Ah, eyleme dönüşmüş sözlerin o ağırbaşlı, güven telkin eden güzelliği… Müptelasıyım.
İnsan kalbine asıl yerleşen, yalnızca kulağa söylenen değil, hayata geçirilen sözlerdir. Vaat değil, vücut bulmuş iradedir güveni doğuran. Söz, eylemle karşılık bulduğunda değer kazanır. Aksi takdirde; boşlukta yankılanan, ardından iz bırakmayan bir uğultuya dönüşür.
Tıpkı bir çocuğa “Sana çikolata alacağım, seni parka götüreceğim” deyip sonra o vaadi yerine getirerek ona tarifsiz bir sevinç yaşatmak gibi… O çocuk için dünya o an yeniden şekillenir. Küçük gibi görünen bu eylem, aslında güvenin tohumudur. Çünkü çocuk bilir: “Bu kişi bana söz verdi ve sözünü tuttu.” İşte o an, bir bağ kurulur. Ya da bir balonun ucunu bağlayıp gökyüzüne salmak gibi… Hafif, umut yüklü ama aynı zamanda geçici. Vaatlerin de böylesi vardır: Söylenir, heyecan yaratır, sonra uçar gider. Geriye sadece hatırlanması bile can sıkıcı bir boşluk kalır. Ancak bazı vaatler vardır ki, gerçekleştirilir, yaşatılır, iz bırakır. O vaatler birer yapı taşıdır; kişiliği, itibarı ve saygınlığı örer.
“Lafla peynir gemisi yürümez.” Bu söz, yılların süzgecinden geçmiş bir gerçeği dile getirir. Konuşmak kolaydır. Sözcükler dudaklardan dökülürken harcanan enerji bile yok denecek kadar azdır. Ama onları eyleme dönüştürmek, irade ister, sorumluluk ister, zaman ve emek ister. İnsan, ancak yaptıklarıyla anlam kazanır. Kurulan cümleler değil, gösterilen çabalar belirleyicidir.
Ne yazık ki bazı insanlar vardır; konuşmaktan hiç yorulmazlar. Zengin olacağım, çok çalışacağım, ona yardım edeceğim, bunu mutlaka başaracağım… Söz çoktur, lakin harekete gelince sessizlik hâkim olur. Oysa sürekli vaat verip bir türlü onları gerçekleştirmeyen insanlar, zamanla kendi sözlerine bile yabancılaşırlar. Söylediklerine kendileri inanmazken, başkasından nasıl güven bekleyebilirler? Güven, sözüne sadık kalmakla inşa edilir. Ve güvenilir bir insan olmak, her şeyden önce kendi sözüne sahip çıkmakla başlar. Kişi ne kadar çok söz verirse versin, önemli olan ne söylediği değil, ne yaptığıdır. Sözüne sadık kalan biri, sadece bir insan değil, aynı zamanda bir değerdir. Günümüz dünyasında sözün kıymeti azalmış gibi görünse de, hâlâ tutulmuş bir söz kadar güçlü bir şey yoktur. Hele ki yalanın, sahte vaatlerin, geçici heveslerin hüküm sürdüğü bu çağda… Verilen bir sözü yerine getirmek, neredeyse bir erdem sayılmaktadır artık. Çünkü ne yazık ki sadakat, sabır ve sorumluluk gibi değerler, zamanla törpülenmiştir. İşte bu yüzden, sözünde duranlar toplumun vicdanını temsil eder hale gelir.
Peki neden insanlar boylarından büyük sözler verir?
Belki de umut dağıtmak hoşlarına gider. Belki de söyledikleri şeyin bir gün gerçek olabileceğine kendilerini inandırmak isterler. Ama en tehlikelisi, bu alışkanlık haline geldiğinde ortaya çıkar. Kişi artık ne söylediğini ölçmeden, sadece etki yaratmak için konuşmaya başlar. Oysa her söz, söylenmeden önce bir teraziden geçirilmelidir. İnsan, niyetini ve sınırını iyi bilmelidir.
Bir çiçek dikmeden önce düşünmeli: “Bu çiçeğe bakabilecek miyim?” Toprağa emanet edilen her canlı, ilgi bekler. Güneş gösterilmeli, su verilmelidir. Aksi hâlde çiçek solar. Aynı şekilde; verilen sözler de ilgisizliğe bırakılırsa, kurumaya başlar. Önce umut kırılır, sonra güven… En sonunda ise insanın itibarı. Vaatler, düşüncesizce verilmemeli. Her söz, bir sorumluluk doğurur. Bu yüzden kişi, söyleyebileceklerinden ziyade, gerçekleştirebileceklerine yönelmeli. Zira sözle yapılan bir vaat, fiille tamamlanmadığında sadece boşa çıkmakla kalmaz, aynı zamanda insanın karakterine de gölge düşürür. Sözünü tutan insan, yaşamın karşısında dimdik durur. Eylemleriyle konuşur. Ve işte bu insanlar, toplumun sessiz kahramanlarıdır. Belki büyük sözler etmezler ama büyük işler başarırlar. Onların söyledikleri azdır; ama söyledikleri kadar yaşadıkları çoktur. Bir de şöyle düşünmeli: Her söz, bir yol çizer. O yola başkalarını da davet ederiz farkında olmadan. Birine verdiğimiz söz, onun da yönünü belirleyebilir. Bu yüzden yalnızca kendimize değil, başkalarına karşı da sorumluyuz. Söz bir emanettir. Onu tutmak; güveni, itibarı ve insan olmanın temelini korumaktır. Vaatler, sadece gelecek için verilen sözler değil; aynı zamanda bugünle olan bağımızın da bir göstergesidir. Kendimize ve başkalarına ne vadettiğimiz, nasıl bir insan olmak istediğimizi de ortaya koyar. Bu yüzden vaatlerimizi gözden geçirmeli; yerine getiremeyeceğimiz hiçbir sözü sarf etmemeliyiz. Boş vaatlerle dağlar devirmeye çalışmak yerine, küçük ama gerçek bir çiçek büyütelim. Çünkü umut, ancak eylemle beslendiğinde hayatta kalır. Ve insan, söylediklerini yaşayabildiği ölçüde gerçek bir varlık olur. Öyleyse sözü az ama özü derin olanlardan olalım. Sadece konuşarak değil, yaşayarak anlatalım kim olduğumuzu. Eylemlerimiz, sözlerimizin gölgesinde kalmasın. İnsan gibi insan olmak, önce sözünde durmakla başlar. Ve saygı görmek isteyen, önce saygıya layık işler yapmalıdır. Unutmayalım: Vaat, bir niyettir. Eylemse onun gerçeğe bürünmüş hâlidir. Gerçekten niyet ettiğimiz şeyleri, adım adım yaşayıp gerçeğe dönüştürelim. Çünkü en çok buna ihtiyacımız var:
“Sözümüzle değil, duruşumuzla var olmak.”
