Yazın sürecinin en başlarından itibaren metafizik evrenle güçlü bir bağ kuran ve yapıtlarında bu bağın izleri edebiyat eleştirmenlerince tespit edilen Rainer Maria Rilke’nin, yazınsal dehasına kıyasla bu yönü, Germanistik alanında yapılan kısıtlı incelemeler haricinde Türk Edebiyatı içinde saklı kalmış yahut olması gerektiği gibi tanınamamıştır. “Rilke yazınsal gelişiminin başından sonuna dek, aşkın/ metafiziksel ya da ‘duyuüstü’ diye adlandırılan bir âlemi neredeyse tüm metinlerine dokumuştur. Ancak başlangıçta belirgin hatlarla kendisini ortaya koyan bu boyut, zamanla daha dolaylı ve kapalı bir nitelik kazanarak; bir tür art-alana çekilmiş, duyulur âleme/ ‘nesnelere’ dönüştürülüp varlık, yaşam, ölüm ve sevgi kavramlarına aktarılmıştır.”[1] Ondaki bu metafiziksel/ duyuüstü âleme olan yönelimin izlerinin Hıristiyanlıktan değil de İslâmiyet’ten kaynaklandığını ise Polonyalı çevirmen Witold Hulewicz’e yazdığı bir mektupta Rilke, bizzat kendisi ifade eder:
“Katolik inancındaki ölüm, öteki dünya ve sonsuzluk kavramları ağıtlardaki ya da sonelerdeki kavramlarla bir tutulursa, onların çıkış noktasından tümüyle uzaklaşılır ve giderek derinleşecek bir yanlış anlamaya neden olunur. Ağıtlardaki meleğin Hıristiyanlığın meleğiyle hiçbir ilişkisi yoktur. (Daha çok İslamiyet’in meleğiyle ilişkilidir.)”[2]
Daha doktora yıllarında keşfettiği bu bilginin ışığında araştırmalarına başlayan, uzun yıllar coşkuyla/ metafiziksel bir adanmışlıkla izlerini sürerek, günlük çalışma süresini on dört saate vardıran S.Ü. Alman Dili ve Edebiyatı, Karşılaştırmalı Edebiyat profesörü Funda Kızıler Emer, Leipzig Üniversitesi Klasik Filoloji ve Karşılaştırmalı Edebiyat kürsüsü bölüm başkanı Prof. Dr. Angelika Hoffmann-Maxis’in davetiyle araştırmalarına yurtdışında devam etmiş, Avusturya ve Almanya yazınlarını adeta didik didik ettiği; yapılan her çalışmayı, her tezi, her yapıtı derinlemesine analiz eden, sorgulayan bir araştırma titizliğiyle yapılandırdığı ve üç kitap olarak tasarladığı bu araştırmanın ürünü olan yapıtlarının biri 2014, diğeri 2019 yılında olmak üzere ilk ikisini tamamlamış, üçüncüsü ise yazım aşamasındadır. Çalışmanın ilk kitabı, Rilke’nin dünya yazınının en güçlü “lirik yaratımlarından biri olarak kabul edilen” Duino Ağıtları’ndaki melek imgesinin İslamiyet’le olan bağlarını çözümlerken; ikinci kitabı, Rilke metinlerinin etkisinde kalarak fakat ondan farklı bir şekilde, Hıristiyanlığın melek tasavvuru ile yapılandırılan Hertha Kräftner metinlerindeki melek imgesinin, Rilke metinleriyle karşılaştırmalı olarak çözümlenmesini içermektedir. Kızıler’in bu yapıtlarının, Rilke ve Rilke metinleri hakkında yapılmış özgün bir analiz olarak bir ilk oluşturması, teori-kuram-çözümleme bağlamında metiniçi, metindışı ve metni aşkın disiplinlerarası olağanüstü bir kapsamı kuşatması, Karşılaştırmalı Edebiyat düzleminde yüzlerce metnin envanterini çıkartan/ karşılaştıran/ analiz eden bir yetkinliği gözler önüne sermesi sebebiyle bu yazıda bu metinleri incelemeye çalışacağım. Şöyle ki, ismi geçen eserlerin ilk ayağını teşkil eden Melek İmgesi, 2024 yılı içinde yeni eklerle güncellenmiş ikinci bir baskısını yaptı. Yanı sıra, Kızıler Emer’in doktora tezi olan Milenyumda Postmodern kitabı da 2024 yılı içinde güncellenmiş ikinci baskısıyla okur huzuruna çıktı. Bu iki çok kapsamlı çalışmaya ek olarak, 2023 yılı içinde komparatistik alanında bir kaynak kitap seviyesindeki Sınırları Aşan Bir Bilim Olarak Komparatistik kitabını da alana katkı olarak sunmuştur. Bu üç çalışmanın önemine binaen, kısa kısa da olsa ayrı başlıklar altında içeriğine değinmek istiyorum.
I- R. M. Rilke ve H. Kräftner’in Melek İmgeli Duaları-I
Bu ilk kitabın içeriğini Duino Ağıtları’ndaki melek imgesinin İslamiyet’le olan bağının çözümlenmesi şeklinde tasarlayan Kızıler, çokkatmanlı bir metin çözümlemesi gerçekleştirerek, yapıtlardaki metinlerarasılığın gerektirdiği bütüncül okumayı karşılaştırmalı edebiyatın yöntemleri doğrultusunda analitik bir titizlikle, disiplinlerarası bir saha genişliğinde sunmuştur. Metinlerarasılığın gerektirdiği bütüncül okuma derken, eserdeki imgesel çözümlemenin ve melek imgesiyle bağıntısının yapılandırılmasıyla yetinilmediği; yapılan çözümlemelerin tüm boyutları ve veçheleriyle ispatının yapılabilmesi adına hem Karşılaştırmalı Edebiyat, hem üç büyük semâvi dinde ve evrensel bağlamda “melek” olgusu, hem de yazarlar hakkında ve yazarların bulunduğu yazınlar hakkında bir kitap boyutu araştırma metninin ayrı bölümler halinde işlendiği bir bilgi yekûnu kast edilmektedir. Ulaşılan tüm çözümlemeler her disiplinin kendi düzlemi içinde ve her imgesel bulgunun temellendirilişinde tekrar tekrar sorgulanıp, yüzlerce -hiç mübalağasız- akademik ya da akademi dışı tez ve metinlerle -Avusturya ve Almanya yazınları içinde- karşılaştırılarak sağlaması yapılmış; yanlılıkları ve karşıtlıkları her aşamada objektif ölçütlerle değerlendirilerek, en nihayetinde kendi çıkarsamaları ve savlarıyla da yorum-bilimsel, metin-bilimsel ve çeviri-bilimsel bağlamda son noktası konulmuştur. Bütün bu kapasiteyle yetinmeyen yazar, 500 sayfalık (kitabın ilk baskısı 700 sayfanın üzerinde idi) kitabın hemen her sayfasında oldukça uzun dipnotlarla art-alanlarda kalan tüm soru işaretlerini de bertaraf ederek; ansiklopedi, sözlük, yazınbilim, dinler tarihi, tasavvuf, mitoloji, sosyoloji, felsefe, psikanalitik, fizik vb. birçok alanda sunduğu alıntılarla okuru bilgiye doyurmuştur.
Bu yeni baskıda üç bölümden oluşan eserin ilk bölümü “İki Şair: Rainer M. Rilke ve Hertha Kräftner”, ikinci bölümü “Kutsal ve Sanatsal İzdüşümleriyle Melek İmgesi”, üçüncü bölümü ise “Duino Ağıtları’nda Melek ve İnsan” şeklindedir. İlk iki bölüm yukarda bahsi geçtiği üzere Avusturya yazını, Rilke ve Kräftner’in poetikası, Dinler Tarihinde melek kavramı, (Post)Modern dünya, Alman ve Batı kültüründe melek imgesinin kültürel bir izleğini sunar. Üçüncü bölümde, farklı varlık düzlemlerini irdeleyen ağıtların ana yöneliminin varoluş sorunsalı olduğu vurgusuyla sözlerine başlayan Kızıler, Manfred Engel’den yaptığı alıntıyla; “acı, aşk ve ölüm motiflerini işleyen, ‘mitsel genelliğe taşınmış figürlerin ve Prometeusvari lirik ben’in rol aldığı’ ağıtların odak noktasında ‘condition humana’nın (insanlığın durumu)”[3] yer aldığı bilgisini iletir. Yanı sıra, Perdita Rösch’ün de “klasik anlamda insanın varoluş koşullarından; ‘insanın zamansallığı ve geçiciliği, buna bağlı olarak bu dünyanın sonu anlamındaki ölümden duyduğu korku’, ‘özne-nesne bölünmesi, bu yüzden ortaya çıkan kendiyle ve dünyayla uzlaşamama durumu, insanın dünya içindeki yönsüzlüğü ve yalnızlığı’ şeklinde sıralanabilecek olan ‘conditio humana’dan yakınıldığını”[4] onayladığını belirterek, Duino Ağıtları’nın anlamsal evreni ve bu evrenin oluşumunda rol oynayan bireysel ve toplumsal etkenler çerçevesinde farklı çalışmalardan örneklerle/ kanıtlarla düşüncelerini temellendirerek ilerler ve evvelâ bulunduğumuz atmosferi tam anlamıyla algılayabilmemizi sağlar. Bu bağlamda, Avusturya, Almanya, Macaristan, Fransa ve İsviçre gibi farklı şehirlerde yaşayıp, dünyanın birçok bölgesini gezen, gezdiği yerlerin kültürleriyle bütünleşerek adeta gezgin bir hayat yaşayan şairin anlam evreninin genişliğini “bu çok kültürlü ve çok dilli yaşam tarzı”yla izah eden Kızıler, bu durumun şairin “kendisine ve metin evrenine ‘uluslararası bir bakış yetisi’ ve duyarlık kazandırdığını söylemektedir. Ağıtların melek imgesini bir laytmotif olarak belirginleştirmesinin nedenselliğini ise, -bu çok kültürlülüğe koşut olarak- şairin içinde bulunduğu sosyolojik ve toplumsal koşulların yıkıcılığıyla kuvvetlenen bir varoluş sorunsalıyla karakterize olmasına bağlayarak; Tanrı’nın öldüğü savıyla metafiziğin sonlandığı ve aklın üstün tutulduğu bir çağda, birinci dünya savaşının yarattığı yoksunluklarla anlam kaybına uğrayan insanlığın varoluşsal bir boşluğa düştüğü, bunun sonucu olarak da her türlü manevi değerin itibar kaybettiği bir çıkışsızlığa mahkûm olduğunu ifade eder. Rilke’nin, ulaşılmaz bir kusursuzluk ve üstünlük taşıdığına inanılan melek kavramını bu çıkışsızlık ortamında öne çıkartarak, “görünür olanı görünmeyene dönüştürdüğünü” ve insanın melekten de daha üstün bir seviyeye, insanı kâmil mertebesine ulaşabileceğinin öğretisini kavramsallaştırmaya ve insanlığa bu bilgiyi aktarmaya/ yol göstermeye çalıştığını iletir. Bu bağlamda, yapılan alıntılar ve karşılaştırmaların Rilke metinleri hakkında Avusturya ve Almanya yazınları içerisinde yapılmış onlarca farklı tez ve çalışmalar taranarak ve her bir metnin kendi içinde ve yazın içerisindeki sorgulaması metnin gerektirdiği yazınbilimsel yöntemlerle yapılandırılarak aktarılmış olması; çalışmanın dürüstlüğü, objektifliği ve bilimselliği noktasında hayranlık uyandırıcı bir görkemi gözler önüne sermektedir. Okurun zihninde hiçbir soru işareti kalmayacak şekilde metnin anlamsal evrenini oluşturan Kızıler, ağıtları adeta imge imge yapıbozuma uğratarak çözümleme aşamasına geçer.
II- Milenyumda Postmodernizm
Üst başlığı Milenyumda Postmodernizm olan ikinci kitabımızın alt başlığı “Kavramsal Bir Tur ve İki Postmodern Metin Okuması (Patrick Süskind)” şeklindedir. Yine üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümü “Moderniteden Postmoderniteye Kavramsal Bir Yolculuk”, ikinci bölümü “Bir Katilin Doğurganlığı Olarak Postmodernizm”, üçüncü bölümü ise “İki Postmodern Metin Okuması” başlıklarından oluşur. Çalışmanın amacının “modern”i içinde taşıyan ve “sonra gelen”i imleyen post-modern kavramını tüm açılımlarıyla okura tanıtmak olduğunu söyleyen Kızıler Emer, işe modernite/ modernlik, modernizm kavramlarının birbirini işaret eden aynı kavramlar gibi görünse de gerçekte yapısal olarak ayrıştıkları noktaları ontolojik bir düzlemde, kavramın önde gelen teorisyenlerinden alıntılarla karşılaştırmalı olarak izah ederek başlar. Zira kavramlar arasında kafa karışıklığı yaratan disiplinlerarası bir yanlış algılanırlık/ uygulanırlık atmosferi hakimdir yazınsal alana ve Kızıler Emer, edebiyatımıza da yansıyan bu kavram kargaşasını tüm veçheleriyle sistematize ederek yanılgıyı çözmek ister.
XVII. yüzyıl sonlarında başlayıp XIX. yüzyıl ortalarına değin modernite/ modernlik kavramlarının etkisini sürdürerek, XIX. yüzyıl ortalarından itibaren modernizm kavramının kültürel ve toplumsal yaşam pratiklerini de içine alacak şekilde genişlediğini, XX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise postmodernizm kavramının geçmişten bir kopuş olarak değil de “kendinden önceki modernizmin tüm temel özellikleri ile özdeş ve bu özelliklerin devamı niteliğinde” olduğunu ifade eden Kızıler Emer, evvelki değişimlere nazaran bu son değişimlerin estetik ve sanat yönelimli, özerk bir tepki olduğunu belirtir. “Modernliğin ötesine geçmiş değiliz; onun radikalleşmesi evresini yaşıyoruz” diyen Giddens ve Beck’e göre postmodernlik; “modernliğin sonu değil, tam aksine köktenleşmesi, daha doğrusu radikalleşen bir modernlik” olarak tanımlanır. Kızıler Emer’in, Welsch’in Postmodern Modernliğimiz isimli kült çalışmasından aktardığı şu cümleler tartışmasız tarihi önemde tespitlerdir:
“Modernlik bir isimdir, ‘postmodernlik’ yalnızca bu modernliğin günümüzde gerçekleşmesini tanımlayan bir formdur. Bizim modernliğimiz ‘postmodern’ biçimlenir. Hala modernlikte yaşıyoruz. (…) Postmodern; bu yüzyılın kökten eğilimlerinden önemli ölçüde ayrıl(sa) da temel olarak XX. yüzyılın modernliğine değil, ‘Yeni Çağ bağlamındaki modernliğe karşı(dır).’ Bu nedenle postmodern asla ‘bir trans-modern ya da anti-modern’ değil, ‘kökten moderndir’, daha doğrusu, XX. Yüzyıl modernliğinin gerçekleştirilmesini tanımlayan, kendi kısıtlamalarını ve katılıklarını aşan bir modernliktir.”[5]
Beck ve Giddens bu açıklamaya ek olarak postmodernliğin, “farklılık/ ötekilik ve çoğulculuk” fenomenlerini modern dönemlerde olduğundan çok daha “kökten bir çoğulculuk” ile savunduğunu belirtirler. Onlara göre, postmodernle birlikte “farklı ussallık biçimlerinin özgürlüğü keşfedilmiş ve tanınmış” olmaktadır. Kızıler Emer’in aktardığına göre Welsch, postmoderne yönelik itiraz ve suçlamaların kaynağının, modernliğin yanlış değerlendiriliyor olmasındandır. Anlaşılacağı üzere postmodern moderni de içinde barındıran, onun devamı, onu açımlayan, genişleten, çoğulluğu radikalleştiren köktenci bir yaklaşım, bir özerklik halidir. Kavramın önemli teorisyenlerinden farklı ya da özdeş alıntılarla savını temellendiren/ sağlamlaştıran Kızıler Emer, postmodern yazının çerçevesini kapsamlı bir şekilde analiz ederek güçlü bir kaynak sunar. Kavram, olası tüm bağlam ve perspektiflerden sorgulanır ve örneklendirmesi yapılır. Kavramın temel özellikleri aşağıdaki gibidir:
“Sanat ve gündelik yaşam arasındaki sınırların silinmesi, elit ve popüler kültür arasındaki sıradüzen ayrımının çökmesi, biçemsel eklektizm ve kodların karışımı, […] vurgunun içerikten biçime ya da biçeme kayışı, gerçekliğin imgelere dönüşümü, zamanın sürekli bir şimdiler dizisine parçalanması.”[6]
Son bölümde Kızıler Emer, Patrick Süskind’e ait Das Parfum ve Amnesie in Litteris isimli metinlerin ilk iki bölümde sunduğu kavramsal çerçeve izleğinde uygulamasını yaparak, postmodern metin ve yazın anlayışının daha iyi yerleşmesi adına sinoptik bir bakışla metin okumasını tamamlayarak eserine son verir.
III- Sınırları Aşan Bir Bilim Olarak Komparatistik
Komparatistik (Karşılaştırmalı Edebiyat) kavramını ve kürsüsünü yazınbilimsel açıdan yine bir ilk olarak yapılandıran yazarın bu üçüncü çalışması da üç bölümden oluşur. “Komparatistiğe Hezârfen Bakışı” isimli ilk bölüm kavramın yazınbilimsel analizini ve postmodern panoramik bakıştan temellendirmesini; “Bir Parça Tarih ve Kurumsallaşma” başlıklı ikinci bölüm kavramın tarihsel-düşünsel kökenlerini; “Temel Yöntem-Yönelim-İşlevler” isimli üçüncü bölümü ise yöntembilimsel araştırmasını konu edinir. Sınırları aşan bir bilim olarak tanımladığı Komparatistik kavramını Kızıler Emer, araştırmacılara ve heveslilerine bir üst bakış kazandırmak, rehberlik etmek hedefiyle başvuru kitabı olarak kaleme aldığını vurgular. Bu amaçla çıkılan yolda kavramın düşünsel, tarihsel, kuramsal ve yöntemsel açıdan öne çıkan belirlenimleri, postmodern yazın dünyasındaki konumu; işleyişi ve kavranışı açısından sistematize edilerek sorgulanır: “İnsanlık tarihinin geleceği ve hatta dünya barışı açısından taşıdığı son derece değerli potansiyeller”, kavramın tüm dünya yazınındaki önlenemez yükselişi de dikkate alınarak, haklı bir gerekçeyle analiz edilir. Yazarın esas öne çıkarmak istediği yazınsal değer ise, milenyumda komparatistiğin “daha çok tek ulus, tek dil, tek kültür ve tek yazın odaklı monolojik nitelikli çalışmalar yürüten ulusal filolojik incelemelerin önüne geçerek oldukça dikkat çekici bir ivme”[7] kazanmasıdır.
19.yüzyıl Fransa’sında doğup tüm dünya akademyasında hızla yayılan komparatistik yapılanmaları, “Aydınlanma ideallerinin çöktüğü” II. Dünya Savaşı ardından çok daha hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Lyotard’ın (1924-1998) söylemi ve Kızıler Emer’in bildirmesiyle, özellikle “Auschwitz toplama kampı paradigması”; Aydınlanma, İdealizm ve Marksizm gibi Batı düşüncesinde hâkim olan ideallerin, yani “büyük anlatıların” ölümünü belgeler. Avrupamerkezci monolojik bir evrensellik anlayışına karşı, kökten çoğulculuk olarak işlevselleşen postmodern özerklik paradigması yazınbilimde ve sanatsal çevrelerde yankı bulur. Böylece “Lyotard’ın, hakikate yönelik aşkın güvenceleriyle kendini evrensel bir bilginin kaynağı olarak sunan batılı usun çözülmesi olarak okunabilecek olan ‘büyük anlatıların ölümü’ bildirisiyle birlikte, ‘The Us’un talimatına uslu uslu uy(maya) zorlanan, dışlanıp yok sayılan, öteki-leş-tirilen usların -ya da ‘küçük anlatıların’- tanınması anlamına gelen postmodern kavşağa”[8] girilmiş olur. Zira bu kavram, Kızıler Emer’in deyimiyle “modernlik üzerine kökten bir özdüşünümsellik süreci başlatan zihinsel/ tinsel bir durum değişikliğini” imlemektedir. Bu ise, günümüzde artık evrensel bazda tüm yazınbilimsel anlatıların birbirine herhangi bir üstünlüğü, eksikliği, özdeşliği olmadığı gibi birbirine indirgenemez bir sanatsallığın heterojenliğini ortaya çıkarır. Bu heterojenlik sayesinde anlatılar birbirleriyle aynı düzlemde, aynı sanatsal ve eşit koşullar çerçevesinde okunarak karşılaştırılabilir ve kökten çoğulculuğun izleri metinlerde barışçıl ve sanatsal bir perspektifle analiz edilebilir. Şüphesiz bu okuma şeklinin, evrenselliğin tek tipleştiren yapısına kıyasla çoğulculuğun renk mozaiklerini ve desenlerini aşikâr edeceği, özerkliği üstün kılacağı açıktır;
“İşte postmodern kavşağa girildiğinden beri gittikçe daha çok önem kazandığı gözlenen komparatistik çalışmaları da ‘yazın’ aracılığıyla farklı dil, din ve kültür birliğinden olan ulus ve toplumların, azınlıkların, cemaatlerin, grup, birey ve cinsiyetlerin yaşantılarına, duygu ve düşünce dünyasına, genel anlamda öteki’ne/ öteki(lik)’e (İng. “Otherness”/ “Alterity”; Alm. “Alterität”) açılan kapı olarak, insanlığın ortak manevi bilincinin gelişmesine ve dolayısıyla dünya barışına hizmet etme potansiyeli taşır.”[9]
Emperyalist ve kolonyalist temelli batı modernliğine karşı, öteki’ne duyarlıkla karakterize olan komparatistiğin, postmodern ve postkolonyal düşünceyle neredeyse kusursuz biçimde örtüştüğünü belirten Kızıler Emer, ‘ötekileştirmeye karşı ilişkilendirme bilimi’ olarak tanımladığı kavramı olası tüm dinamikleriyle masaya yatırarak; tarihsel, yazınbilimsel, dilbilimsel, yöntembilimsel, imgebilimsel, filolojik, metodolojik, arkeolojik ve hatta kuantum fiziği perspektifinden dahi sorgulamasını yaparak, oldukça kapsamlı bir çalışmayı okura sunar. Çalışmanın her safhasında zihnin, metinde ve yazınbilimsel süreçte diyalektik işleyişine şahit oluruz. Komparatistiği baskın kılan en önemli karakteristiği de bu yönü olmalıdır.
___________________
[1] Kızıler Emer Funda, Melek İmgesi I, Çizgi Kitabevi, Konya 2014, s.650.
[2] Kızıler Emer Funda, Melek İmgesi II, S.Ü. Yayınları, Sakarya 2019, s.13.
[3] A.g.e., s.159.
[4] A.g.e., s.159.
[5] Kızıler Emer Funda, Milenyumda Postmodernizm, Akademisyen Kitabevi, Ankara 2024, s.12-13.
[6] Age., s.22.
[7] Kızıler Emer Funda, Sınırları Aşan Bir Bilim Olarak Komparatistik, Nisan Yayınları, Eskişehir 2023, s.3.
[8] Age., s.5.
[9] Age. s.6.
KAYNAKÇA
Kızıler Emer Funda, Sınırları Aşan Bir Bilim Olarak Komparatistik, Nisan Yayınları, Eskişehir 2023.
Kızıler Emer Funda, Melek İmgesi I, Çizgi Kitabevi, Konya 2014.
Kızıler Emer Funda, Melek İmgesi II, S.Ü. Yayınları, Sakarya 2019
Kızıler Emer Funda, Milenyumda Postmodernizm, Akademisyen Kitabevi, Ankara 2024.
Kızıler Emer Funda, R.M.Rilke ve H.Kräftner’in Melek İmgeli Duaları-I, Akademisyen Kitabevi, Ankara 2024.
