalanmaktan başka bir şeyin peşinde değil. Tanrı ya da din bu sefaya engel görüldüğünden hedef tahtalarındadır.
Birisi çıkıp Peygamber efendimizin hayatını, evliliklerini diline dolarken kimi ona karşı güya savunmaya geçmekte bin dereden su getirmeye çalışmaktadır. Ne boş şeyler. Bir müslüman için Peygamber “efendisidir”, saygıda kusur etmez, onun mesajını, hayatını önemser tanımaya, bilmeye, anlamaya çalışır. Müslüman olmayanın ise yine saygı duyması gerekir ancak dilediği gibi de eleştirebilir, aşağılama ya da hakaret olmadığı sürece umurumuzda bile olmaz. “El”deki imanın da “el”deki küfürün de kalbimizdekine bir etkisi yoktur.
Biri de çıkıp İslam, şeriat tartışması başlatır, ötekiler “yok İslam başka şeriat başka” der, beriki “şeriat tarihseldir geldi geçti” der, biri “İslam Arap örfüdür, hatta Yahudi örfüdür” der. Bütün bunları utanmadan sıkılmadan yaparlar. Arap örfü diye aşağılarken bir inancı ve kültürünü “Anglo-Sakson örfünü” iliklerine kadar benimseyip yüce insanlığın evrildiği zirve diye yutturmaya çalışırlar oysa. Irkçılık, sömürgecilik, Avrupa-Merkezcilik, Siyonist işgal adına tek bir kelam edemezler. Felsefe melsefe gevelediklerine bakmayın, bilime taparlar teknolojiye mürittirler, sömürgeci ve ırkçı Avrupa örfünün de hayranıdırlar.
Bunların karşısında güya dini savunduğunu zannedenler ise başka türlü tuhaflıklar yaratıp dururlar. Marifet ve Hakikatten pay alamamış sözde tasavvuf erbabından, dini felsefe ile birleştirmeye çalışanlara, modernist bilimci yorumlarla Kur’an-ı Kerim’deki ifadeleri eğip bükenlere kadar çeşit çeşit sosyal medya karakteri söz konusu ahlaksız ve utanmaz tartışmanın sürmesine katkı sağlamaktan başka bir şey yapmazlar. Rastgeldi de gördüm bir “seküler aydınlatmacı” karakter bir ayeti diline dolar güya; “Allah buyurmuş ki yıldızlar şeytanları taşlamak içinmiş bu nasıl olurmuş”. Buna mukabil bir müslüman ise bilimden fenden yardım alarak ayetin yanlış anlaşıldığı orda öyle denmek istenmediğini, Tanrının yıldızların göğün neresinde olduğunu, öyle taş gibi atılamayacağını bilmemesi diye bir şeyin olamayacağını anlatıp duruyor. Kusura kalınmasın ama dilimi tutamayacağım “ulen elbette yıldızları taş gibi atar Allah şeytanlara”. Allah’a, şeytana inanıyorsun da yıldızların ahvaline inanmak mı zor geliyor yahu. Yıldızlarla da şeytanları vurur, dağları da kazık gibi çakar yeryüzüne. Bu irfan fiizk ya da coğrafya değildir ki oralara kıyasla zırvalayıp durursun, bu ilim başka ilim yahu…
Bir müslüman Allah’ın dediğine inanır, anlamaya çalışır, kavrayamayacağı nitelikte ise künhünü yaradan bilir der yine de inanır, batınını fehmedemezse de zahiri ile yetinir. Müslüman olmayan biri için ise iş daha kolaydır inanmaz, o kadar. Buradan bilim dersleri verip “bakın işte böyle siz de inanmayın” demek çocuksu bir aptallıktır, trajik bir mümin taklididir.
Hepiniz sussanız biraz artık, ne dini ne seküler dogmalarınızı pazarlamayı bıraksanız ne iyi olacak. Çünkü biz Yunus Emre’yi dinlemeye devam edeceğiz; Şeriat, tarikat yoldur varana / Hakikat, marifet andan içeru. Harabî Baba’nın sesine kulak vereceğiz; Şer-i şerif inkâr olunmaz ama, şeriat var şeriattan içeri / Tarikatsız Allah bulunmaz ama, tarikat var tarikattan içeri / Gördüğün şeriat şeriat değil, gittiğin tarikat tarikat değil / Marifet sandığın marifet değil, marifet var marifetten içeri / Vech-i Harabiyye gel eyle dikkat, Hakk’ın cemalini eylesin rüyet / Sadece Hakk vardır demek değil hakikat, hakikat var hakikatten içeri.
