Ağlar gibi yürüyor,
Kendine, herkese, tüm dünyaya kırgın,
Paytak adımlarıyla bir penguen,
Sürüden ayrılıyor.
Korkunç bir beyazlıkta yiterken,
Görkemli bir yas tutma
Biçimi bırakıyor ardında.
Giderken sesleniyor:
“Sen bir sayı değilsin!”
Kar yağıyor ağır ağır,
Bilinç yitimi,
Bastıran bir uyku halinde.
Bu öyküde ne kahraman, ne isyancı,
Kozmik bir kayıtsızlık olarak,
Çıplak bir gerçeksin yalnızca,
Şimdiye ve buradaya çivili.
Tüm çıkışların üstü çizilmiş,
Bütün ihtimaller mühürlenmiştir.
Kimse gelmeyecek o kapıdan, anlıyorsun,
Soğuk üşütmüyor artık, yakıyor.
Fezada bir ziya, kısacık ışık sekmesi,
Kar çiçekleri açan biliş bir anlığına,
Üstündeki örtüyü aralayıp baktığında.
“Kalk ve yürü” diyor.
“Parçala kabullenişin
Buzdan sarkıtlarını.”
‘İhtimal’ çoktan öldü.
‘Dürtü’ mü?
Ağlıyorsun, başka bir şey gelmiyor elden.
İşte bu yüzden, alıp başını giden
O penguen, bir ‘çıkış planı’ değildir,
Bir kurtuluş hikâyesi hiç değildir.
O bir yas tutma sahnesidir artık.
