İNSAN ELİ

“İnsanın ayırt edici özelliği, her türlü kötülüğü yaptığı el, alettir.”

        George Orwell, Hayvan Çiftliği

Beni hep köprü altlarında öldürüyorlar.

Her zaman öyle olmuştur.

İlk defa 1936’da.

Ormandan kuzey rüzgarını

ve birkaç garip fikri de beraberimde getirerek geldim.

Zira dünya, nadiren kendini belli eden utangaç ziyaretçilerle dolu.

Yanakları kızarmış, gözlerinde uykulu bir ateş var.

Sessiz bir çöküşten kurtulmuş gibi, kürk yorganlara sarınmışlar.

Ve yanlarında her zaman uğursuz bir şey,

dumanı tüten bir şey taşırlar.

 

ÖLÜMSÜZLÜK, KİŞİNİN KENDİ VİCDANINI UTANMAZLIK İLE ELİNDE BULMASIDIR

Ölümsüzlük parçalardan oluşmuştur.

İstemsiz etkiler, görsel kesişimler,

gelişigüzel dağılmış zihinsel fotoğraflardan

oluşan bir albüm.

Yaşamın parçacıklarını ve her şeyi ölümsüzleştiren minik,

tembel betül aydın,

son sayfaları yırtılmış bir polisiye romana dönüşüyor.

Dünyaya aşırı trikotik bir bakış.

Cehennem, Lethem’in bahçesinde

erotik cadılarla başlar,

atıştırmalıklardan mahrum bırakılır,

ölüm dünyasına akınlar,

robot köpeklerle dolu,

eğlenceli ve tekrarlayıcı bir paralel evrende savaştıktan sonra

hayata periyodik dönüşler.

Ölümsüzlük, yorucu soruların titrek ve yaklaşık gürültüsüdür.

Cebimde dizilmiş kirli paraların sesi.

Çok uzaklardan, bir noktadan ibaret olan sıkıcı kartpostallar.

 

EĞER HAYAT SİZE GÜLÜMSÜYORSA, BİR PARESESİ VARDIR

Hayatın güzelliği orada.

Sahne arkasını yönetemeyen insanların olduğu yer.

Ömür boyu yürüyen bireyler,

gözleri bağlı bir şekilde

en çeşitli harikalara bakarlar.

Dünya, başlarında kukuleta,

gözleri kapalı yürüyen kadın ve erkeklerle dolu.

Aslında hiçbir şey görmüyorlar

ama bu görünmez renklere hayranlık duymakla yetiniyorlar.

Gözlemlemek önceliklidir.

Her şeyi gözlemleyin.

Çünkü insanlar sadece gördüklerini sandıkları şeyleri görürler.

 

BİR ZAMANLAR İP ATLADIK, ŞİMDİ SONUÇLARA

Ve birdenbire bazı sonuçlara varıyoruz.

Yıllarca biriktirilenler,

yan taraftan bakıldığında farklı evlerde yaşıyorlardı.

Dolapların ve bodrumların teslim edilmesiyle

birikmiş sonuçlar, yıkılacak hastalıklı tatlı nostaljiyle.

Söylemek ve söylememek arasındaki eski soruya rağmen,

bizi örten ve koruyan ya da tamamen açığa çıkaran mahrem manzaralara rağmen.

Canlı dergilerin yarı özgür seçimlerine,

okuyucuların beklentilerine ve sınırlarına.

Sonuçlar her zaman gelir.

Ahlaki kınamadan,

şevkten veya cüretkarlıktan değil.

Bunu yapmak doğal görünüyor.

Kullanışsız bir manzarayı

veya içinde ölü bir kuş bulunan bir kutuyu

nasıl fotoğraflayabilirsiniz?

 

ALICE’IN YÖNTEMİNE HAYRANIM

Bireyde kendisine zararlı olan veya olabilecek şeylere karşı

hastalıklı bir ihtiyaç duymasına neden olan

kökleşmiş alışkanlık:

  1. içmek, sigara içmek,

oynamak, yemek;

zayıflamış bir anlamda,

kötü alışkanlık, kusur.

Kötü alışkanlıklar, mağazalardan satın alınan

ve sonsuza dek yaşamaya mahkûm

plastik çiçeklere benzer. Yapraklarını dökmeyecek şekilde filizleniyorlar.

Yaşam boyu aynı sıcaklık.

Bir deklanşörden geçen aynı miktarda ışık,

asla doğrudan değil.

Kötü alışkanlıklar paketlenmiş tavuklardır.

Çekici ama varsayımları esnek değil.

Hep aynı olan evlerin kapılarından geçiyorlar.

Aynı hava. Aynı tat.

Bazen güveç kokusu,

bazen boğucu koku,

çoğu zaman çorba kokusu gibi.

Kötü alışkanlıklar kapıyı çaldığında

her şey her zaman son derece normal görünür.

Düzenli açılan şemsiyeler,

lastik çizmelerin ıslak izleri,

öğrencilerin sırt çantalarının buz gibi beyaz bir tabaka ile kaplanması,

bakımsız sakallar ve kesik deriler,

metronun girişinde asılı duran kayıp eldivenler.

Evler aynıydı; yamalı ve gösterişli ekoseli kumaşları,

dev yastıklı hasır koltukları ve göz açıp kapayıncaya kadar

parlamento kavgalarını ve devrilmiş hükümetleri gösteren televizyonları.

Ve sen bütün cevapları bildiğini sandığın anda,

kötü alışkanlıklar bütün soruları değiştirir.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir