Allah yarattıklarıyla bize kendisini tanıtır; elçileriyle haber gönderir; her insana verdiği vicdanla bizimle her an konuşur. Biz de ibadet ederek, dua ederek, yarattıklarını inceleyerek onunla konuşuruz. Yani kul ile Rabbi sürekli, aralıksız konuşma halindedir. Bu konuşma ölümle başka bir duruma evrilir. Yani bitmez. Ancak hayata (masivaya) dalmak, bu konuşmayı sekülerleştirir. Buna “alışmak” diyoruz. Alışmak ile dalmak birbirine paraleldir. Alışan dalar, dalan alışmıştır. Buna gaflet diyoruz. Alışmak, mucizeyi ortadan kaldırdığından insan ile Rabbi arasında irtibatı azaltır, belki de bir süre sonra bitirir. Bu nedenle alışmak, iman edenlerin özelliği değildir. Allah’ın ibadeti zorunlu kılmasının hikmetlerinden biri alışmanın bu öldürücü özelliği olabilir. Çünkü ibadetler, Allah’ın yüceliğini hatırlatan eylemlerdir. İbadeti daim olanın alışkanlığı olamaz. Ancak, şeytan, yaptığı ahit gereği, ibadete de sirayet eder. İçinde dinamizm olan ibadet, şeytanın ayartmasıyla, alışkanlığın tesiri altına girerek atalete yol açabilir. Bu tehlikenin panzehiri, ilimdir. İlimle uğraşmanın diriltici özelliğinin yanısıra ibadeti yüceltici tarafı da vardır. İlimsiz ibadet havuzdaki su gibi; ilimle yapılan ibadet ırmak gibidir. Bir başka deyişle ilimin sonsuzluğu alışmanın direncini rahatlıkla kırabilir.
Allah ile kulunun musafahasını ortadan kaldıran amillerden biri de unutmaktır. Unutmak da yaratılmıştır. İnsana ait bir haslettir. Bazen unutmak bir hikmettir. Bazı şeyler unutulmakla güzelleşir. Mesela birinin size yaptığı kötülüğü unutmak bu kabildendir. Ancak ibadeti unutmak, şeytandandır. O halde hayra dair olan unutmalar ile şerre dair olanları ayırt etmek gerek. İnsanın neyi unutacağını ya da neyi unutmayacağını belirleyen bir ölçüt yok elbette. Unutturmak şeytanın bir görevidir. Buna yardımcı olan şeylerden biri dua, diğeri haramdan uzak durmaktır. Harama yakınlık hayrı unutturur, duaya yakınlık şerri unutturur. İlim, bu konuda da panzehir görevi görür. İlim, insanın kalbini, gönlünü yüce tuttuğundan, olaylar zamanla insanın gözünde öyle küçülür ki, hatırlamaya değmez hale gelir. Buna bilinçli unutmak da diyebiliriz.
Peki, ilim nedir? İlim, Allah’ın koyduğu ilke ve kurallarla, yine Allah’ın verdiği her türlü nimeti Allah’ın dediği gibi idrak edebilme halidir. Allahsız ilim, ahmakça bir uğraştır. İlim, her şeye ve her yere sirayet eden ve hâkim olan vahdetin görünürlüğünü sağlamak içindir. Bundandır ilmin fen, sağlık, sosyal, dini, pedagoji gibi sınıflara ayrılmasından değil veçhesinden bahsetmek daha doğrudur. Örneğin ilmin eğitim veçhesi ile sağlık, fen, sosyal gibi veçheleri bir elin parmakları mesabesindedir. Hepsi bileğimize bağlıdır. Parmağımız gereksiz değildir ama bağımlı bir organ olduğu unutulmamalıdır. Bundandır insanda aslolan ruhtur. O varsa bedenin anlamı vardır. O halde ilim, ruhtur. Ruh ise Allah’ın her bir insan tekine kendi ruhundan üflemesiyle var olmuştur insanda. Öyle diyor Allah (Secde suresi 4-9 ayetler):
4-Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah’tır. O’nsuz size ne bir dost ne bir şefaatçi bulunur. Hâlâ düşünüp ders almaz mısınız?
5-O gökten yere her işi düzenleyip yönetir. Sonra bütün işler sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde O’nun katına çıkar.
6- İşte O, duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bilmektedir, izzeti sınırsız, rahmeti boldur.
7- O yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.
8- Sonra onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden yaratıp sürdürmüştür.
9- Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Kula düşen kul olabilmektir. Kul olmak bilinçli olmak; bilinçli olmak, ilim sahibi olmak; ilim sahibi olmak ise ruh sahibi olmak demektir. Ruhu olana kul; olmayana köle denmesi bundadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir