René Guénon’un eşsiz eserlerinden biri, Ruhçu Yanılgı. Tam da bugünlerde yeniden okunulması gereken bir metin.
Tuhaf bir dönemden daha geçiyoruz dünyaca. Son zamanlarda bu tuhaflıkların artış gösterdiği aşikârdır. Ancak ABD’deki Epstein olayı bağlamında yaşananlar hiç olmadığı kadar tuhaf ve olabildiğince ciddi bir şeye işaret etmektedir. Bununla birlikte ne ölçüde hak ettiği bir ciddiyetle değerlendirilebildiği şüphelidir. Türlü sapkınlıklar, çocuklara, bebeklere yönelen şiddet, yamyamlık, cinsel istismar, bütün dünyada pandemiler üretmekten, ekonomik ve teknolojik tuzaklar kurmaya, yapay beslenme düzeni dayatmaya kadar türlü mühendislikler… En azından yıllardır dedikodusu yapılan bir takım “komplo”ların gerçek olabileceğini düşündürmektedir. Yıllardır küresel şebekelerin sözde gizemci yapıların insanlığa yön verdiğine ilişkin en ufak imaları bile alaycı ve bilimci bir realizm ile “tukaka” etmeye çalışanların bile “neler oluyormuş” demeye başladığı bir tür sözde farkındalık da ortaya çıkmaktadır.
Kirli sırların faş edilişi ve komplolar hakkındaki bu sözde farkındalığın tezahürünün yarattığı iyimserliğe kapılmakta acele etmemeliyiz. Küresel şebekeler ve onların yaratmış oldukları “dünya”nın artık tövbe etmiş olduğuna ve insanlığın hayrına bir nefs muhasebesi yaptığına inanmak için hiçbir haklı gerekçe yoktur meydanda. Öncelikle bilmek gerekir ki dünyaya yön veren ya da yön vermeye yönelen gizli, gizemli muktedir şebekelerin -eğer bir hakikat ise- varlığı, bunların kendilerini bu tür iğrençliklerin sahipleri olarak teşhir etmeleri ile uyumlu düşmeyecektir. O vakit bu çözülmenin anlamı nedir?
Burada ancak, bu tür bir şebekenin içindeki farklı kesimlerin çekişmelerinden ya da farklı şebekeler arasındaki çatışmalardan bahsetmek mümkün olabilir. Her durumda da ortaya saçılan şey bütün bu yapılanmaların ardındaki gücün niyeti ve kontrolü altında gerçekleşecektir. Bunun kabul edilmesi bir ultra komplo teoriciliğinden ya da bu sözde yapıların yenilmez güçleri karşısındaki acizliği itiraftan kaynaklanmamaktadır. Son birkaç yüzyıldır olup bitenlerin seyri, içinde bulunduğumuz ahval bu sonuca bizi iletmektedir. Ve en önemlisi sahih geleneğin aktarageldiği ilkeler bize bunu söyleyip durmaktadır. Kali Yuga’da karanlık olabildiğince güçlü olacaktır çünkü ve ahir zamandır bu.
Guénon’un hassas bir özenle ve kamil bir şekilde tasvir ettiği “ruhçu yanılgı”nın ulaşmış olduğu, olsa olsa yüzeysel sonuçlardan birinin güya çözülüp ortalık yere saçılmasına şahit oluyoruz. Yine de ortaya saçılanın ne olduğuna ilişkin yargılarımız önemli zayıflıklar ve yanılgılar da barındırıyor. Bu bağlamda iki önemli yanılgıdan bahsedebiliriz. İlki ortaya saçılanı yalnızca bir iğrençlik, sapkınlık, ultra zenginlerin, kapitalist azgınların saçmalıkları biçiminde okuyup ardındaki ve zeminindeki şebekeyi gözden kaçırmaktır. İkincisi ise ruhçu yanılgının bu tipik örneğinin bizatihi yansıttığı haline kanıp farklı bir ruhçu yanılgıya duçar olup sembolleri, inanışları, kişilikleri olabildiğince yanlış yorumlayıp siyasi komplo teorilerini yanlış ve eksik ezoterik ya da mitolojik alıntılarla bezeyip sapkınlığın asıl kaynağını ve hedefini gözden kaçırmaktır. Son günlerde herkesin ezoterik konularda uzman kesildiği, sembolleri, mitolojik anlatıları güya ustaca yorumladığı ve bu yorumlar ışığında ortaya saçılan iğrençlikleri açıkladığı bir ortamda bulunuyoruz. Bu yüzeysel değerlendirmelerin hiçbir geçerli anlamı yoktur.
Sözünü ettiğimiz farklı yaklaşım ve yorumların hepsi Guénon’un deyimiyle “karşı gerçek”e hizmet etmektedir. Yine Guénon’un kastettiği anlamıyla, egemen küresel güçlerin, kapitalist ultra zenginlerin, teknoloji patronlarının kendilerine uydurdukları “pseudo religion”un, “karşı gerçek”in birkaç yüzyıldır yarattığı güya “modern-rasyonel-bilimci-materyalist-kapitalist-sömürgeci” dünyanın inşa ettiği “medeniyet”e yönelmeyen hiçbir eleştiri ya da özeleştiri iğrenç şebekelerin özüne ilişkin bir anlam taşımayacaktır. Teoman Duralı’nın tabiri ile “içsiz” insanların yarattığı bu medeniyete “iç” aramak beyhudedir. Bunlar ne ezoteriktir ne batıni ne başka bir şey. Birkaç yüzyıldır, tanrılarını öldürerek boşalttıkları “iç”lerini türlü sapkınlıklarla doldurmaktan ve bu faaliyetlerine insanlığın geçmişinden dinlerden, mitolojik anlatılardan ve ezoterik gelenekten dayanaklar aramaktan ibarettir yapıp ettikleri.
Karanlık her tarafı kaplamaktadır, öyle olması Kali Yuga’nın doğası gereğidir, ahir zamandır ancak yine de sabahın en yakın olduğu vakittir “en karanlık”. Şeytanın fısıltılarına güya kulak verdikçe türlü sapkınlıklara dalıp gidenlerin sözde “başarı”ları da sabahın ışığına engel olamayacaktır. Dünyaya tecrübe ettirilen sözde ve kontrollü ifşaat ya da çözülmelere aldanmadan gerçek karanlığı ve gerçek ışığı tanıdıkça insanlık, bu gündoğumu mümkün olabilecektir.
