Klasik şairlerimizin dünyaya bakışı genellikle hakîmâne ve rindânedir. Hikmet sahibi şairler duygu ve düşüncelerini bu süzgeçten geçirerek söze döker ve şiir olarak formüle ederlerdi. Lirik şairlerde ise hayattan zevk alma, melâmî meşrep bir tavır, dünyanın sıkıntı ve gailelerini önemsememe vardır. Şair bu, neden böylesin diye sorulmaz. Nedim’in ifadesiyle “Dünyâ var imiş ya ki yoğ imiş ne umûrun!” Bakış açısı bu olunca, Kâtibî mahlasıyla yazan Galatalı Seydi Ali Reis’in söylediğini daha iyi anlarız:
Geh safâ buldu gönül âyînesi gâh keder
Böyledir hâl-i cihân böyle gelir böyle gider
Öyle ya, hergün kendimizi seyrettiğimiz gönül aynası hâliyle bazen kirlenir bazen de tozlanıp kirlendiği zaman temizleme gereği duyulur. Dünya hâli budur diyerek zaman zaman onu temizlemek gerek. Aynanın kirlenmesi, güneşin üzerimizden hergün doğup batmasının bir sonucudur. Yaşıyoruz ki kullanmakta olduğumuz ayna pas tutuyor. Bir göz yumup açıncaya kadar gelip geçici olan bu dünyaya Kemalpaşazâde de şöyle ayna tutuyor bir şiirinde:
Âlemde gam kişiye dem-â-dem gelir gider
Âdem mi var ki âlemde hurrem gelir gider
Üzüntü ve keder kalıcı değil, her daim gelip geçicidir. Dünyaya gülerek gelen ve gülerek giden bir kimseyi gördün mü hiç?! Aksine anne karnından doğup ağlayarak bu dünyaya gözlerini açar ve gözlerini yumduğu zaman da yine hüzünlü ve ağlamaklıdır. Bütün bu gengâme arasında olup bitenlere Enderunlu Vâsıf gibi bakan şairler çoktur:
Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner
Gam u şâdî-i felek böyle gelir böyle gider
Vâsıf’ın ölümünden bir yıl önce İstanbul Tophane’de çıkan yangında evinin tamamen yandığını ve içinde bulunan kütüphanesindeki kitaplardan hiçbirini kurtaramadığını kaynaklardan öğreniyoruz. Rind meşrep ve hoş sohbet olan şairin şiirlerinde biraz şenşakrak ve dünyaya boşvermişlik havası vardır. Bu şiirinde de sanki hayatından yansımalar görülür. Bazı redifler (Necâtî’nin ‘döne döne’ redifli şiiri meselâ) şairlerin çok hoşuna gider ve onun üzerine onlarca gazel ve kaside yazılır. “Böyle gelir böyle gider” redifli şiirler de onlardan biri. İlkin hangi şair yazmıştır bilmiyoruz. İşte 19. yüzyıl şairlerinden Vâsıf’ın şiiri en meşhur olanlarından biridir.
Çoğu şairlerin aksine bazıları da isyan ederek “böyle gelmiş böyle gitmez” diyenler de var. (Toprağı bol olsun, yıllar önce Aziz Nesin “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” diye bir kitap yazdı ve o da bu hazin âkıbetten kurtulamadı.) Hersekli Ârif Hikmet’in deyişiyle: “Âferînişten beri ahvâl-i âlem böyledir.” Yani insanoğlu yaradılalıdan beri aslında değişen bir şey yok. İsyan edenlerin cevabını da Urfalı Nâbî versin:
Geh bülendi pest eder gâhi eder pesti bülend
Muktezâ-yı gerdiş-i dûlâb-ı âlem böyledir
Aslında Nâbî diğer şairlerin yukarıda söylediğini özetliyor: Seni bazen yükseklere çıkaran kader bazen de alçaklara indirir. Devamlı yükseklerde kalmak başdöndürücü olabilir, her zaman alçaklarda olmak da insanı isyana götürebilir. İşte aynen bir dolabı andıran dünyanın gidişatının bir gereğidir bu. Kimi zaman suyun içine daldırır seni, boğulacak gibi olursun; kimi zaman da yükseklere çıkararak batırmaya hazırlar. Korku ile ümit arasında bir ömür.
En iyisi Muallim Nâcî gibi boş vermek ama o da hikmet vadisindeki şairlerin harcı değildir. Öyle diyor Ahmed Mithat Efendi’nin damadı Nâcî:
Sebâtı yok bu âlemin ona kim itimâd eder
Ferah gelir terah gider terah gelir ferah gider
Bugünkü sokak deyişiyle “tırıs gelir tırıs gider.” Seni kâh ağlatan kâh güldüren dünyanın itimat telkin etmeyen hâline güvenilmez. Bugün sevinir ve sıkıntılarını unutursun, yarın gam ve kedere boğularak sevincini özlemeye başlarsın. Şairlerimizin dünyevî sıkıntılarını farklı farklı ifade ettiğini görüyoruz. Kafzâde Fâizî merâmını şöyle anlatır meselâ:
Geç gelir tez gider deyu safâ çekme keder
Âlemin hâli budur böyle gelir böyle gider
İki kapılı dünya hayatının meşgalelerine karşı bir aldırışsızlık vardır Kafzâde”nin bu beytinde. Anlayacağınız; gelecek olan gelir, olacak olan da bir gün mutlaka olur. Gelecek olanın gelmesine, olacak olanın olmasına gücün yetmiyorsa boş ver! İşte burada da Behiştî imdadımıza yetişiyor:
Andelîb âh edip ağlar gül ana hande eder
Böyle gelmiştir ezelden bu cihân böyle gider
Bülbül ile gülün şarkısı ezelden beri hep böyledir: biri âh edip ağlar, diğeri durmadan gülüp eğlenir. Sen mi onların huyunu suyunu değiştireceksin! Onca yazılan “Gül ile Bülbül” mesnevilerini göz önünde bulundurursak, bizim klasik edebiyatımız biraz da gül ile bülbülün hikâyesidir. İshak Çelebi ise “geldi gider geldi gider” diyerek bir acelesi varmış gibi hareket eder:
Durmadan gitmededir ömrümüzün kâfilesi
Kûs-ı rıhlet çalınır geldi gider geldi gider
Ayrılık davulu çalmaya başlayınca ecel kapıyı çalmış sayılır ve buna muhatap olan herkesin uykusu kaçar. Bir taraftan da ömür kafilesi durmadan yol alıyor. Düz ovada mı gideceksin, yoksa sarp yokuşu mu tırmanacaksın, işte yolun sonunda o zaman belli olur. Âşık Paşa bir varmış bir yokmuş gözü ile baktığı dünyayı kısa bir ân gibi tasvir ediyor:
Nâzenîn bu ömrümüz bir göz yumup açmış gibi
Geldi geçti duymadık bir kuş konup uçmuş gibi
Var say ki ömrümüz: bir göz yumup açmış gibi. Uzuuun bir kesitten kısa bir kare. Bereket ki zengin fakir demeden, iyi kötü gözetmeyerek bu eşitleme herkes için geçerli. Ele aldığımız şairlerin hiçbiri “böyle gelmiş böyle gitmez” demiyor, çünkü biliyorlar dünyaya kendi tercihleri ile gelmediklerini. Âşık Paşa gibi Nef’î de dünya hayatına bir göz yumup açmış gibi bakar:
Bir düş gibidir hak bu ki ma’nîde bu âlem
Kim göz yumup açınca zamânı güzer eyler
Aslında mânâ âleminde bu dünya bir düş gibi hayâlden ibarettir. Böyle gelmiş böyle gitmez diye başkaldıran nicelerini öğüttü değirmene benzeyen bu âlem. Dişlileri arasına alıp da seni mi öğütmeyecek! Şairler içinde yaşadığı toplumun her bir bireyi gibi kendi kaderine boyun eğmiştir. Aykırı bir ses eden, içlerinden bir Lâedrî’yi görüyoruz. Dünyaya insan olarak gelip de bu özelliğini koruyamayan insanların hayvanların derekesine düştüğünü söyler meçhul şair:
Sanma herkes âleme insân gelir insân gider
Câhil u nâdân olan hayvân gelir hayvân gider
Belki de hayvandan aşağı, “belhüm adal” demek istiyor şair. Öyle ya, bazı insanların düştüğü duruma bakıp hayvanlara hakaret etmeye hakkımız yok. Lâedrî yalnız değildir bu konuda. İzzet Ali Paşa da ona kol kanat geriyor:
Sûret-pezîr-i marifet olmaktadır hüner
Yoksa bu dehre nice heyûlâ gelir gider
Dünyada en büyük hüner, insanlığımıza yaraşır şekilde gözle görülür elle tutulur bir eser ortaya koymaktır. Kupkuru bir varlıkla ömür sürecek olduktan sonra dünyaya öyle korkuluk gibi heyulâya benzer nice âdem gelip gitmiştir. Kabristan da sessizce yatan niceleri bir zamanlar kendilerini vazgeçilmez sayıyordu. Onlara bak da ibret al. İbret al ki şu dünyada olup biten şeylerin albenili görünüşüne sakın aldanma; şu gördüğün eserler, ağaçlar, bütün bir insanlık eninde sonunda toprak olup gidecek:
Televvünât-ı şuûn-ı cihâna aldanma
Eser, şecer, beşer âhir türâb olup gider
Bu ezelî hakikati şairâne bir şekilde ifade eden Giritli Sırrı Paşa’dır. Kelâmdan tefsire, mezhepler tarihinden şiire kadar pek çok alanda eser vermiş olan Sırrı Paşa, Konya’dan Hanya’ya göç eden bir ailenin çocuğudur. Osmanlı bürokratı olarak Balkanlar’ı adım adım dolaşır ve altmış yıllık ömründe idare etme sanatının inceliklerine vâkıf sanatkâr yaradılışlı bir devlet adamı olarak temayüz eder. Bu beyitte bir yönetici sıfatıyla insanları tanıma sanatını konuşturan Paşamız aynı zamanda kendi hayat hikâyesini de özetlemiş olur. Türlü gailelerle geçen hayata aldanma derken; en iyisi nerde akşam orda sabah havalarında yaşayan Neyzen Tevfik gibi işi deliliğe vurmak. Ne diyor ünlü Neyzen:
Iztırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer
Ömr-i fânî gibidir, gün de geçer, dem de geçer
Geçer geçer de; bazen delip geçer, bazen de gelip geçer. Bu vesile ile gözü yollarda olan Nâbî’nin, sevgilisinin yolunu gözlemekten kör olduğunu söylediği şu beytini de söylemeden geçmeyelim:
Yola bakmaktan ağardı sanemâ dîde-i ter
Ağla ey gözlerim ağla ne gelir var ne gider
Sabrî mahlasıyla yazan Mehmed Şerif’in şu veciz beytiyle bitirelim yazıyı:
Âdem bu bezm-i devr-i dil-ârâya bir gelir
Bil kadr-i ömrünü kişi dünyaya bir gelir
Gönül açan bu dünya meclisine insan bir kez geldiğine göre elindeki fırsatı iyi değerlendir, demek istiyor şair. Bu imkân insanoğluna bir defalığına mahsus olmak üzere bahşolunmuştur. Kişi dünyaya sadece bir kez gelir.

Çok hoş, çok güzel,dünya hayatının, zorluk ve musibetlerin geçiciliğini kuvvetli kalemlerle desteklemiş bir yazı, tebrik ediyorum her mümin, müslim,ahireti gözeten insan bu yazıdan ders almalı.