Özel sektörde çalışıyordu kızımız. Hani şu bildiğimiz hayatı kolaylaştıran ve konfor sağlayan(!) “endüstri-sanayi sahası” onu epey yoruyordu.  Mesai bitmiş, arabasına binmiş eve doğru gitmek üzereyken akıllı telefonundan ev hizmetleri için komutlar vermeye başladı. Evi süpürmek için robot süpürgeyi, çayı demlemek için çay robotunu çalıştırdı. Amcası geldi aklına, ne demişti bir defasında “Şimdiki modern gençler evlenmeyi bilmez, evlense de geçinmeyi bilmez, çocuk yapmaz- yapsa da bakmayı bilmez” Neden çocuk yapmamıştı bir tane bile.  Çocuk bakan bir robot geliştirilmediğinden olabilir mi? Beden yükünü o kadar makinalara bindirdik ki, bedenler hamlaştı mı?

Eve geldi, küçük balkonunda küçük saksılara diktiği maydanozları, taze soğanları ve naneleri suladı. Sütü kaynattı, kaplara koydu, tam yoğurt yapmak üzere mayalayacakken annesinin sözünü tekrarladı. Besmele ile “Benim elim değil Fatıma annemizin eliyle” dedi. Bunu derken annesinin bir duasını hatırladı; “Rabbim amellerinden hoşnut kaldığın mümin hanımların amellerini bizlere de nasip eyle”. Mayalamak-mayalanmak manası nasıl derin bir kelime. Nasreddin hoca gölü mayalarken de, ya tutarsa derken de gönülleri mayalamaya çalışmıyor muydu?

İşte kızımızın büyük büyük ananeleri Maraşlı Fatma anne de vakt-i zamanında Muhammediyye’yi ilahilerle okurmuş. Merhum Seyyid babası da, Seyyidler gibi cömert, yiğit, hilmiyyet sahibi bir adammış. Seyyid ne demekti? Peygamber Efendimizin torunlarından Hz. Hüseyin soyundan gelenlere Seyyid deniliyormuş.

İşte Hz. Ali ve Hz. Fatıma soyundan gelen bu seyyidlerden Abdulkâdir Geylâni, Ahmet Er Rufai, Ahmed El Bedevi, İbrahim Düsûki, Seyyid Ebu’l Hasan Ali Şazeli gibi büyükler İslam dünyasını mayalayarak şereflendirmişler.

Burada Attar’ın Tezkiret’ül Evliya’sından bir nakil yapalım:

“Nakledilir ki, bir kere Davud-i Taî, Cafer-i Sâdık’ın huzuruna gelerek:

-Ey Allah Resulünün torunu! Bana öğüt ver, çünkü gönlüm karardı, demiş. O da şöyle konuşmuş:

-“Ey Davud! Sen meşhur bir zahitsin, benim nasihatime ne ihtiyacın var?”

-“Ey Peygamber’in torunu! Senin bütün mahlukata üstünlüğün var, herkese öğüt vermek sana vaciptir.”

-“Ey Davud! Ben kıyamet günü gelince ceddim Muhammed’in (s.a.v.) elimi yakalayıp, ‘Niçin bana tabi olma hakkımı yerine getirmedin? Bu iş sahih bir nispet ve güçlü bir soyla olmaz. Bu iş, Hz. Hakka layık olan bir muamele tarzıyla olur!’ demesinden korkuyorum.”

Bunun üzerine Davud-i Taî ağladı ve: “Ya İlahi! Hamurunun mayası nübüvvet suyundan olup, ceddi (Muhammed) Resul, büyükannesi (Fatima) Betül olan birisi böylesi bir hayret içinde kalıyorsa, Davud kim oluyor ki muamelesi ve amel tarzıyla kendini beğensin?” dedi.”

***

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) küçük kızı Fatıma annemiz, Efendimizden sonraya kalan ve soyunu sürdüren tek evladı. Babasının vefatından altı ay sonra 30’a yakın yaşlarda bu dünyadan göçmüş. Fatoş, Fadime isimleri de oradan gelmekte imiş. Zehra ise, ay gibi parlak yüzlü, ak ve aydınlık demek. Betül lâkabı da olup Fâtımatü’l Kübrâ da denilmiş. Seyyidet-u Nisâ’il-Âlemîn. Hz. Fatıma gibi ablaları Hz. Zeynep, Ümmügülsüm, Rukiye de annelerimizdir.

Bizim edebiyatımızda ve Osmanlı şuarasında bu hanımlara yazılan pek çok şiirler, kasideler, mevlidler (özellikle hanım şairler; Leyla Hanım, Şeref Hanım, Fitnat Hanım, Âdile Sultan, Baharzade Feride Hanım…) vardır.

Bunları nereden mi biliyordu? Çoğu vakitleri kitap okuyan, okuduğunu iyi anlayan iyi anlatan annesinden. Annesi bir mektepti onun için. İslam-Türk ve dünya klasiklerini de iyi bilirdi. Neyin nasıl olması gerektiğinde anneye danışılırdı. İcap etmeyince fazla dışarı da çıkmazdı. Kendi çocuğuna da böyle öğretmen bir anne olabilecek miydi? Dışarıda çalıştığından dolayı çoğu zaman başında duramayacağı kendi çocuğuna hangi bilgiyi verebilirdi, nasıl yetiştirirdi?

***

Şiirler demiştik, hanım şairlerden bir seçme yaparak bu sayfaya hem rahmete vesile olur hem de himmetleri hazır olması niyazı ile buraya nakletmeden önce annesinin telefonla anlattığı bir Hz. Fatıma hikayesini nakledelim:

Hz. Fatıma’nın ihtiyacı olan ekmeğinin ununu kendi değirmeninde öğütmesinden dolayı elleri nasır tutmuş, suyu kuyudan çekip iple omuzunda taşımasıyla da boynunu ip kesmekte… Ev işleri yaparken de toz toprak içinde kalıyordu. Bir gün Hz. Peygamber’e (s.a.v) hâlini anlatıp, esirlerden bir cariye isteyince, Resûlullah (s.a.v) ağladı ve şöyle dedi:         

“Gerçekten elimizde bir miktar esir vardı. Fakat onları muhtaç olanlara dağıttım. Hele Ashâb-ı Soffayı hepimize tercih ettim. Çünki Ashâb-ı Soffa açlıktan son derece sarsılmıştır. Esirleri satarak geçimlerinin sağlamalarını daha hayırlı gördüm” demiş. Sonra Peygamberimiz (s.a.v), Fatıma’ya (a.s) tesbih duasını öğretti. Cenâb- Hakk bu teşbih, hamd ve tekbirin okuyucularına güç ve kuvvet vererek kendi işlerini kendileri görmeye muktedir kılar”  (M.C.Öğüt Fatımatüzzehra)

***

Derd-i aşkın çaresi bi-keslerin sultanı kim

Fatıma binti nebi hayrunnisadır sevdiğim

                          Adile Sultan (1826-1899)

***

Dem-â-dem arz-ı hâcât eyle ey dil

Cenâb-ı Fâtıma hayrü’n-nisâya

                            Leylâ Hanım (ö. 1848)

                         ***

İmâmeyn-i hümâmeyne olur mı sû’-i kasd itmek

Le’îmâna hediyye la‘netim leyl ü nehâr olsun

 

Peder mâder o iki şâh-ı ‘âlî-câha el-insâf

Cenâb-ı Fâtıma’yla zât-ı sâhib-Zü’l-fekâr olsun

                                        Şeref Hanım (1809-1860)

                                                         *** 

İnsanları az harcayıp, israfa son vermeye “zühdü” yaşamaya çağıran büyüklerimizin hitabına binaen yine bir nakil yapalım:

“Hz. Fâtıma’ya çeyiz olarak bir sedir, yüzü keçi derisinden bir yün yatak, içi hurma lifi dolu bir yastık, üzerine örtünmek için bir battaniye, yere yaymak için bir kilim, su içmek için bir maşrapa, bir takım çamaşır, elbise ve bazı ufak tefek şeyler alınmıştır. Bu iş için görevlendirilen Hz. Ebû Bekir (r.a.) bu alınanları getirince Peygamber efendimizin gözleri yaşlanır; “Ya Rabb, senin sevmediğin israftan çekinen kimselere bu eşyayı hayırlı ve mübarek kıl”  diye dua eder. Hz. Fatıma validemiz bu eşyayı bütün hayatı boyunca kullanmış”.

                                                          ***

Bu kızımızın annesi de evlenecek gençlere, Peygamber Efendimizin kızına evlenirken “Kızım Fâtıma, sen Ali’ye câriye ol ki, o da sana köle olsun” sözünü hatırlatırdı.

Bu hadiseyi annesi Sadettin Ökten Hoca’nın radyo sohbetlerinden dinlemiş. Şöyle diyormuş: Efendimiz (sav), Cenâb-ı Fatıma’yı Hz. Ali’ye tezvic edeceği zaman,-verir misin ?, -veririm, diyor. “-Ama bir şartım var. Sen, Cenâb-ı  Fatıma’nın kölesi olacaksın” diyor Cenâb-ı Ali’ye.  ‘-Eyvallah’ diyor o da, ‘-olurum’. “-Ama bir şey daha söyleyeceğim”. ‘-Buyur ya Resûlullah’ “- Cenâb-ı Fatıma da sana senin cariyen gibi muamele edecek” diyor. Bu ne demektir? ‘ben’ kalkıyor aradan. Bu ben var ya, hep araya girer, o kalkıyor aradan. Kölenin efendisine karşı bir iktidarı olur mu, bir iradesi olur mu, peki cariyenin hanımına karşı bir iradesi olur mu? o da olmaz. Ne derse eyvallah. Eğer köle ve cariye böyleyse. Düşünün ki bir beyefendi bir hanımefendiyi efendim taht-ı nikâhına almış. Ama o ona cariyesi gibi bakıyor. O ona kölesi gibi bakıyor yâni, ben yok. İşte burada da aynı şeyi görüyoruz. Tek taraflı değil hadise. Yâni bir baba şefkatiyle yaklaşıyor, evlât gibi bakıyor. Tabi bu zevatın şefkati, rahmeti, hizmeti olağan insanların fevkalâde üstünde. Kim evlât olmak istemez böyle insanlara değil mi? hadise bu”

                                                 ***

Meryem ü Fatıma’yla Ayişe

Zihi cân bunlarun ıla bilişe   (Halilname)

***

Ey gönül bu firkate ölünce (ölesiye) ağla

Gitti Fatıma-tüz Zehra dünyadan

 

Muhammediyye’de ‘Hz. Fâtıma’nın Vefatı’ndan birkaç beyit:

 Rivâyet ederler sahîh dinle ey bahtiyâr

Kim ol âhiret hatunu Fâtıma gül-izâr

 

Dedi bilki azm-i sefer ederem atama

Mübarek zamîrini tutma bu sözüme dar

 

Veli hoş tutasın Hasan’la Hüseynim’i sen

Ki bize saadet bağında bulardır simár

 

Dahi bir emânet var onu sımarlarvanın

Sözümü kabül eyle olma igen inkisar

 

Dedim olmazam râzı ben bu cihan mehrine

Dedi pes Resûl yâ kızım eyledin çünki âr

 

Ne ola senin mehrin imdi onu de bize

Dedim gönderiptir seni çün Ganî Kirdigâr

 Peygamber efendimize, Hz. Fatıma-tüz Zehra annemize ve ismi şerifi geçenlere rahmet olsun. Onlardan günümüze gelen İslam/gönül mayası ‘Fatma Annemizin eliyle’ ta be kıyamet neslimizin, evlatlarımızın gönlünde tutsun, onların nuru ile arınsın.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir