Esma Polat: 1977’de İzmir’de doğdu. Ortaöğrenimini İzmir’de tamamladı. 1999’da Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümünden mezun oldu. 2011’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin Türk İslam Edebiyatı kürsüsünde “Eşref Edip Fergan’ın Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Aynı kürsüde, “XVII. Yüzyıl Divanlarında Nasihat” adlı tezini sunarak 2018’de doktor unvanını aldı. 2002’den itibaren Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. Şiirleri ve makaleleri Şiar, Berdücesi, Yitiksöz, Karabatak, Kayıp Kayıt, Daima Edebiyat, Butimar gibi dergilerde yayımlandı. Şairin “Kuşlarla Bir Hatıra” adlı bir şiir kitabı bulunmaktadır. Evlidir ve iki çocuk annesidir.
YAVUZ BALI: Esma hocam merhabalar bu mülakat dolayısıyla teşekkür ederek başlamak istiyorum. Eski Türk edebiyatı üzerine akademik çalışmalar yapan aynı zamanda öğretmen bir şairsiniz. Klasik şiirin kuralcılığından mülhemle şiirinizin size göre hem yapı hem izlek bakımından kuralları, kaideleri nelerdir?
ESMA POLAT: Merhaba, şiirlerime değer verdiğiniz için asıl ben teşekkür ederim. Benim zihnimde iyi şiirin hangi nitelikleri taşıması gerektiğine dair kanaatler, lisans eğitimi aldığım yıllarda oluştu. Bu kanaatlerin oluşmasında hem okuduğum fakültedeki şiire eğilmiş hocalar ve arkadaşlardan oluşan edebî mahfil hem de o yıllarda büyük şairlerden okuduğum poetik metinler etkili oldu. Sonraki yıllarda lisansüstü çalışmalarım dolayısıyla divan şiiri ile yakın bir bağ kurmamın yazdığım şiirlere katkısı olmakla birlikte şiir anlayışımda önemli bir değişiklik oluşturmadı. Şiire gençliğimde konumlandığım perspektiften bakmaya devam ettim. Divan şiiriyle hemhâl olmak o perspektifi genişletti ve derinleştirdi diyebilirim. Kanaatimce bir şairin en önemli özelliği yaratılıştan getirdiği sezgi gücü. Dahası, dünyaya dair tanımların, kesin kanaatlerin onda az olması… Hayatı hep biraz müphem bir olgu olarak algılaması… Şair, hayatı bilgi ve kesin kanaatten çok o güçlü sezgisiyle kavradığı gibi şiirin niteliklerine dair fikirleri de yine o sezgiyle kavrar ve kimseye tam olarak açıklayamaz. Bunun üzerinde çok durup bu konudaki fikirlerini sarih biçimde açıklayacak, ilham aldığı kaynakları ve noktaları net olarak ortaya koyacak bir zihinsel faaliyete girişirse şiir yazamaz olur. Ancak şunu söyleyebilirim: Özellikle doktora tezim dolayısıyla klasik Türk şiirine iyice yakından bakmak benim ihsaslarımı, ilham kaynaklarımı zenginleştirdi. Şiirimdeki müzikaliteye de katkısı olmuştur. Bugünün Türk şiiri için şunu net olarak söyleyebiliriz: Klasik şiirimizi de modern şiiri de bütün kaynakları ve yönelimleri ile bilmeden güçlü bir şiir akışı yakalamak mümkün değildir. Lisansüstü düzeyde eğitim almak için şartları zorlayarak gayret etmemin sebebi de budur: edebiyatı tarihsel akışı içinde görüp daha derinden kavrama isteği.
YAVUZ BALI: “Kuşlarla Bir Hatıra” ilk şiir kitabınız, ben şiirlerinizi ve eski edebiyata dair yazılarınızı Şiar’dan az çok takip eden biri olarak belki klişe bir soru olacak ama bu kitabın yolculuğu nasıl başladı ve siz elinize aldığınızda neler hissettiniz?
ESMA POLAT: Çocukluk yıllarımda dahi kendimce şiirler yazar, onları bir defterde saklardım. İlk gençlik yıllarımda edebiyatı adeta aşkla sevdim. Eğitim hayatımın önemli bir bölümü yatılı olarak geçti, yurtta arkadaşlarına büyük şairlerden veya kendi yazdıklarından şiirler okuyan, şiir inşad etmeyi de çok seven o gençlerden biriydim. Lisans eğitimi dönemimde hocalarımdan geçer not alan, iyi diyebileceğim şiirler yazdım, bunların birkaçı yayımlandı. Sonrasında hayata atılmak, öğretmen olarak göreve başlamak, ardından gelen lisansüstü çalışmalar; şiir yazmaya ayırdığım vakti oldukça azalttı ancak yine de on yılı aşan bu süreçte Kuşlarla Bir Hatıra’ya dâhil ettiğim birkaç iyi şiir yazdım ve yayımladım. 2018 yılında doktoramı tamamladım ancak benim aklım ve kalbim hala edebiyat dergilerinde, akademisyenlikten çok şairlikteydi. Tez yazımının iyice hızlandığı, çok sıkı çalıştığım bir dönemde yayımlanmaya değer bulduğum bir şiir yazdım. Bu arada, o zamanlar en parlak günlerini yaşayan Twitter kanalıyla edebiyat dünyasıyla iyi bağlar kurmuş, epeydir uzak kaldığım dergiler ve güncel edebiyatla yeniden yakınlaşmıştım. Yazdığım şiiri Şiar dergisine gönderdim. Şiar’dan güzel bir cevap aldım, şiirim yayımlandı, yazacağım yeni şiirleri de yayımlamak istediklerini söylediler. Şiar, şair ve yazarları ile çok iyi bağlar kuran bir dergiydi, orasını evim gibi hissettim ve şevkle yeni şiirler yazdım. Kuşlarla Bir Hatıra’da yer alan şiirlerimin çoğu bu dergide yayımlandı. Bir şiir kitabım olması için acele etmedim, edebiyat dergilerinde şiirlerimin yayımlanması benim edebî kamu tarafından onaylandığım, şiirlerimin beğenildiği anlamını taşıyordu ki benim için asıl önemli olan buydu. Nihayet şiirlerim bir kitap olacak hacmi bulunca ilk müracaat ettiğim yayınevi olan Uzam Yayınları bünyesinde kitaplaştı. Bu da çok mutluluk verici bir durumdu benim için.
YAVUZ BALI: Buradaki şiirlerde güçlü bir inanç, özellikle tevhit inancı ve bu inançtan gelen bir derinlik seziliyor. İnanç ve inandığını şiirinde hissedebilme ve hissettirebilme sizde ne gibi bir önem taşıyor?
ESMA POLAT: Hayatta karşılaştığımız zorluklar bizi Allah’a yaklaştırıyor. Henüz bir yaşına varmadan babamı kaybetmişim, baba kavramı bende hiç oluşmadan. Her ne kadar şefkatli, inançlı ve eğitimli bir aile çevresinde büyüsem de bu eksikliği hiçbir şey telafi edemedi. Çevresinde ve aile içinde çok sevilen bir genç olan babamın henüz 23 yaşında iken vefatı, zaten inanç ve ibadet hususunda hassas olan aile çevremin dinî-tasavvufî duyarlılığını artırmıştı. Evde bana ve kuzenlerime daha çok küçük yaşta dinî terbiye, özellikle Hz. Peygamber sevgisi aşılandı. Küçücükken herkesin sevinç anlarında bile güçlü bir hüzün duygusu taşıdıklarını hissederdim. Bu hüzün, insan kalbine bir yumuşaklık ve Allah’a sığınma duygusu veriyor. Allah’ın büyük bir lütfu olarak aile ve arkadaş çevrem ağırlıklı olarak inançlı ve amelleri konusunda dikkatli insanlardan oluştu. Türk kültürü zaten sizi manevi duygularla yoğuruyor. Dinamizmini tasavvuftan alan divan şiiriyle yakından ilgilenmek de bendeki bu duyguları güçlendirdi diyebilirim. Bunlar yazdıklarıma yansıyor ister istemez, bu yansıyıştan da memnunum. Türk şiiri tarih boyunca bütün şubeleriyle hikmetin taşıyıcısı olmuştur, bunun devam etmesi gerekir. Bu duygular, Allah’a ve Rasulüne bağlılık duyguları, tevhidin zevki, ölümü bir son olarak görmemenin şevki; ince bir izlek olarak şiirimizde daima yer almalıdır. Keza, Dünya gurbetinin verdiği elem ile birlikte eşrefimahluk olmaktan duyulan memnuniyet ve neşve… Dua edelim, bu hüzün de bu neşve de bizde son nefese kadar var olsun.
YAVUZ BALI: “Çok şükür ki böyledir aşkın bin bir dili var / Ya hayalde renk olur ya kıvrımdır nakışta / Kâh neyde nefeslenir kâh tambura ses verir / Bazen surete yansır bazen sırdır bakışta” bu ve benzeri mısralarınızı çok beğendiğimi belirtmek istiyorum. Buradan hareketle kitabınızda lirizmin çokça ağır bastığını görüyoruz. Şiirinizin lirizm dışında size göre toplumsala/epiğe dayanan boyutları var mı? Yahut örnekleri…
ESMA POLAT: Çok teşekkür ederim. Evet, şiirlerim daha çok lirizmden besleniyor. Epik bir yön de var yazdıklarımda ancak lirizm, bir bulut gibi dağılıp onların üzerini örtüyor. Şiirim daha çok insanın iç dünyasını, ferdin tek başına Allah ile ve dünya ile karşılaşmasını dile getiriyor. Mizacımdan ileri geliyor muhtemelen bu durum. Hareketli bir insan değilim, yalnızlığı çok severim ve çoğu kez seçerim. Belli bir düzeyin üzerinde topluma karışmak beni zihnen çok yoruyor. Bu durum beni şiire ve hayata daha bireysel ve içsel bir zaviyeden bakmaya yönlendiriyor. “Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge/Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı” diyen Fuzûlî’nin çocuklarıyız ben ve benim gibiler.
YAVUZ BALI: Osmanlı’dan bugüne kadın şairlerimiz hep olmuş. Siz bir eski Türk edebiyatı uzmanı olarak ve bir kadın şair olarak o zamandan bugüne bir silsile, çizgi görebiliyor musunuz? Böyle bir silsile var ise Esma Polat bu çizgi üzerinde nerede durmaktadır?
ESMA POLAT: Doğrusunu isterseniz kadın şairlerin şiirleri üzerinde özellikle durmadım hiç. Bu konuda yapılmış çalışmaları da alıcı gözle okumadım. Bunun sebebi, bilinen kadın şair sayısının kadınların dil üzerindeki tasarruflarını göstermekten uzak olması. Konuştuğumuz dillerin gelişimi, zenginleşmesi hususlarında kadınların en az erkekler kadar rolü olduğundan eminim. Ağıtların, manilerin, ninnilerin, türkülerin, atasözlerinin, deyimlerin çoğu kadın dilinden neşet etmiştir. Devlet himayesindeki formal eğitim süreçlerinden geçen aydın sınıfın oluşturduğu divan şiiri geleneği içinde kadın şairlerin sayısının az olması, o günlerin teknik ve sosyal şartlarını göz önüne aldığımızda normal karşılayacağımız bir durum. Gezgin halk ozanları olan âşıklar arasında kadınların bulunmasını da bekleyemeyiz bu geleneğin hangi şartlarda sürdürüldüğüne baktığımızda. Türk kadınları tarih boyunca formal eğitim içinde yer alma ve kendini kamusal alanda ifade etme fırsatını daha yeni buldu, kadın şair sayısı da buna paralel olarak arttı. Bu durum nereye varır emin değilim çünkü şiir çok hassas bir alan. Bir kadın, ruhî mahremiyetini de koruyarak bu alanda ne kadar ve nasıl var olacak, daha doğrusu, kadına özgü hassasiyet ve kırılganlıkla duygularını bir şair pozisyonunda açığa vurma durumunu ne kadar örtüştürebilecek? Bunu zaman gösterecek. İyi kadın şairlerin varlığının şiirimize renk ve revnak kazandıracağı muhakkak. Tarihten bir kadın şair göstermem gerekirse ben Mihrî Hatun’un o dönemdeki duruşuna hep hayretle baktım. Osmanlı şiir âleminin tam merkezinde, neredeyse tek kadın şair olarak cesaretle durmuş. Bu şaşırtıcı bir durum. Bazı tarihçilerin öne sürdüğü, Yavuz Sultan Selim sonrası Osmanlı ilim ve kültür hayatının Eş’ârî ekolden gelen âlimlerce şekillendirildiği için rengini ve dinamizmini yitirdiği iddiası, Mihrî Hatun’un 15. yüzyıldaki var oluşuna bakınca doğru gibi geliyor bana.
YAVUZ BALI: Mantıku’t-Tayr’dan beri kuşlarla ilgili tasavvufi bir öğreti var. Kuşlar; özgürlüğün, barışın, sükûnetin, canlılğın ve tabi Rahman’ın ayeti olduklarından olsa gerek hayretin çağrışımı olarak bizde bir yankı buluyor. “Kuşlarla Bir Hatıra” sizde hangi çağrışımlara veya imgelere kapı aralamaktadır? Sizdeki karşılığı nedir?
ESMA POLAT: Kuşların dünyadaki varlığı o kadar ilgi çekici, hayret verici ve güzel ki… Ancak biz, onları her daim gördüğümüz için bu güzelliği lâyıkıyla fark edemiyoruz. Alışkanlıktan ileri gelen bir körleşme bu. Arada bir hayret gözlüğümü takar ve kuşlara bakarım, içim şaşkınlık ve sevinçle dolar. Bundan olsa gerek, hiç farkında olmadan şiirlerimde kuşlara fazlaca yer açmışım. İnanın yazmaya başlamadan önce veya yazarken şiirimde kuşlardan da bahsedeyim demedim hiç. Zaten şiir yazarken yarı bilinçli bir hâlde ilhama tabi oluyoruz, o sebeple pek de tayin edemiyoruz ne yazacağımızı. Gönlümüzde ne biriktiyse onlar akıyor. Kitabıma bunu isim olarak seçmeme gelince bir şiirimin sonu, “Kehribar akşamları parlatır kırık ayna/ Kaybolurken ufukta kuşlarla bir hatıra” dizeleriyle sona erdi. Şiirlerimi biriktirip kitap için dosya haline getirince, bu dizenin kitaba yakışacağını düşündüm, bu isimle ilgili güzel geri dönüşler aldım. “Kuşlarla bir Hatıra” derken hem kuşlarla yaşanmış bir hatırayı hem de kuşlar gibi uçup giden, kuşlara benzeyen bir hatırayı kast ettim. Türkçede “-ile bir” kalıbını eşitlik, aynılık anlamı veren bir edat olarak da kullanırız. Mesela bir çocuğa bakıp “Benim çocuğum da senle bir.” dersek “senin kadar, sana denk” demiş oluruz. Kitabın ismindeki bu çok anlamlılık hoşuma gidiyor.
YAVUZ BALI: Kitabınızı dedeniz Osman Kartın’a ithaf ediyorsunuz. Bazı mısralarda dedenizin bilgeliği ve silüeti satır aralarında görülüyor gibi geldi bana. Biraz dedenizle olan bağınızdan bahsedebilir misiniz?
ESMA POLAT: Babam ve babamın babası ben çok küçükken vefat edince biz annemle annemin ailesinin yanına dönmüşüz. Sonra dedem beni çok büyük bir şefkatle sarıp sarmalamış. İlk torunuyum üstelik. Hayata dair ilk hatıralarımda hep dedem var. Akşamüzeri sokakta oynarken dedem heybetli siluetiyle sokağın başında göründü mü kollarımı açarak ona doğru koşardım. O ise her daim sevgisini cömertçe sunardı. Çarşıya, pazara giderken elimden tutar beni de götürürdü bazen. Sürekli sevgi sözcükleri ile besledi ruhumu. Sonraki yıllarda da onu görmek hep mutluluk, sevinç ile eş anlamlı oldu benim için. Öğütleri de hiç eksik olmazdı. “Yarın anne olacaksın, yarın el kapısı var…” diye başlar insan ilişkilerinden ev işi yapma usullerine varıncaya değin her konuda doğru olanı göstermeye çalışırdı. Anneannem manevi konularda dedem ise daha çok dünyaya, muamelata dönük konularda eğitmeye çalışırdı bizi. Dedem aynı zamanda çok eğlenceli, güler yüzlü, yaşama sevinci ile dolu bir insandı. Çok seyahat ederdi, insan sarrafıydı. Çok çalışkandı, seksen yaşına değin çalışıp maişetini kazandı. Gençlik çağımıza gelince bana ve diğer torunlarına başlıca öğüdü: “Erkence evlenmeye heves etmeyin, çok okuyun, tahsilinizi ilerletin.” cümleleriydi. “Çok okuyun, lisan öğrenin.” derdi mütemadiyen. Böyle şahane bir insandı benim dedem. Gün geçmez ki bir iş yaparken, bir konu hakkında düşünürken onu hatırlamış olmayayım. Dünyadan böyle güzel bir insan geçti. Bu millete ettiği önemli hizmetleri de vardır. Amel defteri hiç kapanmasın, sevap hanesi kıyamete kadar dolsun inşallah. Onun ruhuma nakşettiği güzellikler olmasa şiirler yazamazdım belki de.
YAVUZ BALI: Serbest ve hece ile yazdığınız şiirleri okuyoruz bu kitabınızda. Biçimle ve içerikle alakalı yukarıda bir soru sormuştum ama burada hassaten vezinle ilgili düşüncelerinizi de merak ediyorum. Şiir size vezniyle veya vezinsizken de ahengiyle mi geliyor? Nasıl o kalıba dökülüyor? Bunu da öğrenmek isteriz.
ESMA POLAT: Şiirde ölçü (vezin) konusu, bir şairin en önemli meselelerinden biri. Şiirle ilgili ilk ciddi kanaatlerimin oluşmaya başladığı vakitlerden beri hece ölçüsüne yakınlık duydum, Türk şiirinde doksan sonrası gelişen ve “yeni hece” olarak adlandırılan yönelim çerçevesinde yazılan şiirlere de beğeni ile baktım. Hece ile yazmak büyük bir konfor sağlıyor şaire, müzikalite meselesini büyük oranda halletmiş oluyorsunuz bir kalıba bağlı olarak yazınca ancak bir şairin bütün şiirlerini hece ile yazmasının çeşitli mahzurları da var. Şiirinizde yeni açılımlar yapmayı zorlaştıran bir durum olabilir bu. O sebeple ben hem hece vezni ile hem de vezinsiz (serbest) şiirler yazıyorum. Yazmaya başladığımdan beri bu böyle devam edegeldi, biri diğerinin önüne geçmedi. Bir şiiri yazmaya başlamadan önce ben de bilmiyorum hece ile mi serbest mi yazacağımı. Akışa göre şiir kendisi belirliyor bunu. Ancak hece ile yazdığım şiirlerin muhtevasının daha hikmet dolu olduğunu, daha fazla tasavvufî temalar taşıdığını fark ediyorum dönüp bakınca. Nasip olursa ikinci kitabımda da ilkinde olduğu gibi hem hece ile hem de serbest yazılmış şiirler olacak. Şiir yazmaya istekli olanlar, yeni başlayanlar için şunu da eklemeliyim: Hece ölçüsü ile yazmayı tercih etmese bile her Türk şairi hece ölçüsüyle şiirler yazabilmelidir. Bu, bir şair için çok önemli olan kulak terbiyesinin gelişmesi için elzemdir.
YAVUZ BALI: Esma Polat olarak şiirle ilgili mesainiz devam edecek mi? Çalışmalarınız, yazdığınız şiirler, nesirler ve gelecek zamanlarda okuru bekleyen ürünler neler olacak?
ESMA POLAT: Evet, Allah izin verirse, önümüzdeki en az on yıl boyunca şiirin yazı meşguliyetlerim içinde öncelikli olmasını, birinci planda yer almasını istiyorum. Şiir benim kalemle olan en güçlü bağım. Şiir dışında, ilgimi çeken konulara dair akademik makaleler veya edebiyat dergileri için araştırma-inceleme yazıları kaleme alıyorum. Bunu da önemsiyorum çünkü başta medeniyet ve sanat tarihi olmak üzere sosyal bilimlerin her dalı benim ilgi alanım içinde. Bu konular hakkındaki merakım çok yüksek, bu merakı giderdikçe mutlu oluyorum, dünya içindeki yerimi daha iyi kavrıyorum. Bir konu hakkında yazmak, o konuda derinleşmenin en iyi yöntemi. Dua ediyorum, Allah ilim kapısını bana hep açık tutsun ve faydasız ilimden muhafaza etsin. Hayata dair kuşatıcı bir bakış açısına sahip olmayanın kaleminden iyi şiirler sadır olamaz. Bu sebeple şairlik iddiasında bulunan kimsenin sanatın her dalından behresi olmalı, çok okumalı, çok gözlem yapmalı ve çağının ruhunu anlamalıdır. Entelektüel kapasitesi ve birikimi çok yüksek olmalı yani. Bunun için gayret ediyorum. Rasul-i Ekrem’e layık güzel bir naat yazabilmek meşguliyetlerimin şahikası olur, bunun bana nasip olmasını niyaz ederim. Bugünün diliyle iyi bir mesnevi yazabilmek de yapacağım güzel işlerden biri olur. Her şey nasibe bağlı tabii. Dua beklerim.
YAVUZ BALI: Son sorum olarak şunu sormak istiyorum: Okura ve şiir, edebiyat ortamına iletmek istediğiniz mesajlar nelerdir hocam?
ESMA POLAT: Dergicilik ve yayıncılık gibi meşakkatli işleri yüklenerek bizlere yazacak alan açan bütün edebiyat tutkunlarına çok teşekkür ederim öncelikle. Edebiyat dünyası içinde birbirimize karşı şefkatli olalım, omuz verelim elimizden geldiğince. Kalıcılık birikime ve yoğun emeğe dayanan eserlerle mümkün olur, bunun için de çok çok okumak gerekir, çalışmak gerekir; bu yüzden gelip geçici ışıldamalara, arka planı boş uğraşılara önem vermeyelim derim, bu yol için niyetlenmiş genç arkadaşlarıma. Şu çağda edebiyatın sesine kulak kesilen herkes var olsun, yolları açık olsun diyorum bütün kalbimle.
YAVUZ BALI: Bu güzel ve verimli söyleşi için çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.
ESMA POLAT: Teveccüh gösterip sözlerime değer verdiğiniz için ben çok teşekkür ederim.
