Bize bilmediğiniz kelimelere google‘dan değil, sözlükten bakın demişlerdi, üstelik her evde de iyi bir sözlük -lügat bulunmalıydı.  Peki neden sözlük? çünkü aradığınız kelimenin kökünü, o kökten türemiş kelimeleri, dilimize nereden yerleştiğini öğrenebiliyorduk.

Türkçenin zenginliğini ve derinliğini ortaya koyan geniş kapsamlı Büyük Türkçe Sözlüğünün yazarı merhum Mehmet Doğan Kelimelerin Seyir Defteri kitabının önsözünde:

“Diller de denizler gibi durağan değildir. Kelimelerin engin dil denizindeki seyri elbette merak konusudur. Bugünün insanı günlük hayatta kullanılan bir kelimenin tarih içinde farklı anlamları olabileceğini pek düşünmez. İşte bu değişik anlamları merak etmeye başladığımız andan itibaren o durgun denizin hareket halinde olduğunu fark ederiz. Kelimelerin takip ettiği seyir aslında bizim kültür tarihimizin, medeniyet tarihimizin değişimini ve gelişimini anlamamıza, açıklamamıza yardımcı olur.  Kelimelerin seyri üzerinden bir kültür tarihi yazmak mümkündür” demiş.

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Abdulkadir Dağlar Hoca’nın hazırladığı “Şak Şık Şakayık Töreli İştikak Denemeleri” kitabında geçen “İştikak” kelimesine sözlükten bakıyoruz: Bir asıldan türeyen kelimelerin birbirleriyle ve asıllarıyla olan ilişkileri ve türeme şekilleri, kökbilgisi. Aynı kökten türeyen birkaç kelimeyi bir arada kullanma sanatı, denmiş.

Hocamız kitapta, “Kavramların ve kelimelerin, sır ilmekleriyle örülü esrârengiz âlemi, ancak iştikâk adı verilen kökteşlik ve soydaşlık bilgisi ile keşfedilebilir, çözülebilir… Nice kavramların derinliklerine salınmış köklerden beslenen gövde, nice kelime dallarını mânâ tepelerine uzatmaktadır… Böyle pek çok ağacın birlikteliğinden “dil ormanı” meydâna gelir… Dil ormanında yapılacak yürüyüşte doğru yolun tesbîti için kılavuz ağaçların tanınması gereklidir… İştikâk, işte bu kılavuzların tür ve şekil özelliklerini kendine hâs usûlüyle öğreten ilim dalıdır”… diyor.

Bu kökteş ve yoldaş kelimelerin kavram-anlam alanını ortaya çıkarmaya çalışma ameliyesine de “töreli iştikâk” deniliyormuş.

Kelimelerin vüs’atı, zenginliği ve derinliği hakkında bilgi edinmek isteyenler Abdülkadir Hoca’nın, yazılarından ve bu kitabından istifade edebilirler.

Muhabbet kelimesine sözlükten baktık.  Hoşlanılan şeye karşı duyulan meyil, sevgi, sevme. Aşk, ilgi, alaka. Dostluk. Dostça konuşma, sohbet, yarenlik.

Bu kelimenin tam karşılığı sohbet olamayacağı gibi, herşeyin muhabbetinin de yapılamayacağını tahmin ediyoruz. Sevgi ve muhabbet anlamında Arapça kökenli Hubb’a kökdeş ve akraba olan muhabbet, muhibbi, muhibban, habib, mahbub, habbe kelimelerine rastladık.

Hocamızın tabiriyle “buyurun efendim”, muhabbeti Şak Şık Şakayık’dan okuyalım:

“Habb – Hubb – Habbe Kelimeleri Etrâfında”

Ayn-ı gerdûn görünür dîdeme her çeşm-i habâb

Habbeyi kubbe eder bezme gelince mey-i nâb

Mahabbet ya da muhabbet… Habbhubb ve habbe kelimelerinin tek kelimede toplanmış hâli gibidir, muhabbet… Muhabbet, habların habbı, hubların hubbu, habbelerin habbesidir… Muhabbet, en velûd, en bereketli, en kutlu habbedir; muhabbet, en kuvvetli tohumdur…

Muhabbet, Muhammedî hubbun habbesidir… Muhabbet, edebî töremizde “tabîbü’l-kulûb” (kalblerin tabîbi) olarak anılan Habîbullâh efendimizin, âşıkların dertli gönüllerine sunduğu şifâ habbıdır… Muhabbet, Habîbullâh efendimizin bereket habbesi, tohumudur… Zîrâ böyle kabûl etmektedir töreli edebiyâtımız:

Muhabbetden Muhammed oldu hâsıl

Muhammedsiz muhabbetden ne hâsıl

Yâni, Allâh’ın kendi zâtına duyduğu muhabbet hubbundan hâsıl oldurulan ilk habbenin adıdır, Muhammed… Habbesinde “adı görklü kendi görklü Muhammed” sevgisinin yer almadığı bir muhabbet ise hubb sayılamaz…

***

Kelimelerin manası da insanın gönlüne inşirah verebiliyor. Sevinç, sevinme, şenlik anlamına gelen sürur kelimesinden yola çıkarakSırr ~ Sürûr ~ Serrâ ~ Serîr Kelimelerine Dâir” başlıklı yazıdan bir bölüm nakledelim.

Sırr, “giz, gizem, gizli; gizlenmesi, saklanması gereken şey; aynaya, gösterme, yansıtma özelliğini veren şey; sır” anlamlarına gelmektedir… Sırr kelimesinin cem’, yânî çoğulluk bildiren hâli ise esrâr kelimesidir, “sırlar” anlamında.

Sürûr… Meserret… Aynı anlamda kökteş bu her iki kelime de “sevinç, sevinme, şenlik” demektir… Sırra erişmek, sırra ulaşmak sürûr ve meserrete, yânî sevince vesîle olur… Kezâ sırrı saklamak, korumak sürûr ve meserret vesîlesidir… 

Serrâ, “bolluk, genişlik, ferah” anlamlarında, “darrâ (darlık, sıkıntı)” kelimesinin zıddı olarak kullanılmaktadır…

Serîr de bu kelimelerle kökteştir, “oturulacak kerevet, döşek, minder, taht, sedir” anlamlarına gelmektedir; “sedir”, bu kelimeden galatlaşmıştır… Serîre ise, “saklanan şey, sır” anlamına gelmektedir… Serâ’irserîre kelimesinin çoğuludur, “saklanan şeyler, sırlar” anlamında…

  1. Mehmet Doğan’a rahmet ve mağfiret, Abdülkadir Dağlar Hoca’mıza da sağlık, afiyet diler, yeni eserleriyle karşılaşmayı ümit ve temenni ederiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir