“Fikrimin İnce Gülü, kalbimin şen bülbülü
O gün ki gördüm seni, yaktın ah yaktın beni”
Bestesi merhum Muallim İsmail Hakkı’ya ait olan bu şarkıyı sanıyorum dinlemeyen yoktur. Birçok sanatçının seslendirdiği muhteşem bir eser. Adalet Ağaoğlu da “Fikrimin İnce Gülü” nü kitap kapağına taşımış.
Üstadların, yazarların, şairlerin, hocaların ve daha birçok meşhur olmuş büyük insanlarla ilgili bilgileri literatürden bakarken onların hallerini, güzel kelâmlarını, hakkında yazılan yazıları ve güzel anlamlı sözleri arayıp bulmaya gayret gösteriyoruz. Bundan gaye nedir? Bir güzel insan nasıl olur?
Bu güzel sualin güzel bir cevabını âlim fazıl ve kâmil insanlardan alabiliriz. Bunların zirve örneği Resûlullah Efendimiz ve ondan sonra diğer enbiya-ı izâm ve evliya-ı kirâm. Ulema-yı benam hazeratını ve onları iyi anlayıp tabi olanları takip etmeliyiz. Çünkü bütün güzel insanlar, o güzelliğini bir başka güzelden alıp öğrenmiştir. Bugün de pek çok örnekleri mevcuttur. Nitekim günümüzde de Sadettin Ökten, Emin Işık, Fatma Barbarosoğlu, Nazife Şişman, Hamide Topçuoğlu, Kemal Sayar, Amiran K. Bilgiseven hocalarımız gibi… Adalet Hanım da bu cümleden olup, ismi de muhteşemdir. Bir cemiyetin huzur ve düzeni için ilk sırada lâzım olan Adalet’tir. Adalet Hanım da bunu fark edenlerden, ismi ile müsemma bir mütefekkir muharrirdir.
Merhum Mehmet Niyazi Ağabey merhum Hilmi Oflaz’dan naklen “Türk’ü sevmek imandandır, delilimiz iki’dir” derdi. Biz de Adalet Hanım hakkındaki kanaatimiz için üç yeni delile sahibiz. Bunlardan birincisi dilimizin ve edebiyatımızın baş muhafız ve müdafilerinden D. Mehmet Doğan, ikincisi kıdemli kültür tarihçisi, güzel insanları tanıtmaya memur Dursun Gürlek Hoca’mız, üçüncüsü de müdekkik ve gayur yazar Yıldıray Oğur’dur. Vefatından sonra hakkında fevkalade güzel, izanlı ve insaflı yazılar kaleme almışlardır.
Rejimle, idareyle bir dargın bir barışık. Hem muhalif hem müttefik, bazen cesur, bazen de kendisine aptal diyen, İslam’ı eleştiren ama sola ait olmayan. Cumhuriyet devrimlerini tenkit eden Cumhuriyet kadını. Gelişmeye, ilerlemeye açık, maziye bağlı. Hem hiçbir yerli, hem de her yerli. Sadece yazarak değil, siyasetin de içinde aktivist olarak yer aldı.
D.Mehmet Doğan: Harf inkılâbı yılında, 1929’da doğmuş Adalet Hanım… “İlk Cumhuriyet nesli” desek yeri var; tahsile Latin harfleri ile başlıyan ilk nesil. Aynı zamanda, eğer aileden almadıysa, dinî bilgilerden yoksun ilk nesil”, “Adalet Hanım kuşağı Cumhuriyetin karşı-nesil (geleneğimize, değerlerimize, tarihimize, dilimize, dinimize…) projesinin tabiî olarak ilk tiplerinden. Okuyacak kitap yok, eski harfli kitapları okunamaz, elde Maarif Vekaleti’nin Batı klasikleri tercümeleri var. Kendisiyle yapılan son konuşmada söyledikleri önemli:“Cumhuriyetin ikinci kuşağı olan bizim dönemimizde, ikilem içinde yaşanan bir dünya vardı. Anne-baba Osmanlı ahlâkıyla yetişmiş, biz ise Cumhuriyet kuşağıyız. Babam hâfızdı, Kuran’ı ezbere nameyle okuyordu. Babamın hafız olduğunu uzun süre söylemekten çekindim. Çünkü o dönemde İslâm’a doğru bakılmıyordu. Çok yanlıştı bu.” … “‘Ölmeye Yatmak’ta da kendi hayatımı yazdım. Yaşanan bu ikilemi anlattım. Anne ve babalarımızın yaşadığı dramı 30’umdan sonra anladım ben. Burada eski yazıyı bilen anne-babalarımız, aydınlarımız, yeni alfabe gelince câhil konumuna düştüler. Kökten değişim çok tehlikelidir. Alt yapısı olmadan değişim yapılmamalıydı. Yoksa dramlar yaşanıyor.” (M.Doğan, 23.07.2020)
Yıldıray Oğur: “Türkiye ortalamasının çok üstünde bir fikri olgunluğa ve entelektüel ahlaka sahipti”, “Gerçekten de bürokratik ve laik Ankara’da dindar ve varlıklı bir ailenin solcu yazar kızı olarak baştan ayrıksı başlayan serüveninde, entelektüel cesareti, olağanüstü kalemi, gözlem gücü, orta-üst sınıf olmanın getirdiği “Hayır” diyebilme konforuyla da birleşince Matrix hata vermiş ve ortaya hesapta olmayan güzel bir kaza çıkmıştı”, “91 yıl sürse de dar zamanlarda yaşadı ama o dar zamanları genişletmek için romanlar yazdı, siyasi pozisyonlar aldı. Türkiye, bu zamanların fikri ve siyasi darlığından çıktıkça onun değerini daha iyi anlayacaktır”.
Cumhuriyetin Hayatı romanını yazmalıyım, dedi ve yazdı; “Babalarımız birinci kuşaktı; biz ikinci kuşağız. Bizim kuşağın nasıl bir kültür ikileminde büyüdüğü benim düşüncemi çok oymaya başladı. Önümüze çıkan her durumda bu ikilem var. Gelenekle yeni hayat arasında böyle bir ikilem yaşıyoruz”. (Y.O.,15.07.2020)
Dursun Gürlek’in 1969 yılında yaptığı bir söyleşide de Cemil Meriç Adalet Hanımın yazarlığı hakkında şöyle diyor: “Adalet Ağaoğlu, dürüst bir insan olarak gördüklerini, düşündüklerini anlatmıştır. Bundan evvel Hisar’da roman üzerine bir yazı yazmıştım. Adalet Ağaoğlu’nun romanları Türkiye’de yazılanların içinde en efendi ve en dürüst, açıktan açığa kimseye ta’n etmeden, kimseyi övmeden, kimseyi yermeden bir kitap yazmıştır. Yani dürüst bir yazardır”. “Babaları, anneleri İslami bir hayat yaşadıkları, Osmanlı terbiyesiyle yetiştikleri halde kendileri fena halde savrulan bunca okur-yazar takımının sustuğu bir zamanda, Adalet Hanım’ın –geç de olsa– adaleti yerine getirip gerçekleri söylemesini takdirle karşılamak gerekiyor”. (D.G., 19.07.2020)
Adalet Hanım ve eşi Halim Ağaoğlu iş gezisi için Trabzon Borçka’ya giderler. Bindikleri bir taksinin şoförünün arabasına gösterdiği aşırı titizlikten ilham alarak Fikrimin İnce Gülü adlı romanı yazar (1976). Yurt dışında çalışan gurbetçilerin halini Bayram şahsı üzerinden hicivle anlatan bir romandır. Daha sonra bu romanın Sarı Mercedes adıyla filmi çekilir. Ancak senaryosu romanı temsil etmediği kanaatinde olan Ağaoğlu “Hiç sevmedim filmi. Herkesin sandığı gibi yönetmen romanımı adım adım izleyip de kendisi hiçbir yaratıcılık göstermediği için. Adam her romanı adım adım izliyor, hem de yazarın dünyaya bakışını siliyor, onun anti-militer tavrını yok ediyor. Bayram’ı bayram yapan şeylerin en önemlileri yok edilince, ortada herkesi gıdıklayan bir (Almanya işçisi) kalmış” der. (Adalet Ağaoğlu İnsan ve Eser s.141. Bu eser 12 Eylül darbesinde yasaklı yayınlar listesinde de yer alır.)
Babası kumaş tüccarı Hafız Mustafa Sümer, annesi Saraybosnalı ev hanımı Emine İsmet Sümer’dir. Fakülteyi Ankara’da okudu. Bir röportajında babasından şöyle bahseder:
“Babam Osmanlı’nın aydın bir adamıydı. Kumaş tüccarıydı. Sayesinde İstanbul’u dört yaşında tanıdım. 1933 yılında kız çocuklarını okula gönderme kanunu çıkmasaydı ne olacaktı? Nüfus kâğıdım bile yoktu. Dindar olan babamın sesi çok güzelmiş. Hatim indirirmiş. Hafız kendisi. Sırf ben ortaokulu okuyayım diye, benim için Ankara’ya taşındı. Okuyabildim ve fakülteyi bitirdim Ankara’da. Batılılık o kadar ciğerime işlemiş ki… Hafız demeye neden utanıyorum? Halbuki sanatkâr.”
Ölmeye Yatmak 1973 yılına, yani Cumhuriyet’in 50’inci yılına yetişen bir roman. Ağaoğlu, Cumhuriyet neslinin ve kendi ailesinin romanını yazmıştı.
Çocukluk günleri ve hatıraları da Göç Temizliği’nde geçiyor; “Günlerdir kimliğimi nasıl çıkarsam, kendimi nasıl yazsam diye düşünüp duruyorum. Meğer insanın kendini yazması ne zormuş; geçmişteki kendini bugünkü kendisiyle yan yana getirip, iç içe düşürüp de başkalarının önüne tam kendini koyması ne olmaz şeymiş! Oysa yazdıklarımızda özyaşamımızla ilgili öğeler bulanlar, şunu nasıl kolay söylerler: Kendini yazmış!”
Yazar, yeni bir kitaba başlarken mekân değiştirip, yurt dışına dahi çıkıyor. Emekli tarih öğretmeni Kamil Kaya’nın romanı Romantik Bir Viyana Yazı kitabına da Viyana’da iken başlıyor. Viyana ve diğer mekanlar anlatılırken geçmişte yaşanmış tarihi olaylar da zihinden geçirilir. Mekanların her birinin ayrı bir misyonu farklı bir anlamı vardır. Kitaptan bir bölüm:
“Arkadaşlar, tarihte bütün olup bitene hızlı bir göz atarken ben hep toplumların o olaylar sırasındaki hayatlarını, kültürlerini, sanatlarını bilmemiz gerektiğini de düşündüm. Kitaplarımızda yazılanlardan azıcık daha fazlasını bilmek, dönemlerin düşünce akımlarını karşılaştırmak gibi ne bileyim.. Doktorumuz bana, bu kadar ayrıntısıyla uğraşmamın sağlığımı olumsuz etkilediğini söyledi. Kendisi işitmesin ama buna inanmak zor. Eğer bir şeyle etraflıca ilgilenmek sağlığı bozsa, bütün incelemeciler, araştırmacılar, hele sanatçılar sapır sapır dökülür gider” (S.62)
“Tarih göçebedir. İnsanlar aklınızın almadığı yerlerden kalkıp yaya, at, deve, ne buldularsa öyle akın akın aklınızın almadığı yerlere konmuşlardır. Akınlar, saldırılar hiç bitmez. Merak ve ihtiyaç gibi iki ana nedenle kimse durduğu yerde durmaz. Durunca da kıtlık başlar. Bu ne iştir, akınlar, kıyımlar bugün de bitmemiştir. Yalnız usuller değişmiştir”.
Günümüzde de başta Filistin-Gazze olmak üzere birçok yerde, özellikle İslam memleketlerinde vahşi zulümler süregelmektedir. Bunların azaltılıp ortadan kaldırılması her insan sıfatını hak eden için birinci vazifedir. Osmanlı-Selçuklu ecdadımız, dünyada sulh ve sükunu en uzun müddet sağlamıştır. Şimdi biz de insanlığını hatırlayan herkesle yardımlaşarak bu gayri-insani zulümleri önlemede kendimizi vazifeli bilmeliyiz. Dünyanın birçok yerinde insan tarafını muhafaza edenlerin sesleri duyulmaktadır. Türkiye de bu seslere kuvvet vermeye ve öncü olmaya çalışmaktadır. Adalet Hanım kendi zamanına göre problemleri dile getirmiş ve geleneğimize uygun insani çözümleri de işaret etmiştir. Neme lâzım demeyenlerden olmuştur. Bu yazıları da kendisi için hüsnü şahadet belgesi olacağı şüphesizdir.
“Adınız? Ne? Sıtkı. Ne buyurdunuz Sıtkı kardeş? Yüksek sesle lütfen. Savaşa karşı mıyım? Ah Sıtkı’cığım, savaşa karşı olmasak olur mu? Hayvan dünyası mıyız ki karın doyurmak için türümüzün kanını içiyoruz. Öf. Aç insan inançlarını bile yer’miş. Bu da büyük bir adamın sözüdür ama insanı aç koyan da yine insan değil midir? Sistemler, yönetimler, devletler…(Romantik Bir Viyana Yazı S.51)
Cemil Meriç’e göre, Bir Düğün Gecesi kitabı karamsardır. Karanlık bir dönemi, acıları, hayal kırıklıklarını yansıtan bu eser aynı zamanda Meriç’e göre Türk edebiyatının yüz akıdır. Düşünce suçlarından mahkemelerde yargılanmaktan çekinmeyen biridir Adalet Hanım.
Adalet Ağaoğlu’nun radyolarda bir zamanlar en çok dinlenen “Arkası Yarın” programlarına yazdığı oyunları da var. Daha sonra bu oyunlar bir araya getirilerek kitap halinde neşredilmiş. Radyo ve TRT’de çalışmış ve yöneticilik yapmış. Ağaoğlu, “Kadın yazar olarak fazla bir oyun yazarı yoktu, radyo oyun yazarlığı ile tiyatro oyunları yazarak başladım” diyor.
Ailesinde üst üste acılar yaşadı. Önce 1975’de 50 yaşındaki abisi doktor Cazip Sümer, Kumburgaz’da yürürken bir arabanın çarpması sonucu vefat etti, iki yıl sonra da küçük kardeşi tiyatro ve sinema oyuncusu Güner Sümer’i (Suna Selen’in eşi) 41 yaşındayken kanserden kaybetti.
***
Merhum Ahmet Kabaklı Hocamızın Türk Edebiyatı Ansiklopedisi 5. Ciltte Adalet Ağaoğlu’na dair geniş izahlar ve yorumlar var. Özellikle özgürleşmek adı altında insanların haddini aşması hevayı heveslerine uymasının açtığı yaraları, başlarına ördüğü çorapları dikkate getiriyor. Yanlışların apaçık görülmesini sağlıyor. Bu da büyük bir hizmettir.
“Hemen bütün romanlarında “küçük burjuva aydın kadınları” ve onların “özgür sevi”lerini anlatan Adalet Ağaoğlu, istediği hür hayatı Yaz Sonu romanında bütün bağlarından ve “takılarından” kurtulmuş kadın erkek altı kişinin diledikleri gibi bir tatil geçirmeleri şeklinde tasarlamıştır. Buna benzer tasarı ve sahneler, çoğu eserinde bulunmaktadır.
“Küçük burjuva” sınıfından bu altı kişi, özgür ve değişik yaşamak peşindeler. Bunlar, gündelik haksızlıklar, ölümlerle dolu biteviye yaşanan ve haksızlık dolu kara günlerin hıncını zevkle çıkarmak için bir araya gelmişler. Ölüm korkularından uzak gönüllerince bir hayat sürecekler. Aşk, güzellik, iyilik içinde “insani” olanı özlemekteler. Aslında bunun bir “kaçış” olduğunu ve gerçekleşmeyeceğini o altı kişi de bilmektedir. Nitekim her baskıdan amade olarak, Akdeniz kıyılarında sadece “aşk, tutku, cinsellik, özgürlük” ten ibaret bir yaşayışta bütünleşmek özlemiyle yanan bu kişiler, aradıklarını bulamıyorlar. “Açmaz”lar, tutarsız, dengesiz günler, onları “tatil” de de buluyor”. (T.E. Ans. Cilt.V s.166)
Yazarın tuttuğu günlüklerden oluşan kitabı da Damla Damla Günlükler. Gençlere ve yazar adaylarına da ısrarla günlük tutmalarını söylüyor. Çünkü kaydedilmeyen bilgi duygu ve düşünceler zamanla silinebiliyor. “Zaman vurmadan silgiyi/bağlayın kitapla bilgiyi” demiş irfan ehli.
2020 tarihinde dünya nöbetini tamamlayan merhume Adalet Ağaoğlu Hanımefendiye, bütün sevdiklerine, göçmüş olan diğer ism-i şerifi geçenlere rahmet ve mağfiret niyaz ederiz.
