“…şair tuhaf kişidir. Algı ayarı farklıdır. Başka canlılara en yakın insan cinsi olduğunu düşünüyorum. Hemcinslerine mânâsız görünen kesitlere sokuluyor, ses ve anlam ilişkisi kuruyor.”
(Enis Batur’la Söyleşi, Cogito, Sayı:38, Kış 2004)
Enis Batur’un yukarıya alıntıladığım cümlesi bir hüküm içeriyor. Ben bu hükmü bir sonuç olarak değil de bir soru olarak ele almayı tercih ettim ve başlığa taşıdım. Katılmadığımdan değil; anlamayı tam olarak gerçekleştirmek, etraflandırmak istediğimden yaptım bu tercihi.
*
Başka canlılar derken aklımıza nelerin geleceği belli: Kurt, kuş, börtü, böcek. Bitki de canlıdır elbette. Ağaç, ot, bakteri de canlı.
Tabii fare de var bu canlılar arasında, yılan da var, kertenkele de var. Kavak da var. Ot da var. Lale de var. Var ama başlıkta yer alan soru cümlesindeki ima bizi şu soruları sormaya zorluyor: Bir insan şair olması hasebiyle bir kırkayağa veya bir güvercine ya da bir bakteriye diğer insanlara nazaran daha yakın olabilir mi? Diğer canlıların tabiatında mevcut olan halleri (bu haller her ne ise) anlamaya en yakın insan şair midir?
Kuşkusuz cümledeki “yakın”lığı iki şekilde anlamamız mümkün: Birincisi, duygu ve ilgi benzerliği açısından yakın olma durumu. İkincisi ise, onlarla bir “aynılık” oluşturacak kadar bir özdeşliğe sahip olunması. Cins yakınlığı gibi. Yaratılış yakınlığı gibi. Bana kalırsa cins olarak veya yaratılış olarak benzer olduğumuz da ileri sürülebilir. Şair olarak değil sadece, insan olarak, insan türü olarak diğer canlılarla, özellikle de hayvanlarla bir yaratılış yakınlığımızdan söz etmek abes olmaz.
“Yakın”lıktan amacın duygu ve ilgi yakınlığı olduğu anlaşılıyor. Şimdilik bu noktadan bakarak şair ile insan dışı canlılar arasındaki “yakın”lığın varlığını sorgulamak, nasıllığını anlamak, mahiyetini kavramak istiyoruz.
*
Sözünü ettiğimiz cümlenin hemen akabindeki cümlenin içerdiği açıklama şair ile diğer canlılar arasındaki yakınlığa mı gönderme yapıyor, kestirmek güç. Cümleyi buraya tekrar alalım: “Hemcinslerine mânâsız görünen kesitlere sokuluyor, ses ve anlam ilişkisi kuruyor.” “Hemcinslerine” derken her iki tarafı mı kast ediyor yoksa sadece şairi mi kast ediyor, pek açık değil. Yani hem şairler hem de diğer canlılardan bahisle her ikisi de mi hemcinslerine göre öyleler yoksa sadece şairler mi veya sadece canlılar mı öyleler?
Eğer canlılarla şairler arasındaki yakınlık noktalarını kast ediyorsa bizim izah edeceğimiz noktaları biraz daraltıyor, dolayısıyla kolaylaştırıyor demektir bu. Ben açıkçası sadece bu noktadan yapılacak bir benzerliğin şair ile benzerlikten çok bütün insanlarla diğer canlılar arasındaki benzerliğe daha yakın duracağını sanıyorum. Bence şairin diğer insanlardan farkını “mânâsız görünen kesitlere sokulmak ve ses ve anlam ilişkisi kurmak”tan ibaret sayamayız. Bu durumda “mecnunları” nereye koyacağız? Mecnunların ve hatta meczupların, zihnimizi burkacak kadar “mânâsız görünen kesitlere sokuldukları” ve “ses ve anlam ilişkisi kurdukları” sadece ehlince değil, her akıl sahibince de bilinen bir husus.
*
Şairin tuhaf davranışlar ve tutumlar sergileyen, aşırı haller içinde bulunan insan olduğu yönünde süregelen bir kanaat vardır. Şimdilerde yaygınlığı ya da ifade edildiğinde sağlayacağı etkililiği azalmış gibi görünse de bu kanaatin bütünüyle ortadan kalkmadığını biliyoruz. Şair tuhaf davranışlar sergileyen bir insandır. Kavrayış biçimi değişiktir. Böyle düşünenler var.
Şairin “tuhaf haller üzere olduğu” hususunu temel aldığımızda bu tuhaflığın sıradanlığa ya da abesliğe doğru değil de kavrama biçimindeki etraflılığa, derinliğe ve farklılığa doğru olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Yani aslında üstün bir durumdan bahsedilmiş oluyor. “Abes”in ya da “sıradan”ın çözücü, çözümleyici ve açıklayıcı olmadığını, aksine, dışlayıcı, örtücü ve çökertici olduğunu, şairlik durumunun buna izin vermeyeceğini biliyoruz ve öyle kabul ediyoruz.
“Şair kimdir?” sorusuna “şair, şiir yazan insandır“ şeklindeki cevabın yegâne cevap olmadığını bilenlerin yukarıda bahsi geçen “yakınlık” durumunu daha dikkatli, daha doğrudan, daha alıcı gözle yoklayacaklarını sanıyorum.
*
Şairlik esas itibariyle bir “durum”dur. Var olma biçimi de diyebiliriz. Varlığının şair olarak vukubulması ya da bütünüyle şairliğe münhasır olması “durum”undan bahsediyoruz. Bu “durum”, şairi şairlik esaslarına bağlı ve mecbur kılan bir durumdur. Şairlik durumu, bitmesi olmayan bir süreçtir. Yani şiir yazmadan geçen süreler de şairin hayatına dahildir. “Durum”un bir parçası, bir mütemmim cüzüdür. Hatta hiçbir zaman şiir yazmasa bile şair, şairlik “durum”unun dışına çıkmış olmaz, olamaz. Şiir, bir metin veya söz olarak sadece ve sadece bir göstergeden ibarettir. Şairin şairliğine bir işarettir. Yani şiir, şairin şairlik “durumu”nun bir parçası değil, olsa olsa bir sonucudur.
*
Şairin diğer canlılara en yakın insan cinsi olduğu hükmünü nasıl bir yere oturtmalıyız? Bu hükmün temelinde yatan şey, şairin dikkat biçimi veya keskinliği midir yoksa şairin iç dünyasının nizam verdiği sezgiler midir?
Dikkat melekesi şairlik durumunun içerisinde elbette mevcut olan bir melekedir. Şairin gideceği yolda kendisine rehber olacak en büyük melekelerden birisi dikkattir. Lakin bu meleke bütün sanatkârlarda, filozoflarda, bilgelerde mevcuttur ve salt şaire özgü olduğu söylenemez. Sezginin de salt şaire özgü olduğunu söyleyemeyiz. Sezgi, zayıf ve zarif insanların (varlıkların) bir melekesidir ve kavranılması güç olan birçok şeyin çarçabuk kavranılmasını mümkün kılar. En yumuşak, en hassas tınılar bu meleke sayesinde ayan beyan oluverir. Zayıf insanların iç dünyası, bazen, dikkat melekesinin bile fark ettiremeyeceği aşırı noktalara nüfuz etmelerine imkân tanır. Fakat hayır, şairler sezgileri güçlü insanlar olsalar da bu özellik sadece onlara özgü bir özellik olamaz. Zayıf bir bünyeye veya zayıf bir duruma ve zarif bir iç dünyaya sahip herkese verilmiş bir melekedir sezgi.
Peki nerede arayacağız aramakta olduğumuz şeyi?
Şairi mesela bir böceğe yakın kılacak özellik nedir? Böceğin tedirginliği ve bu tedirginlik içerisinde bir hal çaresi bulabilmesi midir? Buna evet dediğimizde şu çetin soru beliriverecektir hemen: Peki, ağacın tedirgin olmasından bahsedebilir miyiz?
Ürperiş olabilir mi aramakta olduğumuz yakınlık kıstası?
Bir salyangozun ürperişine benzer mi mesela bir şairin ürperişi? Ya da durumlar karşısındaki ürperiş havli ile diğer insanlardan ayırabilir miyiz şairi?
“Acı çekmek” var bir de. Ama hiçbir canlı acıdan müstağni değildir ki! Canlıların tamamı acı çeker. Bana kalırsa cansızlar bile acı çekmektedirler.
Ürperişe dönelim tekrar. Evet, ürperişte bir karşılıklı benzeyiş bulunabilir belki. Diğer canlılar da ürperir. Bu noktadan birbirlerine yakınlıkları bahis konusu olabilir şair ile diğer canlıların. Canlıların ürperişinde bir savunmasız mavera, bir sokuluş arzusu, bir yok oluş kolaylığı veya imkânı mevcuttur.
Ürperiş, bir haller manzumesidir.
Ürperiş, hiçbir şeyi anlamlandırmaz. Anlamlandıramaz. Sadece bir yoklayışa konu eder ürpereni. Ürperiş hali, hadiselerin kendilerini varlıkta açıklama biçimidir. Hızlıca başlar ve sona erer. Başlamasıyla bitmesi bir olan bir bütünleşme halinden söz ediyoruz belki de.
*
Sorumuzu yeniden soralım: Şair, başka canlılara en yakın insan cinsi midir?
Birçok açıklama yaptık ama yine de açık, açıklayıcı bir tespitte bulunamadık. Soruyu sorduğumuz anda oluşan eksikliği pek fazla gideremedik. Bize göre bunun nedeni, sorunun ve durumun bizzat kendisinden kaynaklanıyor. Soru, aslında, cevaplanmaya hazır olmayan bir soru olmaklığıyla mevcut ve çetin. Bu soru, kendisine bir cevap bulmaktan ziyade soru olarak kalmaya daha yatkın, daha mahkûm ve daha arzuludur.
